HOMEOPATİ

Homeopati, tamamlayıcı tıbbın en büyük öğelerinden biri, dahiliyesi olarak da geçer. Yalnız, bazen mecburen tercüme edemediğimiz kelimeleri kullanmak durumunda kalacağız.

Çok kısaca söyleyeyim; ben bunun eğitimini Fransa?da Enstitü dé Biositumilation?da yaptım. Sonra bu enstitüyü, Universite dé Humanity, İnsanlık Üniversitesi adı altında değiştirdiler. Değişik merkezlerde, Moskova da dahil, merkezleri vardır. Sadece homeopati eğitimi verirler.

Homeopati?nin başlangıcı 1950?lerde. Maalesef, kimya sanayii New York?ta kurulurken Rockefeller 1950?de 16 tane homeopati okulunu kapattırıyor. Çünkü homeopatinin aslı, bitkiler, mineraller ve hayvansal özlerdir, çok ucuz bir şeydir. Sonra 70?li yıllarda tekrar depreşiyor ve Avrupa?ya geliyor.

Bunları söylerken, tekrar insan bedeni ve yapısını kısaca gözden geçirelim.

İnsan yaşamında, canlı yaşamda bir bipolarite vardır. Hayat bir titreşimler silsilesi içinde yürür. Bipolarite dediğimiz şey, yukarıdan kozmik enerjiyi, aşağıdan toprak ana enerjisini alırız, hara noktasında birleşir, pleksüsoler dediğimiz güneş veya ana enerji merkezimizi yapar. Ama iki kulağımız, iki gözümüz, bize göre çift kalbimiz vardır (karaciğeri de biz kalp olarak görürüz). Her şey polariteler içinde yürür. Ama, bir de üç bölümlülük vardır. Şimdi dikey organizasyon, karşıt ve birbirini tamamlayan metabolik kutup, yani nörosensodiyel kutup dediğimiz, santral sinir sisteminin içindedir. Ayrıca bir de ritmik kutbumuz vardır. Yaşıyoruz ve çalışan bir organizma içindeyiz.

Bir de dört bölümlülük ortadadır. Burada organik yapının tamamı, yani mineraller, eterik beden dediğimiz, ki hepimiz elimizi vücudumuza üç beş santim yaklaştırdığımız zaman bir ısı alırız, bu eterik bedendir. Astral beden dördüncü boyut olarak geçer, yani zamansızlık. Astral seyahat yapanlar, 1453?ü de, 3525?i de aynı anda yaşayabilirler.

Bir de benliğimiz var, malûm, vazgeçemediğimiz egomuz var.

İnsan organizmasını dört metabolik katman, bunları uyumlandıran da üç organizasyon sistemi içinde yedi katmanda inceleriz.

Dört metabolik sistem: sindirim sistemi, damar dolaşım sistemi, salgı sistemi, duyu organlarını idare eden ve ritmikleştiren, titreşimler içinde çalıştıran parasempatik sistem... Endokrin sistem, epifiz ve hipofiz ve santral sinir sistemi; bu dört katmanı bu üç ara katman işletir ve çalıştırır.

Homeopati nedir?

Homo-homeo deyince insanlar, insanlık patolojisi gibi algılıyorlar. Aslında homeos = benzer, patos = çekilen acı?dır. Homeopati de benzer çekilen acılar anlamında kullanılır. Hipokrat?tan beri olan bir işlem.

Hipokrat?ın bize söylediği şey, bir natura medikatrisimiz var: otonom biyolojik sistemler kavramı. Burada iki şeyi kullanıyoruz; ya aleopati yapıyoruz veya homeopati yapıyoruz. Aleopati bugünün tıbbının kullandığı kimyasallar.

Homeopatiyi Batı dünyasına kazandıran Dr. Samuel Haneman. Benzeşimler ve benzerlikler kanunu üstünde çalışır. 2500 doğal madde seyreltilerek, dinamize edilerek belli bir protokolde fizik, fizyolojik, psikolojik, objektif ve subjektif tüm belirtileri göz önünde bulundurarak kullanılır. Dolayısıyla, bizlerin bir konsültasyonu en az bir saattir, birbuçuk, iki saat biz hastayı sorgularız.

Vücut dengesini bozduğunuz zaman böyle durumlarla da karşılaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla, biz ha bire vücudu dengelemeye çalışıyoruz. Herhangi bir maddenin, doğal bir maddenin sağlıklı ve duyarlı kişide meydana getirdiği belirtilere patogenezi deniyor. Hannemann da bunu kendi üstünde şöyle denemiş: O zamanın tek ilâcı kinin, kunina kinina. Kinin de nedir? Söğüt ağacının kabuğundan elde edilir. Tutmuş bir tane kinin almış, başı ağrımış; ikinci kinini almış başının ağrısının geçmesi için, evet başının ağrısı geçmiş ama, artı doz olduğu için toksik tesir başlamış. Dolayısıyla, aklına gelmiş, ikinci kez aldığı dozları ?altı yıl sürmüş bu çalışması- sulandırarak, incelterek almış. Sonra da Archimet gibi ?buldum? diye fırlamış. Yine hekimliğe başlamış. Çünkü o sırada hekimlik yapamıyor, herkes kendi bahçesinde ot, kök yetiştirdiği için herkes kendi kendinin hekimi. Atının terkisine koymuş ilâçlarını, dıgı dık, dıgı dık, köy köy hekimliğe başlamış.

Çok kullandığımız, neredeyse hepimizin evinde bulunan, karbovejetalis, yani odun kömürü.. biz bunu bağırsak sorunlarında kullanırız. İlk köydeki bir ishale (diyare hastasına) karbovejetalis vermiş olduğu ile son köydeki vermiş olduğu aynı belirtili hasta arasında iyileşmede fark olmuş. İlk köydeki iyileşmemiş, akşam gittiği son köyde iyileşmiş. Orada homeopatinin temeli atılmış, dinamiscus dediği çalkalama metodunu getirmiş. Çünkü atın terkisinde, hazırladığı preparatlar bütün gün boyunca çıkı dık, çıkı dık çalkalanmışlar.

Homeopati üç temel metot üstüne kuruludur. Benzerler kanunu (prensip), bütün belirtiler ve bulguların elden geçirilmesi, dinamize edilmiş mikro doz kullanımı; aslı bu. Peki, biz bunu nasıl yapıyoruz?

Aynalı kanunu metotlardan bir tanesi. Bir maddenin yoğunluğu sınırsız olarak, sulandırılabilinir. Aynı madde kullanılır. Güvercin üstünde denemişler, arsenicum album, arsenik anhidratını güvercine verince hayvan zehirlenmiş. Aynı arseniği belli protokoller dahilinde on bin kere sulandırıp verdikleri zaman, arsenik zehirlenmesinin semptomu (belirtisi) ortadan kalkmış. Örneğin, arı ne yapar? Gelir, sokar. Ne olur? Acır, yanar, kızarır ve şişer. Bu bir semptomdur. Abismelefolika, arı zehirini on bin kere, yirmi bin kere veya beş bin kere ?durumunuza göre- sulandırıp verdiğiniz zaman, buradaki bütün belirtiler ortadan kalkıyor.

Ancak, benzerler kanununda ise, daha geniş kavram, arı zehirlenmesinde veya arının soktuğu yerdeki bu yangı hemen hemen hepimizin yazın başına gelen bir iş. Sohbete dalıyorsunuz plajda, 20 dakika sonra bir bakıyorsunuz istakoz gibi kızarmışsınız. Belirti nedir? Yanar, acır, şişer, kızarır. Demek ki, arı zehirlenmesi ile güneş yanığı arasındaki semptomlar, belirtiler aynı. O zaman, biz güneş yanığına da arı zehiri veririz.

Ama zonada, arada farklılıklar oluşmaya başlar. Zona bölgesinde soğuk uygulamasıyla hasta rahatlarsa, apismelifolikadır. Geceleri ağrısının daha çok artıp sıcakla rahatlamasında ise, arsenik anhidratı kullanılır.

Dikkat ederseniz, belirtiler giderek ayrışmaya başlıyor.

Peki, bunları biz herkese nasıl uygulayacağız? Birimiz sarışın, öbürü yeşil gözlü, biri kısa, öbürü uzun, kalın kemikli, ince kemikli, şişman, zayıf; bir sürü tiplemelerimiz var. Tıpta insanları tiplere göre ayırıyoruz.Bizim kullandığımız Dr.Nobel?e göre olan üç tiptir.

Karbonik tip, okuduğunuz gibi, eklemleri katı serttir, dişleri beyaz kare biçimlidir, kolları bacakları kısadır, parmakları kısadır, kolunu açtığı zaman kol tam açılamaz, açılı kalır. Karbonik tipin mantalitesi, sabırlıdır, inatçıdır, metodiktir, sebatkârdır.

Fosforik tip; daha incedir, esnek eklemlidir, mantalitesi sinirlidir, hassastır, hayalcidir, çabuk yorulur, kolunu düz açar.

Friorik tip; ince uzun, asimetriktir. Bazılarımız bacağını alır ensesine koyabilir, esnektir. Dengesiz, düzensiz, sezgileri kuvvetli olanlardır.

Bundan başka dört tane de diyatezimiz var. Biz bunu sendrom olarak Türkçeye çevirebildik, çünkü Batı dünyasında buna herkes diyatez diyor, ama karşılığını ancak sendrom demekle anlatabilirim.

Pisorik tip, tüberkülinik tip, lüetik tip, psikotik tip. Bunlar nedir? Tüberkülinizmi anlatalım, hepimiz bunu bildiğimiz için, malûm verem. Veremli tip; bu tipe girenler verem hastası değiller, ama sanki de veremli gibi ince, avurtları çökmüş, soluk benizli kişilerdir.

Homeopatide biz böyle indirgiyoruz. Önce yapıyı, sonra da bu diyatezleri çok iyi bilmemiz lâzım. Neden diyeceksiniz?

Meselâ pisorik tip, üç ana patoloji gösterir. Değişken deri mukoza patolojileri, eliminasyonla kendini daha rahat hisseder, dolayısıyla bazı obesiteler pisor tiptedirler. Terleyerek atar, diyareyle atar, regl?den sonra çok daha iyi hisseder insan kendini. Karbonik tiplerde daha çok görülüyormuş, üritiker astım, işte psürioziz, yani sedef, hemoroid, saman nezlesi, egzama gibi patolojiler çıkarır.

Neropisişik dengesizdir tüberkülinikte.

Meteorolojik hassastır, eyvah yağmur geliyor mahvoldum, ağrılarım başlayacak; en büyük semptomlarından biridir. Tiroid bozuklukları, hipo, hiper troid T3, T4 yaparsınız normaldir T3, T4, ama troidin bütün semptomlarını verebilir, sanki patoloji varmış gibi.

Psikotik tip, genellikle tümörcü tip diye de geçer. Kendi içinden tümörünü çıkarabilir, siğil gibi, lipom gibi, kondinom gibi. Opsesiftir, sabit fikirlidir, mental tümör yapar, yani idefiks. ?Hayır, o öyle değil, böyledir? der, siyah illâ onun için beyazdır, iddiacıdır.

Liotik tip, daha çok deli doludur, medyatiktir, kronik iritasyonları olur. Siklerodermi, periostit anevrizmalar daha çok bu tiplerde görülür.

Bunların her birinin, bir de Hipokrat?a göre farklılaşmaları vardır. Karşılaşıyorsunuz, hanımefendi hoş geldiniz, nasılsınız? Eli kuru sıcak veya kuru soğuk olabilir veya nemli sıcak, nemli soğuk olabilir. Bunların her birinin bir ayrışımı var. Sıcak tonik olduğu zaman liotik tipe girer, nemli sıcak olduğu zaman. Soğuk ve nemli olduğu zaman metabolizması yavaştır, eliminasyonu azdır.

Elini sıkmakla kişinin, yüzde 50 teşhisini koyabilirsiniz. Ben size şimdi burada klâsik, katı homeopatiyi anlatıyorum. Tabiî iş bu kadar kolay değil, kan testleri de yapıyoruz.

Bu insanın, bu dört diyetezin sağlıklı ve hassas insanda yarattıkları ve bu bölüme giren doğal maddelerin yaptıkları bazı şeyler vardır, belirtileri vardır. Meselâ pisor, arzularını bastırır, Freud?a göre oral dönemi, egoizmi ortaya koyar. Burada magnezyum, kuprum, plumbum, yani magnezyum, bakır, kurşun, demir, sülfir ve mangan bu gruba girer.

Sağlıklı ve hassas kişilerde Amerikalı Dr.Kant?ın yapmış olduğu çalışmalarda bu patolojileri ortaya, bu tiplemeleri ortaya çıkarmış bu maddeler.

Bunları biraz hızlı hızlı geçeceğim.

Psikozda da bu vardır. Dalkavuktur, baskı korkusu vardır, ödevlerini yapmaz, son dakikacıdır, ?eyvah yetişemedim? olur. Freud?a göre anal dönemdir, duygusal hapseder kendisini. Bunda da natrum, tuz, iyot, amonyum, kalker, potasyum ve barita patoloji verir. Biraz teknik oluyor ama maalesef homeopati bu.

Tüberkülinik?te arsenik, randevusuna çok erken gider, üçteki randevuya ikide gelir oturur. Her seferinde buyurun diye iki hastasını alırken o ayağa kalkar, acelecidir. Dik kafalıdır, aşırı uyumlandırıcıdır. Çinko, stannum, venen dediğimiz zehirler, yılan zehirleri; lakesis diye bir yılanın zehirini biz çok kullanırız. Güney Amerika?da yaşayan bir yılan, 50-60 santimlik, korkunç toksiktir. Çok sulandırdığımız için hiçbir toksitisesi kalmaz; biraz sonra söyleyeceğim.

Liviez show business?tir, hep televizyona çıkmak ister, iktidarı, zincirleri elinde tutmak ister. Karbonlar, nitratlı ajan, gümüş, alüminyum, merkür, aurum, altın ve asitlerdir. ?Acaba turşu var mı?, çok sever, sirkeye bayılır.

Peki, bu kadar karman çorman bir şeyi biz nasıl indirgiyoruz? Hani kardeşim, tiplemenizi karbonik, fosforik bulduk; alüminyum mu vereceğim, onu mu vereceğim, bunu mu vereceğim?

Şimdi bir mizaç, reaksiyon verir bize. Yapı işin bir tarafındadır; hastalıklar, semptomlar işin öbür tarafındadır, mizaç da üçgenin öbür tarafındadır. Bu festivalde hep anlatılan işler bu üçgenin içinde olarak tanımlandı. Ama bazı arkadaşlarımız üçgeni kullanmamış olabilirler.

Peki, biz hasta oluyoruz, hastalık nedir? Hastalık, bize göre bedenin bir dengesizliğidir. Genetik potansiyeliniz, anamızdan, babamızdan aldığımız genetik potansiyelimiz doğumla başlayıp lineer olarak belli bir süre sonra ölüm. Bu planeti terk edeceğiz, bir hipoteze göre, bir düşünceye göre başka yerlerde başka yaşamlara geçeceğiz. Bu yaşam boyunca sürekli olarak stresler altındayız. Eğer genetik potansiyelimiz dışarıdan gelen stresten daha düşük ve güçsüzse bedenin dengesi bozuluyor ve hastalıklar başlıyor. Aslında hastalık belirtileri 24 saatte beraber çıkar. Organizma bazen kendini toparlayabilir, kendi kendini, bazen de toparlayamaz ve dışarıdan yardım ister.

Geçen sefer de aynı şeyi göstermiştim, Selye?nin hastalıklar teorisidir; sağlıklı iken bir stres gelir, üç günlük bir renkivasyon süresi vardır, üçüncü günden sonra fonksiyonel olarak bozukluklar görülür akut vakalarda, sonra beden kendi kendini toplamaya çalışır, 21 günde. Ama biz buna dışarıdan yardım ediyoruz, ?alopati? dediğimiz, katı hekimliğin en çok kullandığı, diyelim ki üşütme -burada da ateş ve üşütmeyi söylüyor- antibiyotik veriyoruz; homeopatik olarak başka şeyler kullanıyoruz. Meselâ, herkesin çok iyi bildiği belladona, antropa belladona, tıpta çok kullanılan, Türkçesi güzelavratotu, 20 dakikada istediğiniz ateş düşer. Kronikteki gidiş de ya fazlalıklara ya da eksikliklere doğru dağılır.

Biz, çocukluğumuzda hepimizin oynadığı tild makinesi gibi görürüz yaşamı. Annemiz-babamızdan bir genetik baz alır, üç yapıdan bir tanesini seçeriz, sonra da dört tane semptomlardan birini seçeriz. Yalnız, bu semptomlar yaşla beraber sürekli değişir, sabit değildir. Yaşlandığımız zaman daha çok tüberkülinik oluruz; metaller kullanılır. Yaşlı sinirlidir, opsesiftir, takıntılıdır gibi.

Şimdi hastalandınız, hekime gittiniz, hekim baktı, ?doğru haklısınız? dedi, ?gastritiniz var, şu şu şu ilâçları alın.? Sizi tekrar buradan flipper ile yukarı attı. Birkaç sene sonra başka bir patoloji ile başka bir hekime gittiniz. O da size ilâçları verdi, flipperle yukarıya attı. Oyun oynuyorsunuz. Bazen kendi kendine iyileşir, bazen tedaviyle kötüleşir, bazen de flipperlere rastlayamazsınız, ölüm olur.

Aynılıklar kanununu söylerken başka bir örnek daha verelim ve bu homeopatik preparatları nasıl yaptığımızı anlatalım.

Aliumseppa, bizim meşhur soğanımız. Hani, benzer benzeri tedavi eder dedik ya, bir anda korkunç derecede nezle oldunuz, şakır şakır akıyorsunuz.; eyvah... Peki, hanımlar soğan ayıklarken ne oluyor? Aynı şey oluyor değil mi? Gözlerimiz sulanıyor, burnumuz akıyor. Demek ki, ağır, akut bir nezlede soğanı ortadan kesin koklayın, burnunuzun akıntısı geçer. İşte homeopati.

Soğanı alıyoruz, kesiyoruz, üstüne 90 derecelik alkol koyuyoruz, 27 gün de karanlıkta bekletiyoruz. Buna opskürite denir; metaller altı ay bekletilir. Ondan sonra belli yöntemlerle sulandırarak, şöyle düşünün, 30 SH, 30 santimans hanemenian yapacağız, 30 tane tüp alıyoruz. Her bir tüpün içine, yüzdelik yapıyor isek 99 damla alkol koyuyoruz, ondalık yapıyorsak 9 damla alkol koyuyoruz. Birinci tüpe, tentürmel dediğimiz ana solüsyondan bir damla koyup 100?e tamamlıyoruz, 30 kere dizimizle çalkalıyoruz, vuruyoruz. Bu tabiî makinelerde yapılıyor. Yalnız, inanın ki, insanın yaptığı çok daha etkili oluyor, bunun da araştırmaları yapıldı. Kirlian fotoğrafıyla, yapılan preparatının aorasının çok daha geniş olduğu ortaya çıktı, makineyle olmuyor. Birinci tüpten, çalkaladıktan sonra bir damla alıp ikinci tüpü 100?e tamamlıyoruz. Birinci tüp 99 damlada kalıyor.

1811?de Amedeus Avogadro kendi kanununu, kimyasal meşhur teorisini koymuş. Kimileri 9 diyorlar, kimileri 12 diyorlar; 12?nci sulandırmadan sonra tüpünüzde ana madde kalmaz, sadece moleküllere vibrasyonu, enerjisi geçer. O nedenle de, yılan zehiri de kullanıyoruz, eroin, kokain, ne isterseniz kullanabiliyoruz. Çünkü hiçbir toksik tesiri yoktur.

Homeopatik preparatın bir damlasını da alsanız, bütün tüpü bir seferde de içseniz etki aynıdır.

Ne kadar güzel değil mi? Hiç zararsız, ?ben de alayım, ben de yapayım?! Teşhisi yanlış koyduğunuz zaman, yüzde yüz geriye dönüşsüz patoloji ortaya çıkarırsınız. Çünkü, sağlıklı insanda homeopati patogenezi yaratıyordu, değil mi? Bir damlası da aynı, bir tüpü de aynı.

Peki, bu kadar karman çorman bir şeyi, 2500 doğal maddeyi, 2500 doğal maddenin vermiş olduğu 64 bin belirtiyi nasıl biz klasifiye ediyoruz, sisteme oturtuyoruz?

Avrupa?da birçok homeopati okulundaki eğitim dört yıldır, üçtü dörde çıkardılar, bunlar anlatılır. 2500 maddeyi oturur ezberlersiniz, sonra hepsi birbirine girer, karman çorman olursunuz. Benim almış olduğum eğitim de aynı; burada söylemek istediğim, Fransa?daki 16 homeopati okulunun rezümesi.

Doktor Puliç, Alman, bir sistem ortaya koymuş. Aksın üstünde kalan entoksikasyonlar, enflamasyonlar, konjesyon ve ödem oluyor. Aksın altı dejenerektifliğe doğru gidiyor. Tüberküller, ülserasyon yaralanmalar, skleroz kangrene kadar götürüyor ve sonunda da ölüm geliyor.

Neden bunu gösterdim? Çünkü, sağlıklı ve hassas kişide doğal maddeler bu işi yapıyorlar. Bakınız, civa ortada. Fosfor, arsenik, silisyum dejeneresansa doğru gidiyor. Yukarıda tuz, kalsiyum, sülfür; sadece sülfürün 2500 semptomu var.

Doğal maddeler böyle dağılıyorlar.

Asitler, zehirler, baryum, potasyum, posetilla -çok güzel bir çiçektir- bronia, beyaz akasma diye geçiyor lûgatta. Akasma ne demek? Akasya değil, akasma yazıyor, herhâlde bir tür. Düşündürücü değil mi, hepsi birbirine giriyor. Peki biz bunu nasıl sistematize edeceğiz?

Doktor Puliç bunu böyle yapmış. Dış halka yan?dır, erkek artı enerjidir, iç halka yin?dir, daha çok patolojiye doğru götürür. Biraz evvel semptomlar dedik, pisorik de sülfürdür meselâ. Zayıflama, yani obezite ile boğuşurken sülfürü çok kullanırız. İltihaplarda kronik safhada sülfürü çok kullanırız, akut safhada yılan zehirini kullanırız meselâ; zehirler burada. Tüberkülinik tip fosfordur, biraz sonra göreceksiniz. İşte fosforik tip; cin gibidir, çok akıllıdır.

Tablodaki dağılımı budur.Bu yönle sistematize ettiğimiz zaman, o karman çormanlık daha anlaşılır hâle gelebiliyor.

Tabiî ben burada homeopatinin ne olduğunu anlatmak, biraz tanımanızı sağlamak amacıyla yapıyorum.

Sepya, sübye, mürekkep balığı; tipleme budur. Çok değişik şeyleri vardır, magnezyum grubudur. Tablodaki dağılımı böyledir. Örneğin sepya buradadır. Biz bu teşhisi koyduk; hiçbir zaman sepyayı vermeyiz hastaya. Onun direnörü dediğimiz ?light? materyalini veririz. 10 gün bekleriz, ?daha iyileşme görüyorum, daha iyiyim, teşekkür ederim? dediği zaman sepyayı veririz. Çünkü, yanılırsak eğer, insanız, yanılırsak, geriye dönüşsüz patolojiler doğururuz.

Dekopodyum, hepimizin bahçesinde var, mazı, iğneli ağaçlar. Alüminyum grubudur, dejeneresansa doğru gidiyor bakınız, skleroza doğru götürür, deminki tablodan.

Önce çok çok detaylı inceleyeceksiniz hastayı. 15 dakikada bir konsültasyon yapılamaz, en az bir saat. Kendinizden emin olacaksınız, korkmayacaksınız homeopatiyi uygularken, Andre Gide?nin dediği gibi cesaretli olacaksınız ki bir şeyler yapabilelim.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN