İŞ HAYATINDA DUYGULARI NASIL İFADE EDİYORUZ?

“İş hayatında duyguları nasıl ifade ediyoruz” başlıklı yazı ile ilgili geri bildirimde bulunan arkadaşlara öncelikle çok teşekkür ederim. Bu çok güzel yorumların bazılarını sizlerle paylaşmak isterim.
 
Öncelikle çok kısa yorum yapanlarda dahil olmak üzere ortak fikir, duygularımızı sadece iş değil özel yaşamımızda da “doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru nedenle ve doğru şekilde” ifade etme konusunda sıkıntılarımız olduğu doğrultusundadır.
 
Sonuçları ve yazıyı bir birinden farklı yönde yorumlayan arkadaşların yorumlarını sırayla sizlere sunuyorum.
 
Geri bildirimlerden birincisinde Sayın Erman Yalçın’ın ABD’de ve Türkiye’de yapılan araştırma sonuçlarının birbirine paralel çıkması konusundaki görüşleri şöyle: Bence bu ortak noktanın nedeni, insanların mutlu gibi görünmesinin kendilerine toplumsal bir baskı olarak geri dönebileceğine inanmalarıdır. Çünkü her nedense sevimsiz ve mutlu olmayan bir topluluk içinde, mutlu gibi görünen yada neşe duyguları saçan insanlara pek itibar gösterilmez. Çünkü ortada sıkıcı bir iş ve daha bilemediğiniz birçok stres yaratan unsur, insanların neşe duygularını yansıtmalarına izin vermez. Ve haliyle kızgın yada "suratı asık olma durumu" insanların zor durumda kaldığının bir göstergesi olduğu için, kişiye daha çok ciddi bir ifade kazandırır.

Sanırım Erman Bey’in vurguladığı bu konulara aile ve okulda uyguladığımız eğitim sistemimizin de katkısı var. Aile ve okul ortamında genellikle gülmenin ve ağlamanın iyi bir davranış olmadığı vurgulanır ve böyle davrananlar ayıplanır ya da uyarılır. Bu yaklaşımı daha sonraları iş ortamlarınıda taşırız ve özellikle açık ofis ortamında ya da üst ve amirlerin olduğu ortamlarda bu tür davranışlar yadırganır. Geçenlerde Türk Ekonomisinin büyük bir kurumlarından birinin tesislerinde vereceğimiz eğitim öncesi eğitim tesislerinde 5 eğitimci arkadaş kahvaltı ediyorduk. Genç arkadaşlarımızdan biri başından geçen bir olayı anlatıyordu. Konunun en komik yerinde arkadaşlarımız etraftan duyulacak yükseklikte kahkaha attılar. Ben diğer masalarda kahvaltı eden kurum çalışanlara dikkat ettim. Bir çoğu hafif gergin bir yüz ile bizim masaya doğru bakıyorlardı. İş ortamın ciddiyeti ile aile ve okuldan gelen yüksek sesle gülünmez uyarısı, kahvaltı salonuna kadar girmişti.
 
Erman Bey bir başka fikrinide şöyle ifade etmiş. İnsanların sıkıntı içinde oldukları veya istemedikleri bir iş hayatı ve yaşayış südürdükleri dönemlerde (ki bu işyerinin psikolojik ortamına da bağlıdır) bu kızgınlık halinin bilerek yada bilmeyerek ortaya çıktığını görebilmemizdir. Freud`a göre saldırganık güdüsü de insanların engellendiği anlarda ortaya çıkmıştır. Yani eğer iş hayatında yada özel yaşantımızda bizi istemeksizin sıkıştıran ve sevemediğimiz yada sevmediğimiz bir işle uğraşmak yada sürdürmek ve hayatın zorunlu gereklerini bu istemediğimiz iş çerçevesinde kurmak gibi bizi bir daha bu sıkıntılı süreçten alıkoyamayacak durumlarda "kızgınlık" halinini yada duygusunun "neşeli olma" durumuna daima galip geleceğini görebiliriz.
Gerçekten hiç çevrenize dikkat ettiniz mi? Olumsuz duygular bizi daha kolay sarıyor ve geç gidiyorlar. Olumsuz duygu durumunda olan kişiler çevrelerini daha kolaylıkla etkileri altına alıyorlar. Ve bir seminer çalışmasında katılımcılara boş bir kağıdı ortadan ikiye bölün, bir taraf olumsuz, diğer tarafa ise olumlu duyguları sıralayın dedim. Uygulama sonucunda katılımcıların yazdığı duyguların sayısını sorduğumda katılımcıların tamamında olumsuz duyguların daha fazla olduğunu gördüm.
Erman Bey’ göre konu ile ilgili bir diğer yorumu ise şöyle; iş yerinde kışkırtan kişiye karşı dışa vurulmaya en yatkın yol, eğer tahammül düzeyiniz yüksekse mantıksal bir tepki, (mantıksal tepkiden kastım bunu bir sorun olarak görmek ve bu sorunu, kışkırtıcının farketmesini sağlamak gibi) eğer daha zayıf ve teslimiyetçi iseniz doğal tepki alarak "kızgınlık" ortaya çıkar diye düşünüyorum.

Bir başka yorum ise UNITED AŞ Eğitim ve PerFormans Geliştirme Danışmanı Sevgili Hüseyin İlhan’dan geldi. İlhan’a göre; hem işyerinde hem de siyasi ve sosyal platFormlarda tartışamamamızın nedenleri de sanırım belli oluyor.
Bu durum, bildiğimiz gibi, ülkemizin insanlarının potansiyellerinin perFormansa dönüşmesini, farklı fikirlerin etkileşime girerek projeye dönüşmesini engelliyor.
Böyle bir davranışın nedenlerine baktığımızda öncelikle özgüven-özdeğer ilişkisinden kaynaklandığını sanırım söyleyebiliriz, onun altında da bilgi, kültür birikimi var.
Fransız Mousnier “Bilincimizdeki ilerleme, bilgimizdeki ilerlemeyle değişti” demiş.
Koçluk Eğitmeni Sevgili Engin Aksu ise yorumlarında daha ziyade “kışkırtmak kavramı üzerine odaklanmış.
 
Oran ABD de ve Türkiyede değişmiyor. Cevabı sorunun bir devamı olarak kabul eder isek sorunun içinde büyük ölçüde cevabın da mevcut olduğunu görüyoruz.
 
" Kışkırtma " sözlük anlamı olarak " Kışkırtmak işi, tahrik. Herhangi bir kişiye, gruba, kuruluşa veya devlete karşı girişilen ve onları sonradan ağır sonuçlar verecek bir karşı eylemde bulunmaya zorlayan, önceden tasarlanmış girişim, provokasyon." Olarak açıklanıyor.
 
Bu araştırma İşyerinde değil de başka bir ortamda da yapılsa sonucun en az bu oranda olacağını düşünüyorum.
 
İnsanın doğal reaksiyonu tahrik karşısında " Savunma veya Kaçma " şeklinde olacaktır.
 
Kızgınlık duygusuna gelince ; Kızgınlık , hiddet, öfke olarak da ifade edilebilir. Saldırıdan önceki duygusal durum denebilir. Kızgınlığın işyerinde saldırıya dönüşmemesinin nedeninin  işyeri ortamının ve parasal çıkarların hatırına olsa gerek diye düşünüyorum.
 
Kışkırtma (tahrik)  durumunun işyeri dışında saldırıya yatkın bir ortamda (mesela futbol stadında) kolaylıkla saldırıya dönüşebileceği görülecektir.

Alarko Holding Eğitim Uzmanı Sevgili Kıymet Çiğdem yorumları ise şöyle. Kızgınlıkta neşe de bir olay / neden / oluşuma karşı düşünsel ve bedendel bir tepkidir.
 
Kızgınlık daha hızlı, parlayıcı, negatif, insanın gözünü döndüren, istemsiz bir tepkidir. Bu sebeple, tutulması veya gizlenmesi daha güç olabilir. belki böyle bir fırtınayı durdurmak irade, bilinç gücünü göstermek güç olabilir veya bu olumsuz duygunun olumluya yönlendirilmesi için bir yöntem varsa dahi bu konu da bilgi sahibi olmayabiliriz.

Neşe aslında yayılması, hissedildiğinde paylaşılması gereken bir duygudur. Herkesin olumlu bakma, başkalarına ve kendine güvenme, mutluluğu / neşeyi paylaşma bilinci olmalıdır. Neşe, kızgınlığa göre daha hafif, kesinlikle keyifli, enerjik bir duygudur. İnsanlar  belki olağan zaten olması gereken bir şeymiş gibi değerlendirebilir neşeli ruh halini. Aslında neşeyi neden daha az dışarı vurduğumuz belki de neşe kaynakları olarak neyi bulduğumuza da bağlı olabilir. Veya bu neşe kaynaklarını yaratmada bizim rolümüzün oranıylada ilgili olabilir. Çünkü; yayılarak artan bir neşe, oluştuğundada yayılmak, devam ettirilmek ister..

Bu yazıyı Sevgili Kıymet Çiğdemin sorular ile dolu aşağıdaki paragrafı ile bitirmek istiyorum.

Diğer yandan tabiatta tartışılmaz bir denge var. Canlılar nesillerini devam ettirebilmek, varlık, sağlık ve dengelerini korumak isterler. Eğer insanlar kızgınlığı daha fazla dışa vurmak eğilimi göstermekte ise, acaba temelindeki sebep tabiatın varlık mücadelesi olabilir mi? Bunuda sorarken aynı zamanda öfke ve kızgınlığın insan beden ve ruhuna ne faydası olabilir düşünmeden yapamıyorum. savunma, kabul ettirme, yaşam motivasyonu ile ilintili mi? Veya yaşam, insanlara çözülmesi gereken bilmeceler / problemler mi sunuyor? Kızgınlıkla öfkeyle gözü kararıp katil olan kişiler, sonu gelmeyen pişmanlıklar, hiç uğruna yaşanan acılar var, duygular var. hepsi gerekli sadece onlardan istifade etmesini bilmek gerekir.
 
Ne dersiniz?

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN