HER ÇOCUK DÜNYAYI YENİDEN KEŞFEDER

Büyükler çocuğun kendi deneyimlerinden yararlanmasını ister ama bu istek çocuklar için geçerli değildir. Çocuklar kendi yollarından öğrenirler, doğru biçimleri yanlış biçimleri deneye deneye bulurlar, hedefe daha yakın demek de istediklerine göre değişir. Biz büyüklerin temel yanlışlarından birisi de ?çocukların bizden öğrenmek zorunda olduklarıdır.?

Amerika'yı yeniden keşfetmek deyimini, bilinen bir işi yeniden öğrenmeye çalışıp zaman kaybetmek anlamında kulanırız. Deyim hem eleştiriyi hem de öneriyi kapsar. İşte bu deyim çocuklar için geçerli değildir. Her çocuk Amerika'yı yeniden keşfetmek zorundadır. "Bak bunu benden önce keşfemişler, ben bunu öğrenmeyim de yeni keşiflere bakayım" demez. Onun için de çocuk davranışındaki şu iki ilkeyi önemle öğrenmeliyiz:.

* Her çocuk dünyayı yeniden keşfeder.
* Her çocuk dünyayı kendisi için yeniden keşfeder.

Çocuk gelişiminin temeli de bu iki ilkede gizlidir. Biz büyüklerin çocuk gelişiminde anlayamadığımız da budur. Her büyük, çocuğun kendi deneyimlerinden yararlamasını ister ve çocuğun bu deneyimlerin üzerine kendi deneyimlerini eklemesini, böylece "hayatı daha kısa yoldan, daha doğru biçimde, hedefe daha yakın öğrenmesini? kolaylaştırmaya çalışır. Oysa, büyüklerin bu istekleri, bu doğrultuda çalışmaları çocuklar için ?anlamlı? değildir.Çocuklar için "kısa yol? yoktur, "doğru biçim? araştırılmalıdır, hedefe daha yakın olmak belirsiz bir şeydir.

Çocuklar "kendi yollarından? öğrenirler, doğru biçimleri, yanlış biçimleri deneye deneye bulurlar, ?hedefe daha yakın? demek de, istediklerine göre değişir. Biz büyüklerin temel yanlışlarından birisi de ?çocukların bizden öğrenmek zorunda oldukları'dır. Elbete çocuklar bizden pek çok şey öğrenirler, biz öğretmek istemesek de öğrenirler, ama asıl biz çocuklardan çok şey öğrenebiliriz ve öğrenmeliyiz. Çocuk düşüncesinin henüz kalıplara otumamış yaratıcılığı, çocuk duygularının baskılanmamış doğallığı, çocuk davranışlarının içtenliği biz büyüklere ?erişkin olmaya çalışırken neleri kaybettiğimizi? düşündürmelidir.

Paulo Coelho, "Ben yolumu kaybettiğimde bir çocuğun gözlerine bakarım" der. Çünkü bir çocuğun yetişkinlere öğretebileceği üç şey vardır: Nedensiz mutlu olmaları, her zaman kendilerini meşgul edecek birşey bulmaları ve elde etmek için var güçleri ile dayatmaları.

Günümüzde "bir çocuk büyütmek" yeni bir anlam kazandı. Artık ";dünyaya bir çocuk getirmek? bir dizi sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bebeği sağlıklı büyütmek, doğduğu anda başladığı kabul edilen eğitimini doğru yapmak, düşünsel gücünü, zekasını geliştirmek, duygularını geliştirmek, örselememek, doğru zamanda sosyalleşmesini sağlamak, ileriki yaşlarına doğru hazırlamak, hayat için gerekli donanımı hazırlamak. Anneler ve babalar eskisine göre çok daha farklı bir anlayışla ?Çocuk Gelişimine? önem veriyorlar, kitaplar okuyorlar, programlar izliyor, toplantılara katılıyorlar. Ama anlayış değişikliği yeterli oluyor mu? Alışkanlıklar ne denli etkisini sürdürüyor? Davranışlar değişiyor mu? Beklentilerimiz nedir ve çocuklarımızdan neler bekliyoruz?

Büyüklerin beklentileri...

Bugünlerde televizyonlarda gösterilen bir banka reklamı var. İki erkek çocuğu, iki kardeş, evin deposunda buldukları tahtalarla bir oyuncak at yapmaya girişiyorlar. Biri 8-9, kardeşi 6-7 yaşlarında iki afacan. Planlar yapıyorlar, ölçüp biçiyorlar sonra da kendi bildikleriyle oyuncak atı yapıp üzerine biniyorlar. İleri geri dehleyip dururken uyduruk at yıkılıyor, iki kafadar düşüyorlar. Bu durumu uzaktan izleyen dedeleri gülümsüyor. Ertesi gün yataklarından kalkan iki kardeş, bahçede yeni bir tahta at görüyorlar. Dedeleri onlara güzel tahtalardan yeni bir at yapmış, boyamış, onlar da heyecanla bahçeye koşup ata binip sallanmaya başlıyorlar. Reklamın amacı, bir bankanın da buradaki dede gibi insanları yalnız bırakmayıp ?dostça yardım?da bulunacağı.

Reklamdaki ana düşünce büyüklerin çocuklara bakışını çok güzel yansıtıyor. Çocukların yapamadığını büyükler yapar, onlara sunarlar. Ama çocukların yetişmesi açısından reklamdaki düşünce çok yanlış. Çocuklar kendi yaptıkları attan çok daha zevk alır, yıkılan atın yerine yenisini yapmaya çalışırlar. Dedenin yapması gereken de onlar uyurken onlara at yapmak değil, çocukları yeni bir at yapmaya teşvik etmek, bunu yaparken de küçük yardımlarla yol göstermek olmalıdır. Çocukların yapıcılığı böyle desteklenecek, özgüveni böyle kazandırılacaktır. Çocuklar kendileri yaparak, deneye deneye yaparak hem hayatı öğrenecek, hem neler yapabileceğini öğrenecek, hem de başarısız kalmanın nedenleri üzerinde düşünmeye başlayacaktır. Çocuklara at yapmayı değil de başkalarının yaptığı ata binmeyi öğrettiğimiz zaman, ileride de hep başkalarından bekleyen, hazıra konmaya alışmış erişkinler yetiştiriyoruz.demektir.

Büyüklerin çocuklarından bekledikleri de, onların hayatları üzerinden kendilerine sağlanacak gurur payıdır. ?Çocukların başarısı? adı altında beklenen, ?en zeki çocuk olmak?,"üstün zekalı olmak?, ?en başarılı öğrenci olmak?, "grubunun lideri olmak?, "parlak öğrenci olmak? artık günümüzün rekabetçi yaşama otramının yeni öğretisidir. "Daha..ve en..kültürü" dediğim bu yeni kültür, tüketim toplumunun, insanları ancak başkalarından "daha üstün? ve ?en başarılı? olduğu zaman ödüllendiren yaygın öğretisidir. Bu kültür insanları o denli korkutmaktadır ki, hırslı, rekabetçi ve saldırgan olmayan çocukların anne ve babaları ?yoksa benim çocuğum pısırık olup, hayatta başarısız mı kalacak?? diye kaygı duymakta, çocuğunun paylaşımcı, verici ve eşitlikçi davranışlarından rahatsız olmaktadır.

Sosyo-ekonomik düzeyi düşük aileler, çocuklarının kendilerinden daha iyi bir hayat sürebilmesi için onların okuyup adam olmalarını isterken, bu düzeyi ortanın üstünde ya da yüksek aileler de çocuklarının bu yeni hırslı rekabet dünyasında nasıl bir donanımla başarılı olabileceklerini kaygıyla düşünmektedirler. Her iki kesimde de çocuklarının özgün yapıları, özgün yetenekleri, özgün ilgi alanları göz ardı edilmekte, çocuğun nasıl mutlu olabileceği konusu ise dile getirilmekten bile kaçınılan bir soru olarak bilinmeyen bir yerlere gönderilmektedir. Böylece çocuk anne babalarının beklentileri, rekabetçi ve gelecek korkusu yaşanan bir sosyal ortamda "çocuğu böyle bir dünyaya hazırlamak? öğretisiyle biçimlenmektedir.

Hemen belirtmek gerekir ki, bu durumdan sorumlu olanlar anneler ve babalar değil, onları da bu rekabete ve korku duymaya yönelten sistemdir. Sistem, küreselleşen dünyadaki başarıyı hırslı bir rekabete, daha çok tüketmeye koşullandırmakta, insanları da bu koşullara ayak uydurmaya zorlamaktadır.

Eğitimde gerekenler

Ancak,anne ve babaların yapması gereken, bu koşullara teslim olmak değil, tersine bu koşulları insancıl bir dünya için değişmeye zorlayacak tutumları benimsemek ve hayata geçirmektir. Onun için de 0-6 yaş arası çocukların eğitiminde çocukların dünyayı kendileri için keşfetmelerine yardımcı olunmalıdır. Çocukların isteme, öğrenme, yapma, deneme, yanılma, yeniden deneme, tanıma, bilme, sorma, gülme, oynama, konuşma, yeme, uyuma istekleri odak yapılarak gelişmelerine yardımcı olunmalıdır. Çocuklar dünyaya büyümek ve gelişmek için gelmişlerdir. Bizim yapmamız gereken onların bu güdülerini anlamak, keşfetmek ve onlara yardımcı olmaktır. Büyükler çocukları yönetmekten vazgeçmeli, onların kendilerini yönetmelerini desteklemelidirler.

Çocukların motor alanda, duyular alanında (görme, duyma, dokunma, koklama, tatma), bilişsel alanda, dil alanında, kişilik alanında, sosyal ilişkiler ve iletişim alanında gelişmesi için ne yapılacağı, nasıl yapılacağı ve neden öyle yapılacağı bilinmelidir.

Çocuğun yapması gereken her şeyi nasıl yapacağı çocuğa öğretilmeli, yapabildiği her şey ona bırakılmalıdır. Amaç, çocuğun her şeyinin mükemmel olması değil, onun özgüven, özdeğer ve özsaygı kazanmasıdır. Ama bunun yolu, yordamı nedir?

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN