BEYOĞLU?NDA BİR CÜMBÜŞ

İstanbul, içeriğinde her denizden bir parça bulunduran Marmara'yı kucakladığı için balık yönünden her dem zengin bir çeşitliliğe sahip oldu. Bugün eskiye oranla balık çeşitlerinin azalmasına karşın lüferi, çinekopu, kalkanı ve barbunyasıyla durumu idare eden İstanbul, geçmişte balık pazarlarıyla da ünlüydü.

 

Bilinen ilk pazar Eminönü Meydanı'nda kuruluydu. Bizans ve Osmanlı dönemi boyunca varlığını sürdüren pazar, Cumhuriyet döneminde, 1958'de istimlak kurbanı oldu.

Yıkımın ardından balıkçılara Mısır Çarşısı'nın batı cephesinde yer alan dükkanlar tahsis edildiyse de pazar bir daha asla eski canlılığına kavuşamadı. 17. yüzyılda İstanbul'a gelen Thevenot ve Le Bruyn gibi Batılı gezginlerin yazdıklarına göre Osmanlı döneminde Galata'da da bir balık pazarı bulunuyordu. Yazılanlara göre Eminönü'ndeki pazardan daha büyük ve canlı olan pazar, bugüne ulaşamadı. Bugünse İstanbul'un en büyük balık pazarı Galatasaray'da Sahne Sokak'da yer alan Beyoğlu Balıkpazarı. Sultan Abdülaziz zamanında kurulan bu pazar, Beyoğlu sevdalısı İstanbulluların gelip geçerken alışveriş yapmadan edemediği bir cümbüş. Sağında ünlü Çiçek Pasajı'nın (kuruluşu 1876) yer aldığı Balıkpazarı, hemen girişinden fışkıran canlılığıyla gelip geçeni kapıverir. Bir süredir giyim ve süs eşyalarının da satıldığı pazarın en eskisi elbette ki balıkçılar. Sonra 25 yılda kokoreç mevzusunu legalleştiren kokoreççiler geliyor. İstanbul?lunun ilk caneriğini, ilk bademi, mevsimi başlar başlamaz görüp de tadabildiği yer olan, Balıkpazarı'nın mensupları, değişen alışkanlıklara göre her yıl giderek farklılaşıyor. Mesela közde patatesçiler. Pazara son olarak giriş yapan bu yeni yiyeceğin satıcıları kokoreç ve midyecileri bastırmak istercesine, Balıkpazarı'nın girişinde avaz avaz mallarını tanıtıyor.

Eskiden bütün pazara yayılan çiçekçiler de aynı yerde. Ardından kokoreç ve midye tavacılar ile sokağa serpiştirdikleri masalarda zevkle yiyip içerken etrafı seyredenler geliyor ki, burada yiyip içmenin ayrı bir keyfi var. Hemen yandaki sokağın ünlü meyhaneler sokağı Nevizade olması da geçerken buraya kapılmayı önleyemiyor. Balıkpazarı'nın sokağa atılıvermiş biraz minyon masalarında aperatif gibi bir bardak bira, şarap ya da rakı içip, gelen geçen eş dostla kucaklaşmak, İstanbul meraklısı turistlerin aç gözlerle tezgahlara bakışını seyretmek ayrı bir zevk. Onca ses ve görüntünün arasında kendinizi tüm dünyadan uzakta hissedebilmeniz dahi mümkün.

 

Her türden mezenin içeriğinde bulunan hemen her şeyin en iyisinin yer aldığı mütevazı görünümlü dükkanlar, daha ziyade kuytuluğu insanın içini serinleten ara sokaklarda yer alıyor. Bu yıllara ve yılların getirdiği değişime meydan okuyarak kendiliklerini koruyan dükkanlarda Anadolu'nun envai çeşit peynirini, pastırmasını, sucuğunu, tereyağını ve balını bulmak mümkün. Haftalık lakerdasını, balığın yanında yumurtasını, çirozunu halen buradan alan eski İstanbul?luların yanında birçok yeni müşterisi de var pazarın. Çünkü Beyoğlu'nun yeni müdavimi de çok, hatta pek çok. Baharatçıların yer aldığı sokağın çeşnisi ise Mısır Çarşısı'nı aratmayacak zenginlikte. Balıkpazarı öteden beri her zaman en özel ve kıymetli şeylerin bulunabildiği yer oldu. Balık, sebze, meyve ve bir de şarküteri. Bir zamanlar yalnızca Balıkpazarı'nda bulunan, ancak şimdi şehrin her yerinde şubesi olan Şütte'ye girdiğinizde, hangi yiyeceğe bakacağınızı şaşırırsınız. Eşsiz salam ve jambon çeşitleri, leziz peynirleri, Çerkez tavuğunun en alaşım da içeren meze çeşitleriyle Şütte vazgeçilmezdi, hala da öyle. Beyoğlu Balıkpazarı, yiyeceğin envai çeşidini barındırmasının yanı sıra satıcılarının rengarenk canlılığına karşın içine saklanılabilecek kuytuluğu ve belki de en önemli özelliği olan geçmişin biricikliğiyle, İstanbul'un en güzel alışveriş ve keyif ortamı. Zaman içinde, her şey gibi çok değiştiğini düşündürtse de Balıkpazarı vazgeçilmez.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN