SOSYAL ZEKA: İlişkilerimizi Belirleyen Fenomen

‘Duygusal Zeka’ adlı kitabı 10 yıl içinde bütün dünyada 5 milyondan fazla (Türkiye’de 80 bin) satılan psikolog Daniel Goleman’ın yeni yapıtı, biyoloji ve beyin bilimleri alanındaki en yeni bulgulardan yararlanarak, insan ilişkilerini anlamamıza büyük bir katkıda bulunacak bir keşfi ortaya çıkarıyor: Beyinlerimiz, başka insanlarla bağlantı kurmak üzere tasarlanmış, ömür boyu kurduğumuz ilişkilerle yeniden biçimlenebilen bir donanıma sahip. İnsanlar, içlerinde doğuştan var olan empati, özgecilik, işbirliği yeteneklerini besleyecek sosyal zekâyı geliştirdikçe, çok daha iyi bir yaşam sürmeleri mümkün.

Uzun süredir beklediğimiz kitap Varlık Yayınları’nın sayesinde nihayet okuyucularına ulaştı. Ne özelliği var bu kitabın? Neden uzun süredir bekleniyor derseniz, hemen yanıtlayayım. Kitabın yazarı Daniel Goleman “Duygusal Zeka” kavramını ilk kullanan ve tüm dünyada yaygınlaşmasına katkıda bulunan önemli bilim adamlarının başında geliyor.
Kitap tam bir Daniel Goleman klasiği. Yani konuyu bir Format çerçevesinde ele almış, güncel konular, bilimsel araştırmalar ve ilginç örnekler ile zenginleştirmiş. Kitabın ana teması, Goleman’ın duygusal zeka kitaplarında sosyal bilinç ve ilişki yönetimi başlıkları ile ele aldığı sosyal becerileri içeriyor. Bu beceriler iki başlık altında toplanmış: Sosyal Farkındalık (temel empati, uyum, empatik isabet, sosyal biliş) ve sosyal beceriler (eşzamanlılık, benlik sunumu, nüfuz, ilgi). Kitapta en çok ilgimi çeken kavramlar “ayna nöronlar” ve “beynin alt ve üst yolu” oldu. Ayna nöronlar Goleman’ın Radikal’de yayımlanan makalesinde açıklanmıştı. Bu yazıda sizler ile beynin alt ve üst yolu kavramlarını paylaşmak istiyorum. Kitapta şöyle bir araştırmadan bahsedilir:
Doktorların "Hasta X" dedikleri adam, gözleri ile beyninin gör¬sel korteksindeki görüş sisteminin geri kalanı arasındaki bağlantıları tahrip eden iki inme geçirmişti. Gözleri sinyalleri alabilse de, beyni bunları çözemiyor, hatta kayıt bile edemiyordu. Hasta X tamamen kördü - ya da öyle görünüyordu.
Kendisine daire ve kare gibi farklı şekiller ya da erkek ve kadınlara ait yüz fotoğraflarının gösterildiği testlerde, Hasta X gözlerinin baktığı şeyi hiç algılayamıyordu. Oysa kızgın ya da mutlu yüzlü insanların resimleri gösterildiğinde, ansızın ifade edilen duyguları tahmin edebiliyordu, hem de tesadüfi olamayacak bir oranda.
Peki bu nasıl oluyor?
Hasta X duyguları tahmin ederken yapılan beyin taramaları, gözlerden tüm duyuların beyne ilk girdiği yer olan talamusa, oradan da görsel kortekse uzanan olağan görme yollarının bir alternatifini ortaya çıkarmıştır. Bu ikinci yol, enFormasyonu talamustan doğruca (beyinde sağ ve solda olmak üzere bir çift bulunan) amigdalaya gönderir. Ardından amigdala, bir kaş çatma, ani bir duruş değişikliği, ya da ses tonunda bir farklılık gibi sözsüz mesajlardan duygusal anlamlar çıkarır; hatta bunu bizim neye baktığımızı bilmemizden mikro-saniyeler önce yapar. Bu ikinci yol, alt yol olarak tanımlanmıştır.
Sağlam beyinlerde amigdala, algıladığımız şey her neyse onun duygusal yanını - ses tonunda bir yükselme, gözlerde bir kızgınlık emaresi, kasvetli bir yenilgi hali - okumak için aynı yolu kullanır, sonra da bu enFormasyonu bilinçaltında, yani bilinçli farkındalığın erişim düzeyinin altında işler. Bu reflekse dayalı, bilinçdışı farkındalık, söz konusu duygunun sinyallerini göndererek -içimizde aynı hissi (ya da öfke görüntüsü karşısında korku gibi, ona karşı bir tepkiyi) uyandırır; başka birinin duygusunu "kapmamızı" sağlayan kilit bir mekanizmadır bu.
Bizim başkalarında -ya da onların bizde- herhangi bir duyguyu tetikleyebiliyor olmamız, hislerin kişiden kişiye yayılmasını sağlayan bu güçlü mekanizmanın kanıtıdır. Böylesi bulaşmalar, duygu ekonomisindeki merkezi işlemi; görünürde yaptığımız iş ne olursa olsun, insanlarla yaşadığımız her türlü karşılaşmaya eşlik eden o duygu alışverişini temsil eder.
Bu araştırmadan yola çıkarak alt ve üst yol olarak tanımlanan bu iki kavram, kitabın neredeyse tamamında sık sık karşımıza çıkıyor ve duygusal tepkilerin açıklanmasında kullanılıyor.
Bilişle duygu her zaman çelişmez elbet, çoğu zaman "üst yol" ile "alt yol" sinerji içinde çalışır, ya da en azından aynı yere doğru birbirine paralel patikalar döşerler. Teknolojik gelişime paralel olarak iletişim araçlarımız ve iletişim yollarımız çeşitlilik kazandı. Birbirimize sık sık mesajlar yazıyor ve yolluyoruz. Kimi zaman bu mesajlarımıza beklediğimiz süreler içinde cevap alamadığımız anlar oluyor. Bu tür durumlarda kimimiz, -alt yola saparak- tahammül süremize bağlı olarak mesajımıza cevap alamadığımız kişiyi telefonla arayıp, karşımızdaki kişinin konuşmasına dahi fırsat vermeden sitemlerimizi sıralıyoruz. Karşı taraf haklı nedenlerini sıraladığında ise mahcup duruma düşüyoruz. Kimimiz ise -alt ve üst yolu birlikte kullanarak- mesajımıza cevap alamadığımız kişiyi telefonla arayıp önce hal hatır sorarak durumu öğreniyor ve eğer gerekiyorsa sitem ediyoruz. Benzer şekilde, bilişle duygu da genellikle pürüzsüz şekilde birlikte çalışarak davranışımızı hedeflerimize ulaşmamız için yönlendirir ve motive eder. Ama bazı durumlarda ayrılırlar. Bu ayrılmalar, davranış bilimcilerinin kafasını karıştıran zihinsel yapı özelliklerine ve görünüşte akıldışı davranışlara yol açar. Bunlar beynimizdeki bu iki tamamlayıcı sistemin farklı özellikleri hakkında çok şey anlatır; iki sistem sıkı sıkıya birlikte çalıştıklarında, hangisinin hangisine katkıda bulunduğunu anlamak zordur; rekabet halinde olduklarında ise her birinin katkısını ayırt etmek kolaylaşır.
Anlaşılıyor ki beyin ve duygular konusunda yapılan araştırmalar son dönemeçte alt ve üst yollara ayrılmış. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu konulardaki araştırmalar, uzunca bir süre bilim adamlarının çalışmalarına konu olmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN