Paylaş


PAMUK YERİNE RÜYALARIMIZI BOYADILAR

Laboratuvardaki genetik devrim tarlaya ulaşmadı. Çiftçinin, ırgatın renkli pamuk hayali gerçek olmadı. Vaat edildiği gibi Ege ve Çukurova'nın pamuk tarlaları hâlâ renklenmedi. Bugüne kadar ülkemizde sadece yeşil, kahverengi ve devetüyü renkleri üretilebildi. Mavi ve siyah rengi hâlâ tutturamadık.

Bizim 'beyaz altın' olarak bildiğimiz pamuk, çok eskiden doğada renkli formlarda yetişiyordu. Zamanla insanlar pamuktan ürettikleri giysileri istedikleri renge boyayabilmek için saf beyaz pamuk ıslah etti. Beyaz pamuk popüler oldu, renkli pamuk adeta unutuldu. 2500 yıldan bu yana yetiştirilen renkli pamuk, günümüzde sadece Güney Amerika ve Hindistan'da numunelik olarak kaldı.

Endüstrinin gelişmesiyle beyaz pamuğun serüveni biraz kirli oldu. Tekstil sanayiinde boyama için kullanılan ağır metalli renklendiriciler, kimyasallar suya ve toprağa karışıp insanoğlunu tehdit edince; bilim adamları beyazlaştırdıkları pamuğu tekrar renklendirmek için çalışmaya başladılar. Bu hiç de kolay bir iş değildi. Çünkü renkli pamuklar, orijinal olarak lifleri çok kısa olduğundan kolay işlenemiyordu. Bu da ekonomik değildi. 1982'de Kaliforniya'da ıslahçılar ıslah ve seleksiyon programı başlatarak iyi kalitede ve iyi lif uzunluğuna sahip pamuklar geliştirmeye çalıştılar. 1988 bunu başardılar. Bitki ıslahçısı Sally Fox doğal olarak yetişen, kısa boylu renkli Amerikan ırkı pamuk ile daha uzun boylu Mısır ırkı melezleyerek ticari anlamda iyi lif özelliklerine sahip pamuk ıslah etti.

Mavi ve siyah

Genetik devrimle birlikte bütün dünya renkli pamuk üretmek için kolları sıvadı. Kırmızı, yeşil ve kahverengi tonları üretildi. Ancak tekstil sektörü için oldukça önemli olan mavi ve siyah bir türlü üretilemiyordu. Siyah ve mavi pamuk, tüm dünyadaki bilim adamları ve araştırmacıların hayallerini süslemeye başladı. ABD, siyah pamuğu getirene 3 milyon dolar ödül verecek. Siyah rengin bu kadar önemli olması ise, tekstilin siyaha boyanması sırasında meydana gelen kirliliğin, diğer tüm renklerden fazla olması ve doğadan tamamen uzaklaştırılmasının imkansızlığından kaynaklanıyor. Mavi de en az siyah kadar önemli. Çünkü bir türlü modası geçmeyen jeans sektörü altüst olacak.

Bu çılgınca gelişmeler karşısında dünyanın altıncı büyük pamuk üreticisi olan Türkiye'nin kayıtsız kalması düşünülemezdi. Bilim adamlarımız, Türkiye'de de renkli pamuk üreteceklerini, Ege ve Çukurova'daki pamuk tarlalarının rengarenk olacağını vadettiler. Satılacak her renkli pamuk tohumundan milyonlarca dolar gelir sağlanacağı, tekstilde ihracat patlaması olacağı söylenince; iş adamları kesenin ağzını açıp üniversitelere yüzbinlerce dolarlık araştırma fonu ayırdı. İş adamından pamuk ağasına, ırgatına varana kadar herkes nefesini tutup laboratuvar kapılarında hocaların o müjdeli haberi vermelerini beklemeye başladılar. Aradan tam dört yıl geçti. Ne gelen var, ne giden...

Geçen hasat döneminde İzmir'e yolumuz düştü. Uçaktan Ege'deki pamuk tarlalarına dikkatlice baktık. Pamukların rengi hâlâ beyazdı. Dikkatlice bakmamıza rağmen yeşil, kırmızı, mavi pamuk tarlası göremedik. Geçenlerde Adana'ya giden arkadaşa da Çukurova'nın üzerinden geçerken aşağı bakmasını tembih etmiştik. Pamuk tarlaları orada da bembeyazmış. Tarlalara kadar gidip ırgatlara da sorduk. Ne biyotarımdan ne de renkli pamuktan haberleri var. Kozalar bu yıl da beyaz açacakmış.

Bir arpa boyu yol

İşin aslını öğrenmek üzere renkli pamuk üreteceklerini söyleyen üniversitelerin, enstitülerin yolunu tuttuk. Çukurova, Sütçü İmam, Ege, Dicle, Adnan Menderes, Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, Mavi Jeans... Görüştüğümüz uzmanlar önceleri çeşitli bahaneler öne sürerek bilgi vermekten kaçındılar. Tüm bunların projelerin gizliliğinden kaynaklandığını düşündük. Fakat işin 'rengi' başkaymış. Meğerse renkli pamuk üreteceğiz diye yola çıkan birçok üniversite bu işi kıvıramamış. Genetik âlemde bir arpa boyu yol katedilmiş.

Adnan Menderes Üniversitesi Tarla Bitkileri Bölümü tarafından üç yıl önce renkli pamuk çeşitleri üretimi ile ilgili bir dizi çalışma yapıldı. Çalışmalar hâlâ sürüyor! Çukurova, Sütçü İmam ve Dicle üniversitesinden ses yok. Özellikle Anadolu Kaplanları büyük hayal kırıklığına uğramış. Diyarbakırlı Akyıl firması 1996 yılından bu yana kurduğu renkli pamuk hayalini şimdilik ertelemiş. Osman Akyıl, işbirliği yaptıkları üniversitenin elde ettiği sonuçlardan hiç de memnun değil. Sadece kahverengi ve tonları üretilebilmiş. Renk azlığı, işleme zorluğu, pazarının olmaması gibi nedenler ümitlerini kırmış. Akyıl, bu beyaz rüyayı renklendirmek için sonuna kadar gitmeyi düşünüyor. Bunun için biyoteknoloji alanında ilginç buluşlara imza atan ABD şirketi Monsanto ile işbirliği yapmayı planlıyor.

Takdire değecek çalışmalar da yok değil tabii ki. Örneğin Tarım Bakanlığı Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü'nce, iki yıldan bu yana yapılan çalışmalar sonucu üç renk elde edildi. İsrail, Türkmenistan ve Peru'dan getirilen anaç pamuklar, yörede ekimi yapılan Enstitü tarafından tescil edilmiş Nazilli-84 ve Nazilli-87 türü beyaz pamukla melezlenerek, yeşil, kahverengi ve devetüyü renkleri elde edildi. Enstitü yetkilileri, geçtiğimiz sezonlarda üreticiye tohum dağıtılacağını, dışarıya satılacak her tohum için milyonlarca dolar gelir sağlayacaklarını söylemişlerdi fakat olmadı.

Bu alanda en belirgin gelişmeyi Ege Bölgesi'ndeki üniversiteler ve Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü ile işbirliği yapan Zorlu Grubu'na bağlı Güçbirliği Holding kaydetti. Bu işe sıfırdan başlayan holdingin başlangıçta elinde hiçbir malzeme yoktu. Renkli pamuk kozalaklarından alınan çekirdekler ekildi. Dört kahve tonu ve iki yeşil tonu olmak üzere altı hat elde edildi. Bunlardan, devetüyü renkli bir hattın gelecek vadettiği belirlenince; devetüyü renkli pamuktan iplik, penye kumaş ve tişört imal edildi. Yetkililer, iki yıl içinde tarlaları renklendireceklerini söyleyen medya maydanozlarından daha temkinli: "Başladığımız noktaya göre, şu anda çok ileri bir durumdayız ama renkli pamuğun ticari amaçlı ekimine geçebilmek için henüz erken." 1997 yılından beri süren çalışmalar için 360 bin dolar araştırma fonu ayıran holdingin Menemen'e bağlı Gerenköy'de deneme üretimleri sürüyor.

Yine Zorlu Grubu'ndan İzmir Teknopark A.Ş. de, Alman şirketi Rapunzel'le birlikte Gölmarmara'da renkli pamuk üretim denemelerini sürdürüyor. Ege Bölgesi'nde Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) desteğiyle yapılan bir başka çalışmada, çeşitli ülkelerden getirilen 156 çeşit tohum denendi ve sanayi için rantabilitesi yüksek olan 2 tür uzun ve ince elyaflı pamuktan ince iplik üretildi. TÜBİTAK'a bağlı Marmara Araştırma Merkezi (MAM) ile Türk Tekstil Vakfı'nın 250 bin dolarlık 'Pamuk elyafının iyileştirilmesi projesi' de henüz tamamlanmadı.

Çukurova'ya Amerikan pamuğu

Dört yılda gelinen nokta işte bu kadar. Vadedildiği gibi tarlalar renklenmedi. Tekstil sanayiinde boyama maliyeti düşmedi. Boyama amacıyla kullanılan ağır metalli renklendiriciler tarihe karışmadı. İhracatta patlama da olmadı. Mavi pamuğu üretmekse hâlâ hayal. Bizimkiler hayal kurmaya devam ederken Amerikalılar bu hayali gerçekleştirmek üzere. ABD şirketi Monsanto'nun tarımsal biyoteknoloji uzmanları adı açıklanmayan mavi bir çiçekten, çiçeğe rengini veren geni alarak, pamuğa aktardı. Genle aşılanmış pamuk kozası açtığında, içinden mavi pamuk çıkıyor. Doğal boyalı ilk ürün ise tarla üretiminin gerçekleştirilmesinden sonra yaklaşık olarak 2005 yılında piyasada olabilecek. ABD şirketinin yaptığı genetik müdahalenin sonuçlanmasıyla pamuk, dalından fabrikaya doğal boyasıyla taşınabilecek. Belki de bizimkiler elini çabuk tutmazsa Çukurova'da, GAP'ta, Aydın'da Amerikan pamuğu ekilecek. Oysa ihracatının yüzde 35-40'ını tekstil ürünleri oluşturan Türkiye, elini çabuk tutup renkli pamuk tarımına geçmek zorunda. Yoksa bilim dünyasındaki bu ağır aksak çalışmalar ve boş vaadler pahalıya mal olacak. Nohut, mercimek gibi bazı bakliyatları kaybettik ama yıllık 10 milyar dolarlık tekstil ihracatı içinde 6 milyar dolara ulaşan pamuğun korunması gerekiyor. Dış Ticaret Müsteşarı Kürşat Tüzmen, her fırsatta birçok ülkede tekstil yatırımlarında Ar-Ge'nin yüzde 7-9 oranlarına yükselmesine rağmen Türkiye'de bu oranın binde 7'lerde olduğunu tekrarlayıp duruyor. Ancak bu kimin umurunda ki...

Dünya ekonomilerinin 1990-1997 dönemindeki büyüme hızı yüzde 2 iken, biyoteknoloji pazarının yüzde 32 büyümesi, biyoteknolojiye dayalı endüstrileri olan ülkelerin çok daha hızlı gelişeceği gerçeğini ortaya koymakta. Türkiye'de 1999 itibariyle 960 milyon dolar olan biyoteknoloji pazarının 2010 yılında 4.5-8.5 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Türkiye'de üniversiteler, araştırma enstitüleri ve merkezleri ile özel sektör dayanışmasının yakın gelecekte tarım biyoteknolojisini stratejik bir sektör haline getirmesi bekleniyor. Pamuk tarlasındaki ırgattan çiftçiye, iş adamına, müsteşara kadar herkes, bilim adamlarının renkli pamuk hayalini gerçeğe dönüştürmesini bekliyor. Aksi halde birkaç yıl önce gazete sayfalarını süsleyen haberler, 100 Büyük Türk Yalanı arasına girecek.


M. Yaşar DURUKAN









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy