RUHSAL GELİŞİM, KADER ve SAĞLIK

İsmim Dr. Ender Saraç. Tıp Doktoruyum, aile hekimi uzmanıyım. Uzun süredir de yurt dışında ayurveda konusunda çalışmalar yaptım. Aynı zamanda da Sağlık Bakanlığı?ndan onaylı, sertifikalı akupunktur eğitimim var. Onun dışında da bazı özel çalışmalarım oldu.

Bugün sizlere ruhsal gelişim ve kader isimli ve sağlık üzerine kendi  hekimlik tecrübelerime ve spiritüel tecrübelerime dayanarak edindiğim bazı görüşleri paylaşmak için buradayım. Tabiî ki söylediklerim büyük ölçüde benim hekimlik tecrübelerimin yanı sıra yaptığım spiritüel çalışmalardan kaynaklanıyor, herhangi bir iddia veya kesin yargıyı tanımıyor. Amaç sadece benim yaklaşık 100 bine yakın hastamdan ve bu meslek hayatımda 1984 yılından bu yana, 20 küsur yılda edindiğim tecrübeleri aktarmak.

Şimdi, önce müsaade ederseniz, 7 tane ışık yakmak istiyorum evrene.

Birincisini özellikle, ilk önce kendim için yakıyorum. Her türlü çalışmada ilk önce kendimiz için iyi olmayı düşünmeliyiz ki, biz iyi olursak etrafa pozitif olarak ışıyalım.

İkincisini bu salonda bulunan herkesin mutluluğu, sağlığı, huzuru ve bereketi dileğiyle yakıyorum.

Üçüncüsü, ülkemiz için çok önemli bir enerji merkezi olan, belki son zamanlarda biraz enerjisi daha bloke olan, ülkemizin kalbi Ankara için ve Ankaralılar için yakıyorum.

Dördüncüsünü tüm ülkemiz için, bütün Türkiye Cumhuriyeti içerisindeki hangi ırkta, cinste, dilde ve etnik yapıda olursa olsun, her Türk vatandaşı için ve onların iyiliği, huzuru ve sağlığı için yakıyorum.

Beşincisini ise bütün insanlık için, hangi ırktan, hangi cinsten, hangi etnik yapıdan olursa olsun yakıyorum.

Altıncısını ise, ülkemizde çok ihmal ettiğimiz, özellikle bitki ve hayvanlar için, doğadaki bizim dışımızdaki yaşayan diğer canlıların huzuru, sağlığı, iyiliği, mutluluğu ve bizim tarafımızdan taciz edilmemeleri, nedensiz yok edilmemeleri için.

Yedincisini ise, eğer kişi istiyorsa ve kaderinde varsa, Tanrıyla bütünleşebilmesinin mutluluğunu, ışığı yakalayabilmesi için.

Şimdi ilk söyleyeceğim, söylemeye çalıştığım, benim hekimlik hayatımda da gördüğüm, insanın özünde ruhsal bir yaratık olduğu. Maalesef son zamanlarda çok materyalist bir yaşam tarzı içersindeyiz. Çekler, ay başı, ay sonu vesaire gibi çok maddesel bir dünya içerisindeyiz ve sonuçta tıpta da maddesel bakış çok ön plâna çıktı. İnsan eşittir, karaciğer, göz, dalak, mide, pankreas, tırnak, saç, cilt, toplamı eşittir Ayşe, eşittir Ahmet gibi. Tabiî ki bu kesinlikle doğru değil çünkü insan özünde ruhsal bir yaratıktır ve kendini geliştirmek için bu boyutta bulunmaktadır.

Fakat, insanın bu boyutu algılamasında çok enteresan değişiklikler var.  Örneğin, normal bir insanın fizyolojisinde yedi bilinç hâli mevcut.

Yedi bilinç hâli şu şekilde gelişiyor:

Birinci bilinç hâli uyku bilinci. Örneğin herhangi bir insanı, örneğin bu hanımefendiyi alıp uyutsak ve bu salonda gayet rahat mışıl mışıl uyusa, uyandığı zaman veya uyku esnasında ona sorsak  ?ne var burada?? diye, bize vereceği cevap ?hiç?, ?bilmiyorum? diyecek. Oysa burası var, bu salon var, ben varım, sesler var, renkler var, havasızlık var, birçok şey var; ama hanımefendiye sorsak, yok. Çünkü uyku bilincinin karşılığı hiçbir şey ve sadece uyuyor ve hiçbir farkındalığı yok, beş duyumuzla hiçbir algılaması olmuyor.

İkinci bilinç hâli ise rüya bilinci. Rüya bilinci ise, yine uyuyorsunuz, fakat uyku sırasında koşuyorsunuz, düşüyorsunuz, para kazanıyorsunuz, sevişiyorsunuz, hatta orgazm oluyorsunuz, hatta çarpıntınız tutuyor, biri kovalıyor, çiçek alıyorsunuz, mutlu oluyorsunuz gibi. O sırada size sorsak ?ne var gerçek olarak? diye, vereceğiniz cevap, ?Şu an ben uçuyorum, şu an ben multi milyarderim, şu an ben aşk yapıyorum, şu an ben ağlıyorum, şu an babam öldü? gibi. Aslında siz bu odadasınız, bu odanın gerçeği başka; fakat size sorsak, sizin için bu oda yok, uykunun gerçek hâli var ve her bilinç hâlinin karşılığı olan farklı bir fizyoloji var. Örneğin, uyku bilincinde vücutta salgılanan hormonlar, hatta nabız, tansiyon değeri gibi birçok değerler farklı olurken, rüya görmeye başladığınız zaman beyin dalgaları değişiyor, farklı beyin dalgaları ortaya çıkmaya başlıyor; farklı bir fizyolojisi var.

Üçüncü bilinç hâli ise uyanıklılık bilinci, yani şu an bulunduğumuz bilinç. Beş duyumuzla bu boyutu algıladığımız, kokladığımız, tattığımız, dokunduğumuz, gördüğümüz ve işittiğimiz. Uyuyan kişiyi veya rüya gören kişiyi ?gözünü aç? diye dürttüğümüz zaman, uyandığı zaman, bakıyor, yine buradaydı ama, burayı algılamıyordu. Gözünü açtığı zaman bir anda beş duyu devreye giriyor ve kişi bu odadaki renkleri, beni, duvarı, sizleri, kokuyu, her şeyi duymaya başlıyor. Bu oda zaten vardı, ama o algılayamıyordu iki bilinç hâlinde. Çünkü, bilgi için gerekli alış veriş ve donanımı daha farklıydı. Uyandığımız  zaman yine fizyoloji farklılaşıyor; beyin dalgaları, kan şekeri, adrenalin vesaire, birçok şey uyanıklık bilincinde daha farklı.

Şimdi yedi bilinç hâlinin ilk üç bilinç hâlini her normal insan algılayabiliyor. Herhangi bir insan, örneğin hem uyku, hem uyanıklılık, hem de rüya bilincinin üçünü algılayabiliyor. Fakat, işte bundan sonrasında fark başlıyor. Çünkü, dördüncü bilinç hâli için, ya bizzat Yaratan tarafından bir hediye verilmiş olması veya bir enerji şoklaması yapılmış olması veya kişinin çok özel çalışmalarla ana kaynaktan güçlü   olarak beslenmesi gerekiyor. Örneğin reyki gibi, evrensel enerji gibi veya ?Human Spitirüel Yoga? gibi  birçok teknik veya dinî ritüeller gibi teknikle kişi, kalp şakrası daha da açılarak, tıpkı bir çanak antenin yayınları daha kuvvetli alması gibi alış veriş potansiyelini arttırıyor ve dördüncü bilinç hâline çıkabiliyor. Dördüncü bilinç hâli aşkın bilinç.

Aşkın bilinçte kişi, aynı zamanda yavaş yavaş hem uykuyu, hem de uyanıklılığı ve hem de rüya bilincini aynı anda yaşayabiliyor ve farkındalığı artıyor. Örneğin daha hisleri kuvvetlenmeye başlıyor ve hayatında daha çok işaretler gelmeye başlıyor ve birtakım spiritüel çalışmaları yaparak, kendisine hangisi nasip olmuşsa, spiritüel çalışmalarla farkındalığı arttıkça bu fizyolojisine yavaş yavaş yansımaya başlıyor. Örneğin daha yavaş yaşlanmak, daha az hastalanmak, tansiyon ve nabzın daha iyi olması, ciltteki stres katsayısının, geriliminin azalması gibi pek çok bulgularla, bizzat lâboratuar olarak da kanıtlanabiliyor.

Beşinci bilinç hâli ise kozmik bilinç. Kozmik bilinçte her ilk dört bilinç hâlini ve özellikle aşkın bilinci devamlı yaşayabilmeye hâli gelişmeye başlıyor. Yani, kişi yavaş yavaş üç gün sonra kar yağacağını, telefon çaldığında kız kardeşinin aradığını, rüyasında bir akrabasının öleceğini gördüğünü, hislerinin o kişinin çok sıkıntıda olduğunu, bir telefon açıp hatırını sorayım dediğini, ?bu kişinin başı ağrıyor, biraz elimi tutayım, baş ağrısını alayım? gibi pek çok doğa üstü diye adlandırdığımız, aslında hiç de doğa üstü olmayan, gayet normal her insanda olan potansiyelleri gelişmeye başlıyor. Yaşlanmanın ve yıpranmanın yavaşlaması, sağlık açısından daha sağlıklı olma gibi pozitif fizyolojik karşılıkları da olmaya başlıyor.

Altıncı bilinç hâli ise peygamberlik bilinci. Peygamberlik bilincinde, kişilerde, genelde bu zamana kadar olan şekliyle bizzat Yaratan tarafından seçilmiş ve zamanı gelmiş olan dönemlerde çok büyük enerji şoklamalarıyla bazı kanalları çok kuvvetli olarak açılan, özel seçilmiş kimseler peygamberler. Biliyorsunuz, 400 küsur peygamber var; sonuncusu da bizim kendi peygamberimizle noktalandı.

Bu kişilerde, direkt olarak çok büyük bir enerji şoklamasıyla, yine bu gezegen ve bu boyut içerisindeki birçok dönüşümleri gerçekleştirebilmişler. Denizin üstünde yürüyebilmişler, binlerce kişi önünde körlerin gözleri açılmış, ekmek veya şarabı dönüştürüp büyük ölçüde çoğaltabilmişler gibi  pek çok mucizeler de olmuş.

Yedinci bilinç hâli ise, tasavvufta ?Enel-Hak? diye de adlandırılan, artık Tanrı bilinci veya Yaratanla bir olma hâli. Hem bu boyutta olduğunuzu biliyorsunuz, varsınız, ama aynı zamanda da bir bütünün parçası olduğunu biliyorsunuz, hissediyorsunuz ve kendinizi hem farklı görürken, aynı anda da bir bütün içerisinde erimiş olarak görüyorsunuz, burada son gelinen nokta.

Şimdi biz bu boyutu beş duyumuzla algılıyoruz; burnumuzla kokluyoruz, kulağımızla duyuyoruz, gözümüzle görüyoruz, ellerimizle dokunuyoruz, dilimizle tadıyoruz gibi. Bu beş duyuyla algıladığımız dışındaki alış verişi ise yok sayıyoruz. Ama, biz şimdi ultraviole diyoruz, biz görmüyoruz şu an ben görmüyorum, ama arı sadece mor ötesini görerek 20 kilometre yol gidiyor. Mor ötesiyle hiç şaşmadan çiçekleri buluyor, alıyor ve aynı şekilde inanılmaz bir mesafe kaydederek, hava şartı ne olursa olsun arı gidiyor, yine mor ötesiyle çiçeklerden topladıklarını ve yolunu bularak kovanına dönüyor. Ben görmüyorum ama, arı görüyor. Ben duymuyorum ama, köpek, benim desibel olarak duymadığım çok daha derin sesleri, yer kabuğundaki hareketlerden, 300 metre ötedeki sahibinin ayak sesine kadar duyuyor ve tanıyor. Ben bir kokuyu zor hatırlarken, köpek 1 milyon kere daha kuvvetli bir koku hafızasına sahip. Bir yaşındaki köpek bir kere kokladığını, yedi sene sonra görürse hemen hafızasındaki bilgisayar kaydından çıkarıyor, ?bu X kişidir, iyidir, şöyle yapmıştı, böyle yapmıştı?  gibi.

Şimdi ben duymuyorum, köpek duyuyor, ben bazı şeyleri fark etmiyorum, yarasa inanılmaz bir şekilde gece karanlıkta, müthiş bir ultrason sistemiyle yönünü buluyor.

Demek ki, benim beş duyum bir yere kadar güvenilir. Beş duyumla algılayamadığım pek çok şeyler var. İşte nasıl uyuyan veya rüyada olan veya daha üçüncü bilinç hâlinde olan kişiler olarak sadece bir yere kadar beş duyumuzla algılayabildiğimize var diyorsak, üst bilinç hâllerinde de, şu anki kavrama göre algılayamadığımız pek çok ince, derin düzeyde ve etkili enerjiler mevcut. Bunları yok saymak, ruhsal evrimde büyük bir yolu tıkamak olur.

Şimdi, sperm, döllediği zaman, yani her birimiz için ayrı ayrı, her birimiz bu boyuta geleceğimiz zaman ki ayrı ayrı, babamız annemizi, bizim olmamız gereken zamandaki cinsel ilişkiyle, spermiyle yumurtayı döllediği zaman, yüz milyonlarca sperm içinde, çok büyük bir yolculuk yapıyorlar ve o kadar enteresan ki, babadan giden sperm... Biliyorsunuz, insanda 46 kromozom vardır, 23 ü dişiden, 23 ü erkekten gelir, ikisi karşılaşır ve tekrar 46 kromozom olur. Sperm yola çıkacağı zaman, belirli bir amaçla yola çıkacağını biliyor ve kromozomların yarısını bırakıyor. Kimse sperme, ?sen birazdan bir hücreyle birleşeceksin? demiyor. Sperm bunu kendi hafıza kaydında biliyor ve kendisinden hücrece çok daha büyük ovum?u döllediği anda bir spiral hareketle yumurta içine girdiği anda yumurta derhal sertleşiyor. Normal şartlar altında % 99.9 ikinci bir spermi kabul etmiyor, ederse ikiz bebek oluyor; kabul etmiyor ve bu sırada kabuk sertleşir sertleşmez iki hücre birleşiyor ve 23 erkekten, 23 kadından, X-X ise bayan, X-Y ise erkek cinsiyeti oluşuyor ve iki hücre 4, 8, 16, 32, 64, 128; müthiş bir reaksiyon başlıyor. Dünyada mevcut olan en geniş bilgisayar yazılım programı devreye giriyor. Binlerce nesildir, atalarımızın yaptığı savaşlar, hastalıklar, mutluluklar, cinsellikler, hastalıklar, mevsimsel değişiklikler, beslenme alışkanlıkları, hatta şu anki her düşüncemiz dahi bir enerji düzeyinde, ince kuantum düzeyinde DNA?larımıza işleniyor ve hiçbir düşünce, hiçbir eylem asla ve asla yok olmuyor.  Çok gelişmiş bir arşiv, kayıt programıyla hepsi hücrelerimizde mevcut. Ve işte bu nesilden nesle, bir sonraki nesle çok gelişmiş bir yazılım programı olarak, nasıl ki bir disketi bilgisayara sürersiniz, aynı şekilde sperm ovm?u döllediği anda dünyanın en gelişmiş ve en komplike yazılım programı devreye giriyor. Belirli bir kozmik hafıza bilgisi  maddeye dönüşmeye başlıyor, ruhsal bir enerji maddeye dönüşmek için tezahür etmeye başlıyor, atalarımızın binlerce yılki hastalıklarından, beslenme alışkanlıklarına kadar.

Ve işte o zaman bizim, kemikli burunlu mu, sarışın mı, kıvırcık saçlı mı, seksî mi, şanslı mı, şanssız mı, cildi kuru mu, hangi hastalıklara eğilimli; bütün olma potansiyelimiz bu sırada yazılım programıyla geçmiş oluyor.

Yalnız, bu olma potansiyeli dokuz ay on günlük ortalama bir süre içerisinde hücreler kendileri üreyip, çoğalıp giderken, doğum anında... Bunu açıklayan bir sürü ilim var ama, şu an en mantıklısı doğru ve iyi astrolojik bir yorum diyebiliriz, astroloji burada açıklayabilir. Kişinin doğduğu an, gökyüzündeki elemanların konumu, açıları, evlere göre dağılımları ve birbiri aralarındaki etkileşimleri o kişinin bu hayattaki, bu yaşantısındaki yaşayacağı deneyimlerin ana hatlarıyla olma potansiyellerini, âdeta olma hava durumunu, enerjik hava durumunu veriyor.

Bunu biraz açayım, çünkü bu kısmı önemli.

Şimdi, normalde hiç birimiz insan değiliz, insan olma yolundaki prototip varlıklarız. Çünkü gerçek anlamdaki insan, bütün kutsal kitaplarda ve öğretilerde bu boyuttaki, bu gezegendeki mevcut tüm varlıkların (enerjik varlıklar da buna dahil) en üstünde olanı. Gerçek insan çok güçlü ve bu gezegendeki canlılar içerisinde Yaratan?a en yakın olan frekanstaki varlık. Ama hiçbirimiz insan değiliz, insan olma yolunda ilerleyen prototip varlıklarız. Tabiî ki, yüzde yüz potansiyelimiz insan olma; ama biz şu an, en zeki olanımız bile yaklaşık yüzde 8-9?unu, belki 10?unu, bir takım araştırmalara göreyse, maksimum 10,5-11?ini kullanıyoruz. En yüksek   IQ?lu Einstein veya birtakım insanlar bile, Stephan Hopkins, ki o meşhur fizikçi gibi çok yüksek IQ?lu insanlar bile yüzde 10 belki kullanıyorlar. Ve burada beynin yüzde 1 potansiyeli arttığı zaman biz yüzde 1 daha zeki olmuyoruz; her bir yüzde 1 artış, karesi kadar, çarpılmış bir etki kadar etkiliyor.

Şimdi, peki, neden bazılarımız eğri burunlu, neden bazımız fakir, niye bazımız çok sağlıklı, neden bazımız çok şanslı, niye bazımız çok seksî, niye bazımız devamlı migren çekiyor hayatında vesaire vesaire?..

Burada, dediğim gibi, sperm ovm?u döllediği andaki yüzde yüz olma potansiyeli, doğum anındaki gezegenlerin aldığı açılarla bazı enerjik etkileşimlere maruz kalıyor. Diyelim ki, siz hayatınız boyunca belirli bir enerji haritasıyla veya kader programıyla bu boyuta geldiniz. Zamanı geldiğinde bazı gezegenler, bazı devreleri aktive ediyor, zamanı geldiğinde bazı özellikleri ise baskılanıyor.

Şunu şöyle anlatayım:

Şimdi, isteyenler buna kader adını da verebilir, burada değişmeyecek olan, Yaratan?ın yazdığı ana yazılım programıdır, hava durumu gibi. Şöyle diyelim; önümüzdeki 15 gün içinde Ankara?da sürekli fırtınalı, sağanaklı, lodoslu ve şakır şakır yağmurlu bir hava gelecek, bu değişmez. Ankara?ya bu gelecek, önümüzdeki 10 gün şakır şakır yağmur yağacak, çok kuvvetli fırtına olacak. Şimdi bu ana kader programı veya enerjik hava durumu. Burada, bilinç düzeyine göre bizim vereceğimiz tepkiler değişebilir. Aynı hava durumunda biz, dışarıda incecik bir tişört ile, son derece sorumsuz bir şekilde, üstümüze bir ceket bile almadan veya  yalınayak  sokaklarda yürüyüp hasta olabiliriz, bronşit olabiliriz veya evimizi su basabilir, her tarafı çamur doldurabilir, hatta sel sularına kapılıp ölebiliriz. Veya bilinç düzeyimizi geliştirerek, zamanında nasıl bir enerjik hava durumuna, akıma maruz kalacağımıza dikkatimizi vererek evimizin panjurlarını kapayabiliriz, önüne hendek kazabiliriz, sarnıç yapıp suları biriktirebiliriz, o sıra, 10 gün evde kitap okuyup kendimizi geliştirip bilgimizi arttırabiliriz ve 10 gün sonra hava açtığı zaman, biriktirdiğimiz sularla tarlaya tohumları ekip, bir yerine beş misli randıman yapıp şahane tahıl veya meyve veya sebze üretebiliriz. Hava durumu değişmez, ama bizim bu enerjik hava durumu karşısında vereceğimiz tepkilere göre alacağımız yanıt değişebilir.

Dolayısıyla, her insan aslında doğduğu an, hangi gezegenin nerede olacağı ve nasıl etki yapacağı, tıpkı parmak izi gibi herkeste farklıdır, bu bellidir; ana yazılım programı belli. Ama siz bunu nasıl uygularsınız? Hangi bilinç düzeyinde bir reaksiyon verirsiniz ve nasıl yorumlarsınız? İşte değişiklik burada başlıyor.

Şimdi anlattığım bilinç hâllerinden ilk üç bilinç düzeyinde bizim, normal akışta nasılsa farkındalığımız fazla olmadığı için vereceğimiz tepkiler de yüzeysel, anlık veya çok bilinçli değildir. Ama bilinç düzeyini arttırdığınız zaman, bunun içine reiki, meditasyon, evrensel enerji, spiral enerji, çekirdek enerjisi, kendi dinî ritüellerimiz, hatta belli bilinç düzeyiyle kılınan namazdan, özel yapılan zikirlere kadar her türlü enerji transferi burada çok güçlü bir etkileşimdir.

Bazı insanların, tabiî ki bu enerji alış verişinde bir takım değişmezleri olabilir. Örneğin, astrolojide birinci ev, kişinin dışarıya doğru nasıl göründüğünü gösteren bir yerdir, yani hayatımız boyunca nasıl görüneceğiz? Örneğin, birinci evinde Jüpiter gibi bir gezegeni olan... 

Jüpiter nedir? Her şeyi büyüten, genişleten bir özellik verir; kişi hayatı boyunca şişman olma eğiliminde olacaktır.

Ama buna mukabil Satürn gibi kısıtlayan, öğreten bir elemanı olan bir kişi hayatı boyunca ince bir kemik yapısında, ince ve uzun olma eğiliminde olacaktır. Tabiî diğer gezegenlerle aldığı açılar bunu değiştirir ama, ana hatlarıyla. Veya, örneğin yedinci evinde ikili ilişkiler, evlilik gibi, Satürn gibi zor bir gezegeni veya Uranüs gibi zorlayıcı, sıra dışı, reformist bir gezegeni olan kişiler hayatı boyunca sıra dışı evlilikler, sıra dışı ilişkiler, ani başlayıp ani biten ortaklıklar gibi bir ana enerji transferi alacaktır. Siz o kişiyi istediğiniz kadar suçlayın, ?bak yapma, bu ortaklığı bozarsın?, onun gelen enerji dürtüsü o şekilde.

Veya tersine, farklı bir etkisi olan, örneğin Neptün gibi olan ve ters açı olan ve Neptün olan da hayatı boyunca hayalperest gibi özellikler peşinde koşabilecektir.

Yani, Yaratan hepimizi önce parmak izi gibi belirli bir programla yaratıyor.

Şimdi, burada eğer kaderimizi olumlu yönde etkilemek varsa, birçok çalışmalar bize nasip olur; bu bahsettiğim enerji çalışmaları gibi çok şey yapılabilir. Bunlar içerisinde, örneğin tek tek sayabiliriz, reiki, çok masumane bir anne enerjisi, bir şifa enerjisi, hele üst düzeylerinde bazı semboller kullanılarak, sonuçta sembol de bir enerjidir, mantra, ses, titreşim de bir enerjidir gibi birtakım semboller kullanarak hisleri kuvvetli olan bir kişi, belki astrolojinin de danışmanlığını alarak veya kendi hisleriyle kaçak olan yerlere yama yapabilir veya meditasyonda şekilleri değil mantralar kullanılabilir veya başka objeler kullanılabilir. Veya, örneğin zikir de çok etkilidir. Özellikle esma, hüsna  gibi 99 özel isim ve bunların her birinin karşılığı insan fizyolojisinde vardır, bunlarla da bazı etkiler yapabilir. Örneğin Venüs gezegeni aşk, muhabbet, sevgi gezegenidir ve Venüs?ü doğum haritasında ters açı alan, zor bir pozisyonda olan kişiler hayatları boyunca hep aşk, muhabbet açlığını, sıkıntısını çekerler. Örneğin esma?lardan da ?vedut?  zikri Venüs Gezegeni enerjisine karşılık gelir; muhabbet veren, aşk veren, sevgi veren. Bunun belli şekilde, belli formatta çent edilmesi, tekrarlanması, beyin çekirdeklerinde yarattığı enerji yükselmesiyle doğum haritamızda eksik olan Venüs enerjisinin karşılığını bizde olumlu etkileyebilir.

Veya kişi, örneğin çok ateşli, sıcak, yüzü alı al moru mor, kırmızı noktaları, mide kanaması gibi aşırı Mars etkisindedir; gözünü hırs bürümüştür, sadece savaşçıldır, her şeye saldırır, işe saldırır, karısına bağırır, yüzü alev alev olur, boncuk boncuk terler, yoğun Mars etkisindedir, ateş etkisindedir. Örneğin, bu kişide Cabbar gibi veya Gaffar gibi Mars etkisini artıran esmalar veya buna tekabül eden kırmızı renkli tişört giymeler veya Mars enerjisinin karşılığı olan sürekli kırmızı yiyecekler, domates, acı pul biber yemek gibi enerjiler mantralarda, şekillerde, renklerde, hatta kokularda her şeyde mevcut; yapması kişinin Mars enerjisini daha da artırarak kanamalarını, hırsını, öfkesini, sıcak basmalarını daha da arttırabilir. Belki bu kişiye, ?kırmızı renkli tişört giyme de, biraz daha eflatun veya hafif pastel renkli, krem renkli, sedef renkli bir tişört giy? demek veya bu kişiye ?istersen bir 10-15 gün vedut kelimesini biraz tekrar et, bunu zikret? veya bu kişiye yeri geldiğinde Venüsle ilgili bir taşı önermek gibi birtakım ince düzeydeki enerjilerle kişinin kaderiyle ilgili programı daha yumuşak ve iyi bir versiyonda yaşamasına yardımcı olunabilir.

Şimdi şu çok önemli: Burada ne güzel, pırıl pırıl nur gibi insanlar var, hepsi iyi olan ve spiritüel konularda çalışma yapan. Ancak, bir insanın sadece ve sadece bedensel deneyimleri yaşayarak hayatı boyunca borsa, çek, senet, döviz düştü, döviz indi, sadece kimyasal ilâçlar gibi bir insanın sadece bedensel deneyimleri yaşaması ne kadar yanlış ve hatalı ise, aynı şekilde bizim bu boyutta maddesel düzeye indirgenip maddesel deneyimleri yaşamayı ihmal etmemiz de bir o kadar yanlıştır.

Burada kendi tecrübelerim dahilinde özellikle ikaz etmeye çalışacağım.

Eğer Yaratan, bizi sadece bir sevgi enerjisi, sadece oturup bütün gün namaz kıl, meditasyon yap, reikiler yap, tütsüler yak, şantî şeyler dinlemenizi isteseydi o zaman bizi bu boyuta indirgemez bir nur hâlinde, bir sevgi ışığı hâlinde üst boyutlardaki varlıklar olarak tutardı. Dolayısıyla, para da kazanmak, güzel de giyinmek, sevişmek, uyumak, tatil yapmak, nasip olduğu kadar, ifrata kaçmadan maddesel deneyimleri, tatil, kayak, yüzme vesaire bunlardan yararlanmak da kesinlikle deneyimin bir parçasıdır. Asla maddeden çok uzaklaşıp tanrısal düzeye gelmeye çalışmayın; bu çok büyük bir hata olur. Hiçbirimiz Tanrı değiliz, doğruları veya yanlışlarıyla birtakım özelliklerimiz var. Tabiî ki iyiliği seçeceğiz, tabiî ki çalmayı değil çalmamayı seçeceğiz, yalan söylemeyi değil yalan söylememeyi seçeceğiz, yumrukla karşımızdakinin yüzünü dağıtmayı değil sevgiyle oturup muhabbeti veya bir kontak kurmayı deneyeceğiz.

Ancak şunu unutmayalım, çok önemli yaptığımız ikinci bir hata da, Yaratanı sadece ve sadece, böyle çok hoş, güçlü, sevgi dolu, ak sakallı bir Tanrı dede gibi üst boyutta duran, ?ol? deyince oluyor, ?hımm, sen yanlış yaptın? deyince kafaya vuruyor, ?al sana 1 milyon dolar? diyor falan, böyle bir şey zannediyoruz; böyle bir Tanrı yok. Çünkü sadece ve sadece Yaratan var, onun dışında da başka hiçbir şey yok. Aksi olabilir mi? Mümkün değil. Düşünün ki, evrende sadece ve sadece Yaratan var, Yaratanın dışında ikinci bir varlık veya bir şey daha olamaz, olması mümkün de değil. Yani bir varlık olacak, ayrıca diğer gezegenler bizlerin yaratılması için ikinci bir kaynak varlık daha olacak ve birinci ikinciye diyecek ki ?ol? diyecek ve biz olacağız. Hayır, sadece ve sadece Yaratan var, onun dışında da başka hiçbir şey yok. Yani bizler de onun bu boyuttaki bir yansımasıyız, bir anlamda bir parçasıyız. Dolayısıyla, Yaratanın bu boyut ve bu gezegen ve bu zaman dilimi için bize gördüğü özellikleri icra ediyoruz. Ve en büyük hatalardan biri, Yaratanı sadece ve sadece sevgi dolu ve her yönüyle yüzde yüz iyi sıfatlara sahip olan bir enerji merkezi şeklinde görmek de bir hatadır. Çünkü, bizzat Yaratının kendisi aynı zamanda kötüdür de, kötülüğü de yaratan Yaratandır. Yin ve yang, gece ve gündüz, soğuk ve sıcak, iyi ve kötü; bunlar da Yaratanın bazı sıfatları. Örneğin, esmalar içerisindeki ?eddar? gibi, daraltan, boğan, kısan veya cabbar gibi veya başka sıfatları gibi. Çünkü neden? Bunu biz bu bilinç düzeyinde çok iyi idrak edemeyiz, ama bazı şeylerin de zamanı geldiğinde yıkılması, daraltılması veya sıkıştırılması gerekir ki yıkılıp daha iyisi ortaya çıkabilsin. Bizler bunu kötü diye adlandırırız;  hâlbuki uzun vadede bizim çok hayrımızadır hayatımızda kötü diye adlandırdığımız olaylar.

Örnek olarak, küçük bir çocuk için, çok ateşli berbat bir grip olduğu zaman annesinin ona verdiği acı bir öksürük şurubu veya antibiyotik çok kötüdür, berbattır, acı bir deneyimdir. Hâlbuki anne ona, çocuğun yapısına ve fizyolojisine göre bir şifa olarak vermektedir. Belki o an o acı şurubu içmesi gerekiyordur, o sayede belki bronşit veya ağır bir üst solunum yolu enfeksiyonundan ölme veya travmatize olma riski olmayacaktır ve çocuk iyileşecektir.

İşte, bizim de hayatımızda kötü diye adlandırdığımız olayların özünde, üst bilinç düzeylerine çıktığımız zaman sadece olması gereken olaylar olduğunu görürüz ve üst bilinç düzeylerine çıktıkça acı katsayısı düşer. Daha başlangıç bilinç düzeylerinde çok acı diye adlandırdığımız olaylar, üst bilinç düzeylerine çıktıkça sadece olması gereken olaylara dönüşür ve daha bir teslimiyet ve rahatlama hâli gelişir, acı büyük ölçüde azalır.

Şimdi, aslında ruhsal tekâmülde veya kader programında belki de gelinebilecek olan son nokta, kişinin ilk başladığı noktaya dönmesidir. Çok deneyim yaşarsınız, kendimizde bir güç var zannederiz, birçok olaylar yaşarız, heyecanlanırız; ama aslında son gelinen nokta, her şey aslında olması gerektiği şekilde plânlanmıştır. Deneyimleri uygun ve rahat bir şekilde katılarak ve sürtüşmeden, tıpkı bir nehirde akan kütük gibi seyrederek tanıklık etmek.

Ben ?tanıklık? kelimesini çok seviyorum, sadece şunu öneriyorum: Çok bunaldığınız, sıkıldığınız veya anlamadığınız zamanlarda kendinizi burada bırakın ve iki adım geriye çıkın, arkadan öndeki kendinize sadece ve sadece tanıklık edin, sadece izleyin ve tanıklık edin. O kadar enteresan ki, bir müddet sonra beklentiler, hırslar ve ego savaşları azalmaya başlayınca, olmasını istediğimiz birçok şeyin esas bu sürtüşmeler kalkınca, bu enerji kayıpları azaldıkça olmaya başladığını görüyorsunuz.

Meditasyon

Şimdi, hep beraber minik bir içe dönüş çalışması, bir gevşeme ve minik bir meditasyon yaptırmak istiyorum. Lütfen,  mümkün olduğunca sessiz kalmaya gayret edelim. Bu şartlar altında yapabildiğimiz kadar, özellikle güzel bir enerji temizlemesi ve inşallah Ankara?nın enerjisini olumlu yönde yükseltecek bir şey açığa çıkartacağız.

Biraz ışıkları kısabilirsek. Sizi çok boğan gözlük, kemer, kravat gibi öyle sizi çok sıkan, enerjiyi bloke eden, rahatsız eden bir şey varsa lütfen üzerinizden çıkartın veya gevşetin. Kemerinizi bir bel gevşetin, ayakta olanlar yere çömelirse daha iyi olabilir gibi.

İkincisi; şöyle bir iki üç kere sağa sola bir silkelenin, şöyle hafifçe ve geriye doğru uzuncana bir esneyin, derin bir nefes alıp burundan ağızdan verin, iki üç kere. İyicene esneyin, uzun uzun. Utanmayın, ağzınızı kapayabilirsiniz esnerken. İyi bir ?stretching? yapın, şöyle kasları gevşetin, omuzlarınızı şöyle bir oynatın, iki üç kere de uzun uzun bir esneyin.

Şimdi, lütfen sessiz olarak şöyle bir gözlerimizi kapıyoruz. Herkes gözlerini bir kapasın, sessiz bir şekilde, rahat bir şekilde sessiz kalın.

Şimdi dikkatinizi bir ışık gibi veya bir nokta gibi, önce başınızın tepesine verin.

İlk önce yüz ve mimik kaslarınızın tamamen gevşediğini hissedin, boyun ve omuz kaslarınızın gevşediğini hissedin. Sırt, göğüs, bel kaslarınızın gevşediğini hissedin. Kolların, omuzların, ön kolun, ellerin gevşediğini hissedin. Kalça, bacak, baldır, bilek tüm vücudunuzun iyicene rahatladığını ve gevşediğini hissedin ve tekrar bir kere daha gözünüz kapalıyken burundan nefes alıp uzun bir şekilde ağızdan nefes verin. İyicene gevşediğinizi hissedin ve şu an hayatınızda size, ruhunuza, omzunuza, sırtınıza en çok yük oluşturduğunu düşündüğünüz en negatif deneyimleri aklınıza getirin ve bunu görüntüsüyle önünüzdeki bir baloncuğa veya bir dikdörtgen kutuya, bir iki karış önünüze bu görüntüyü yerleştirin. Bu okulda öğretmenden yediğiniz bir tokat olabilir, size yapılan cinsel taciz olabilir, fakirlik olabilir, hastalık olabilir, işsizlik olabilir, hiç fark etmez, en çok sizi üzen, buran, inciten, kıran, sinir sisteminizde olumsuzluk oluşturduğunu hissettiğiniz yükü sinir sisteminizden çıkartın ve önünüzdeki buluta yerleştirin. Âdeta bir elektrik süpürgesinin emdiği gibi beyin ve sinir sisteminizden bu anla ve hafızayla ilgili tüm kayıtların öndeki buluta doğru sür?atle ve kuvvetlenerek aktığını ve boşaldığını hissedin.

Şimdi, bu bulutu gittikçe artan bir hızla sonsuzluk çizgisine doğru yollayın ve tuz buz paramparça edin; bu hafıza kaydını yok edin.

Şimdi, öndeki boşalan buluta hayatta en çok zevk aldığınız veya Yaratının sevgisini en çok hissettiğiniz bir anı veya olmasını en çok istediğiniz en pozitif anı yerleştirin. Bu, ilk âşık olduğunuz zaman kocanızla veya karınızla el ele tutuşmak olabilir, birbirinize sarılmak, küçük bir çocuksunuz annenizin kucağında memesini emiyorsunuz, yavrunuzu gıdığını öpüp okşuyorsunuz, deniz kenarında ayaklarınızı dalgalara vermiş, güneş batıyor veya bir şelalenin... Nerede en çok huzur buluyorsanız, Tanrısal sevgiyi buluyorsanız, en mutlu olacağınız anı hayal edin, imgeleyin ve önünüzdeki buluta ses ekleyin, rengini parlaklaştırın, güzel kokusunu ekleyin.

Şimdi bu anı, önünüzdeki bulutla kalbiniz arasında pembe bir tünel, pembe bir geçit açın ve bu anın yavaş yavaş erimeye başlayıp pembe bir enerji şeklinde kalbinizden girip sinir sisteminiz yoluyla beyne ve tüm hücrelere doğru akmaya başladığını hissedin.

Gittikçe ılık, huzur verici, şifa ve sevgi dolu pembe bir enerjinin kalbinizden girip tüm hücrelere doğru aktığını bir iki dakika kadar hissedin; gittikçe kuvvetlenen...

Şimdi, bir an için dikkatinizi bedeniniz dışarısına çıkartın ve bedeninizi bu salonda bırakıp gittikçe büyüyüp genişleyerek önce bu odaya, Kavaklıdere semtine, Ankara?ya, Anadolu?ya, Asya Kıtasına, daha da büyüyüp genişleyerek Dünya gezegeni dışına, Güneş sistemine, gittikçe büyüyüp genişlediğinizi, gittikçe zaman, mekân kavramlarından daha uzaklaştığınızı, Güneş sisteminden bulunduğumuz galaksiye, nebulaya ve evrenin sonsuzluğu içerisinde, bütün sonsuzluğun içerisinde eridiğinizi, özle, ana kaynakla, ana enerjiyle bütünleştiğinizi hissedin.

Tamamen dingin olduğunuz bu anda sadece bir an için, belki de trilyonlarca ışık yılı uzaktaki bu zaman dilimi ve bu gezegendeki size emanet olarak verilmiş bedeninize bir bakın; burnunuza, saçınıza, kalbinize, göbeğinize, ayaklarınıza, bütün olarak isminiz neyse isminizle kendinizi düşünün. Belki beden yorgun, ama özü, geldiği yer sevgi ve o boyuttan bu boyuttaki bedeninizi kutsayın ve sevgi gönderin. Var olduğunuz ve yaşadığınız için teşekkür edin.

Şimdi, tıpkı temiz bir havayı içinize çeker gibi ruhunuzun ana kaynaktan kuvvetli bir şekilde beslendiğini hissedin ve yavaş yavaş tekrar küçülmeye ve yoğunlaşmaya başlayıp evrenin belli bir köşesine, galaksiye, güneş sistemimize, gezegenimize, Asya Kıtasına, Anadolu?ya, Ankara?ya, Kavaklıdere?ye, salona ve tekrar sevgiyle bedeninizin içine girin dikkatle.

Şimdi, lütfen gözleri tekrar kapalı tutuyoruz, bir an için saçlarınızdan tırnaklarınıza kadar var olduğunuz için bütün organlarınıza tek tek teşekkür edin. Bedenlendiğiniz için ve bedeninize ruhunuzun evrimi için aracılık ettiği, bu boyutla ilgili deneyimleri yaşamanızı sağladığı için teşekkür edin ve kendinizi kutsayın.

Lütfen daha gözlerinizi açmayın. Biraz sonra  ışıkları da açacağız. Sizden minicik bir rica var; sadece on saniye için herkes bir yandakine on saniyelik göz göze temas kurup, ?özünde seninle bir parça olduğumu, bütünün bir parçası olduğumu biliyorum ve seni seviyorum.? Konuşmadan, sadece gözleriyle enerji transferi yaparak desin. Hiç olmazsa hayatımızda bir kere özgürce, hem de konuşmadan, gözlerimizle gözbebeği teması kurarak bizim gibi insan olan diğer kişiyi sevdiğimizi aktaralım.

Şimdi, yavaşça gözlerinizi açıp yanınızdakiyle göz teması kurup çekinmeden ona pozitif enerjinizi aktarın. Hem hepimiz sevgi istiyoruz, hem de konuşmadan birkaç saniye dahi sevgiyi verirken ne kadar tutuğuz, ne kadar korkağız; ama hepimiz sevgiye açız. Şurada bu kadar en medenî insanlar bile gözlerini birbiriyle teması kurarken irkile irkile kuruyor. Önce vereceğiz, vereceğiz ki alabilelim. Sık sık sevgiyi verme ve üretme denemesini yapmanızı öneririm. Sevgiyi vermekte çekinenler ilk önce bir çiçek, karşılıksız sevgi deneyiminin en güzel şeyi çiçektir, çiçeği besleyin, sulayın ve sevin. Daha sonra bir hayvanda deneyin ve de bu boyuttaki yaratılmış en güzel varlığı insana çekinmeden sevgiyi vermeye çalışalım.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN