BAMBU TABUREDEN NOBEL`E

Bangladeşli ekonomi profesörü Muhammed Yunus’un kendisine geçtiğimiz günlerde Nobel Barış Ödülü kazandıran hikayesini bir kitapta kendi ağzından aktarıldığı biçimde (bugünlerde gazetelerde yer alanlardan farklı bir boyutta) okumuştum.

Yunus, ekonomi doktorasını ABD’de yapmış çiçeği burnunda bir profesör olarak anavatanında üniversitelilere gayet şık ekonomik kuramlar öğretirken çevresi dışına çıkıp da ülkenin açlıkla savaştığını görünce, yaptığı işin açlık ve sefalet çeken insanların yaşamlarına hiç mi hiç katkısı olmadığı gerçeğiyle sarsılmış. Bundan sonrasını, nasıl bambu tabure yapan kadına borç verdiğini, kadının borcu geri ödediğini, mikrokredi kavramını nasıl geliştirdiğini basında okuduklarımızdan biliyoruz.

Yoksullara mikrokredi verme girişiminin ona deli gözüyle bakan “Dünyayı sen mi kurtaracaksın? Hayatta bu iş yürümez” kafasındaki pek çok “aklı başında” banka müdürü tarafından kösteklendiği ise, pek gazete başlıklarında yer almadı. Fakirlerin güvenilmez olduğu yönünde eğitilmiş banka müdürlerinin kafasından, aldığı tüm olumlu sonuçlara karşın bu görüşü atamayacağını anlayan Yusuf, “Madem ben bu insanlara güveniyorum, neden kendim bir banka kurup onlara kredi vermeyeyim” diye düşünmüş. Ona Nobel Barış Ödülü’nü kazandıran sonun başlangıcı işte bu olmuş. 

Yola çıkarken Yunus’un onu benzersiz kılan amacı elbette Nobel kazanmak değildi. İnsani bir ihtiyacı karşılamayı hedefledi ve iç sesini dinleyerek insanlara güvendi. İlk yaptığı, yoksul birilerine 27 dolar borç vermek oldu. Bundan daha sıradan bir eylem olabilir mi? Onu sıradışı yapan ise, katı bir kanaate takılmayıp karşısındaki soruna taze bir zihinle bakabilmesidir. Duyduğu güvenin kendisi güvenilirliği yarattı. Tıpkı gürül gürül akan bir şelalenin doğru yöntemle elektrik enerjisine dönüştürülebileceği gibi.

Sözünü ettiğim kitap, dünya çapında tanınmış konuşmacı, yazar Stephen R. Covey’nin , 8’inci Alışkanlık: Bütünlüğe Doğru (Sistem Yayıncılık, Mayıs 2005) adlı eseridir. Covey kitabın ilk bölümünde “Belki de en önemli vizyon bir benlik duyusu geliştirmektir; kendi kaderinizle ilgili bir duyu, eşi benzeri olmayan misyonunuz ve bu hayattaki rolünüzle ilgili duyu, bir amaç ve anlam duyusu geliştirmek” der ve bu bağlamda Yunus’un hikayesine geniş yer verir.

Hayatının misyonuyla ve benliğiyle ilgili duyuları keskinleşmiş bir insanın, yani “kişisel gelişimini bütünlüğe taşımış, tamamlamış” birinin suya attığı minik taşın oluşturduğu küresel gelişim halkalarının resmidir… Düşünmeye değer.

Çağlayan Erendağ, 17 Ekim 2006
Sosyal Kitaplar Yayın Yönetmeni
Sistem Yayıncılık

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN