`YOGA, İNSANIN KENDİ RUHUNA DÖNÜŞ BİLETİ`

Transandantal Meditasyon, Sahaji Yoga, İntegral Yoga, Amanda Marg, Yoga-feet...
Bilim adamlarının, insanı anlama çabasıyla bir yandan genetik şifre çözülür ve `ölümsüzlük` gibi eskiden hayal olan bir kavrama yaklaşılırken, bir yandan da insanın doğasına, özüne dönerek sonsuz gücünü keşfetmesi,
bunu daha işlevsel hale getirmesi için mistik arayışlar olanca yoğunluğuyla sürüyor, yaygınlaşıyor. Muazzam teknolojik ve bilimsel gelişmelerle birlikte hayatın, insanın yetişemeyeceği kadar hızlı akışında kişi giderek kaybolduğu hissine kapılıyor ve bir an durup gerçek kendini, sade benliğini ve gerçek amacını bulmaya, ya da bunu aramaya yöneliyor. Bütün bu arayışlar, yoga, meditasyon, hipnoz gibi insanın özünü bulma yöntemlerinin
büyük ilgi görmesine ve hızla yayılmasına yol açıyor. Tabii bu da, içinde bu sözcüklerden biri geçen derneklerin, oluşumların, grupların sayı ve çeşitliliğinin artmasına, sonuçta epeyce de kafa karışıklığına neden oluyor. Biraz bu karışıklıktan kurtulmak, biraz da `nedir bütün bunlar` sorusuna yanıt bulabilmek için, önümüzdeki günlerde İstanbul`da yoga konusunda bir konferans verecek olan Prof. Akif Manaf`a sorular yönelttik, olan biteni anlamaya çalıştık... Prof. Manaf, yaklaşık ikibuçuk yıldır İstanbul`da yaşıyor ve yoga dersleri veriyor. İçinde `yoga` sözcüğü geçen ama yoga ile pek de ilgisi olmadığını söylediği faaliyetlerin çoğalmasıyla gerçek yogayı anlatma ihtiyacı duyduğu için böyle bir seminere karar vermiş. Türkiye`de ilk kez verilecek bu seminerde yoga egzersizleri değil ama yoga ile ilgili bilmek istediğimiz her şeye yanıt vermeye çalışacak.

İlk kez, 15 yaşında televizyonda gördüğü bir belgesel programıyla yogaya ilgi duyan Prof. Akif Manaf, 1975`te Moskova`da ekonomi eğitimi aldığı sırada bir Hintli hoca ile tanışır ve ondan özel dersler almaya başlar. Böylece yogaya olan ilgisini uzmanlığa dönüştürmede ilk adımları da atmış olur ve SSCB`nin dağılmaya başlamasıyla birlikte 1989`da Hindistan`a gider. Bu arada ekonomi eğitimini tamamlamış, bilim adamı olmuş ve felsefeyle yakından ilgilenmiştir. Tabii dinleri ve ateizmi de. Çünkü o sıralarda Sovyet okullarında bilimsel ateizm dersleri verilmektedir. Veda Uygarlığını, felsefesini incelemiş, `aydınlanmış insan` demek olan Ari ve Ari Uygarlığı`nı yakından tanımıştır. Hindistan`da on yıl kalan ve Himalayalar`a da giderek orada yoga hocalarıyla yaşayan Prof. Manaf, ilk kez 1996`da, davet üzerine Türkiye`ye gelir ve küçük gruplara konferanslar verir. Avrupa`dan da aynı şekilde davetler alıp pek çok ülkede konferanslar vermeye başlar. Zaten Himalayalar`daki ustaları da ona bunu öğütlemiştir.

Bu seyahatlerinde Türkiye ve özellikle de İstanbul onu çeker. Bunu, "Her yerin bir enerjisi, frekansı var. Buranın enerjisi beni çok çekmeye başladı. İstanbul`un potansiyel, pozitif bir enerjisi var; bu hem coğrafya ile hem astroloji, yıldızlarla bağlantılı bir şey" diye açıklıyor.
Böylece 1999 sonlarında Türkiye`ye yerleşir ve resmi olarak yoga dersleri vermeye başlar. Prof. Manaf, halen Erenköy`de High PerFormonce`da yoga dersleri vermeyi sürdürüyor.

Yüzyıllardan beri ve günümüz dünyasında da insan ve evrene ilişkin iki ana bakış açısı olduğunu söyleyen Prof. Akif Manaf, "Birincisi modern bilimin bakış açısı; bilgilerin insan tarafından üretildiğini savunur. Diğeri de bilgilerin insana ve evrene verilmiş ve verilmekte olduğunu savunur. Çok zaman bu iki bakış açısı arasında savaş gibi bir şey var, birbirini inkâr etmeye çalışır. Bana göre ikisi de var, kutsal kitaplarda bilgiler verilmiş, diğer taraftan da insan kendi zekasını kullanarak bu bilgileri hem anlayıp açmaya çalışıyor hem de geliştiriyor. Ama ne bütün bilgiler insan üretimidir ne de hepsi evrene verilmiştir."

Yoganın, evrenin başlangıcında `verilmiş bir bilgi` olduğunu söyleyen Prof. Manaf, son yıllarda insanların eski kitaplara, eski bilgilere daha fazla yöneldiğini, bunlara ilginin arttığını anımsatıyor ve ekliyor:
"Evrensel ruhtan kopup yeryüzünün karmaşasında yaşamını sürdüren ama yine evrensel ruha dönmek, onunla bütünleşmek, iletişim kurmak isteyen insan için yoga bilimi dönüş biletidir."

Yogayı Sanskritçe kaynaklardan okuyarak öğrenen ve şimdi bu bilgileri bir kitapta toplamaya başlayan Prof. Akif Manaf`ın bu semineri vermesinin nedeni, farklı farklı isimler altında yoganın başka türleri varmış gibi gösterilerek eksik öğretilmesinin önüne geçmek. `Aştanga` denilen sekiz basamağıyla yoganın bir bütün olduğunu ve bunlar tamamlanmadan gerçekleştirilen faaliyetlere yoga denilemeyeceğini belirten Manaf şunları söylüyor:

"Bu basamaklardan egzersizler kopartılarak, yeni bir yoga üslubuymuş gibi gösteriliyor. Özellikle son 20-30 yıldır bu çok yaygınlaştı. Bu, yoganın bütününü bozuyor ve etkisini azaltıyor. Mesela meditasyon yoganın yedinci basamağıdır ve yavaş yavaş yaklaşılmalıdır. Önceki basamakları geçmeden hemen meditasyona atlama, insanın bilincini, zekasını etkileyebiliyor ve olumsuz da etkileyebiliyor. Negatif etkilerden arınmadan meditasyona geçmek, negatif şeylere de odaklayabilir insanı. Bu yüzden de bazı bilim adamları makaleler yazıyor, meditasyonun kötü etkileri var, diye. Haksız da sayılmazlar."

Bir de yoganın sadece bedensel çalışmalarının uygulandığı bazı kurumlar olduğunu, bu egzersizlerin de doğru sırayla yapılmadığı zaman insana fiziksel zarar verebileceğini söylüyor Prof. Manaf. Doğru nefes, doğru konsantrasyonu öğrenmeden, mesela baş aşağı duruşa geçmenin insan için tehlikeli olduğunu anımsatıyor.

Yoganın bir din olmadığını, bilgiye dayanan, mantığa bağlı bir çalışma sistemi olduğunu ve çok güçlü evrensel felsefeye sahip olduğunu söyleyen Prof. Akif Manaf, "Ama mevcut dinlerin hepsinde yoga teknikleri kullanılır;
nefes, duruşlar, meditasyon. Namaz da sonuçta bir meditasyon biçimi. Yoga teknikleri dinlerde kullanıldığı için ortaya yoga din mi diye tartışma çıkıyor. Hayır, değil" diyor.

Özel dersler vermemeye özen gösteriyor Prof. Manaf. Bunu da, işi çıkar sağlamaya götüren bazı kişi ya da derneklerin yaptığıyla aynı noktaya gelmemek için yapıyor. İnsanların, beklentilerine bağlı olarak hemen sonuca ulaşmak istediğini söyleyen Manaf, bir de örnek veriyor: "Bir bey geldi mesela bana, `hemen telepati kurmak istiyorum` diye. Ben de o aşamaya gelmek için bir-iki sene çalışması gerektiğini söyledim, `o egzersizleri öğretirim ama hemen böyle bir şey olmaz` dedim. İki hafta geldi, sonra bıraktı. Çağdaş insanın acelesi var, yoga ise sabır öğretiyor."

Aslında yoganın çeşitlenmesi de bundan kaynaklanıyor. Kimsenin bir-iki sene meditasyona başlamak için egzersiz yapıp çalışmaya zamanı ve sabrı yok... Prof. Manaf, bunu şöyle ifade ediyor:

"Bir taraftan yoganın çekiciliği de bu. Bu sekiz basamakta her türlü egzersizler ve derin felsefe olduğu için farklı insanları etkiliyor. Kimisi vücudunu güçlendirmek istiyor, kimisi sağlam kalmak, kimisi derin zeka gücüne
erişmek istiyor, meditasyon istiyor, kimisi mistik şeyler istiyor. Bu da yoganın çeşitlenmesine neden olmuş zaman içinde. Ama yine de orijinal yoga eğitiminde bu tavsiye edilmiyor. Çünkü insan gelişmesini basamak basamak yapmalı. Bu, modern eğitimde de böyle; fiziği öğrenmek istiyorsak a-be-ce’sinden başlarız, temel bilgileri alarak. Hemen kuantum fiziği öğrenmeyiz."

Daha önce sadece yogayı öğreten seminer ve konferanslar veren Prof. Manaf, zaman geçtikçe, insanları görüp konuştukça suiistimalden korunmak için bu konuda bilgi verilmesi gerektiğine karar vermiş. Ve bunların açık açık konuşulması için bu semineri veriyor. Bunun için Festiva`yı seçmesinin nedeni de daha önceki organizasyonlarını görüp geniş bir bakış açısına sahip olduğuna kanaat getirmesi.


PORTRE / Prof. Dr. AKİF MANAF

1958 Bakû, Azerbaycan`da doğdu. Moskova Ekonomi Enstitüsü`nde Sibernetik Ekonomi öğrenimi gördü, ekonomi ve matematik üzerinde uzmanlaştı ve ekonomide `master` unvanı aldı. 1994`te felsefe doktorasını tamamladı. Daha sonra da Kalküta, Hindistan`da `Bahtivedanta Araştırma Enstitüsü`nden profesörlük unvanı aldı. Bu enstitüde İngilizce olarak ekonomi, sosyoloji, felsefe ve kozmoloji dallarında eğitmenlik yaptı. Bu konularda yazdığı çeşitli kitapları mevcuttur.

Prof. Manaf ilk Yoga eğitimine 1975 yılında Moskova`da başladı. Daha sonra Uzakdoğu felsefelerine duyduğu ilgi dolayısıyla 1989`da Hindistan`da yaşamaya başladı. Çeşitli yoga hocalarından dersler alarak, `Yogi`lik
mertebesine kadar ulaştı. 1994`te Uluslararası Yoga Akademisi`nden `Yoga Eğitmenliği` sertifikası aldı. 1995 yılında, Himalaya aşramında bulunan Maha-Vişnu Maheş Yogi hoca tarafından kendisine `büyük yogi` anlamına gelen `Maha Yogi` ismi verildi. Şu anda Türkiye`de Yoga dersleri vererek, bu bilgi ve deneyimlerini aktarmaya devam ediyor.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN