Paylaş


EKO TARIMDA AZ ZAMANDA ÇOK İŞ

EKO TARIMDA AZ ZAMANDA ÇOK İŞ

Ülkemizde ekolojik tarım, 1984-1985'lerde geleneksel ihraç ürünlerinden olan kuru üzüm ve incirin ekolojik olarak talep edilmesi ile başladı. 1990'a kadar sadece 8 üründe ekolojik üretim görülürken, 1999 yılında ürün yelpazesi gıda ve gıda dışı maddeler olmak üzere 11,5 katma çıkarak 92'ye ulaştı. 1990 yılında 1037 hektar olan üretim alanı, dokuz yılda 43 kat artarak 44 bin 552 buçuk hektara, 1037 adet olan üretici sayısı, 12 bin 435'e çıktı.

Dünya üzerinde tarım faaliyetleri, nüfus hareketleri ile yakından ilgilidir. Yaklaşık 10 bin yıl önce dünya nüfusu henüz 5 milyon dolayında iken besinler avcılık ve toplama ile sağlanmaktaydı. 5 bin yıl öncesinde ise şehirleşme ortaya çıktı. Paralelinde nüfus artışının hızlanarak dağılımın belirli noktalarda odaklanması, nüfusun yoğun olduğu bu alanlarda doğanın hızlı tahribi ve gıda ihtiyacının artmasına neden oldu.

1965 yılında dünya nüfus artış hızı ortalaması yıllık yüzde 2.1, dünya nüfusunun ikiye katlanma süresi ise 36 yıl olarak verilmekteydi. Bu dönemde uygulanan ulusal veya uluslararası tarım politikalarında hedef, yeşil devrim olarak tanımlanan tarımın olabildiğince yoğun hale getirilmesi ile artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılamaktı. Kaliteli yüksek verimli çeşitlere ait tohumluk üretimi, yoğun gübre ve tarım ilacı kullanımı, makineli tarıma dayalı monokültür uygulamaları bu politikaların sonucunda ortaya çıktı. Ancak 1970'li yıllar sona erip 80'li yıllar başlarken artık artan gübreye rağmen verim artışının düştüğü, bazı tarım ilaçlarının insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından risk taşıdığı, yeraltı sularının kirlendiği, toprakların bilinçsiz kullanım sonucu çoraklaştığı ve ekolojik dengenin bozulduğu özellikle Batı Avrupa ülkelerinde gözlenmeye ve 'Yeşil Devrim', gıda maddeleri artışındaki tüm başarılarına karşın sorgulanmaya başladı. Bunun yanı sıra nüfus artış hızı, gıda artış hızının altına inmiş ve yetersiz beslenmenin gıda maddelerinin toplam miktarından çok, dağıtımının eşit olmamasından kaynaklandığı herkes tarafından kabul edilir olmuştu.

İşte bu noktada çevreye duyarlı bazı üreticilerin uzun yıllardır yürüttükleri uygulamalar bulunup incelenmeye ve elde ettikleri ürünler pazarda değer bulmaya başladı. Avrupa Topluluğu'nun tarımda çevre dostu uygulamaları destekleme kararı ve ekolojik üretimde sağladığı destekler, 1990'lı yıllara gelindiğinde, ekolojik tarımın kuralları belirlenmiş ürünün pazarda değer bulan alternatif bir sistem olarak kabul edilmesine yol açtı.

Türkiye'de ekolojik tarım, 1984-1985'li yıllarda geleneksel ihraç ürünlerinden olan kuru üzüm ve incirin ekolojik olarak talep edilmesi ile başladı. 1990'a kadar sadece 8 üründe ekolojik üretim görüldüğü halde, 1999 yılında ürün yelpazesi gıda ve gıda dışı maddeler olmak üzere 11.5 katına çıkarak 92'ye ulaştı. 1990 yılında 1037 hektar olan üretim alanı ise dokuz yılda 43 kat artarak 1999 yılında 44 bin 552 buçuk hektara, 1037 adet olan üretici sayışı 12 katma yükselerek 12 bin 435'e çıktı.

1999 yılı ekolojik üretimin dağılımı incelendiğinde toplam üretimin yüzde 61' ini kuru ve kurutulmuş meyvelerin oluşturduğu, bunu yüzde 21 ile tarla bitkilerinin takip ettiği görülüyor.

Ürün yelpazesindeki çeşitlenme tamamen yurt dışından gelen taleplere göre oluştuğu için, en büyük üretim miktarı kuru ve kurutulmuş ürünlerde. İç piyasa geliştiğinde talep edilen ürünler değişecek, buna bağlı olarak buğday, un ve mamulleri ile yaş meyve ve sebzelerin üretim miktar ve çeşitleri de artacaktır. Üretim alanları incelendiğinde, toplam alanın yüzde 52'sini kuru ve kurutulmuş ürünlerin oluşturduğu, bunu tarla bitkilerinin (yüzde 24) takip ettiği, en küçük dilimin ise sebze ve üzümsü meyve (yüzde 1) üretiminde olduğu görülmektedir.

Üreticiler incelendiğinde ise, en fazla üretici sayısının yine kuru ve kurutulmuş ürünler grubunda yer aldığı (yüzde 59) görülüyor. Tarla bitkileri ile üzümsü meyveler (yüzde 10-8) ikinci ve üçüncü sırada yer alıyor. En az sayıda üretici, sebze grubunda (yüzde 1) bulunuyor.

Ürünlerin hammadde olarak ihracı yerine işlenerek ve dayanıklılığı arttırılarak pazarlanması ülke ekonomisi, ihracatçı ve üretici için daha yüksek kâr marjı getiriyor. İlk yıllarda tamamen hammadde olarak ihraç edilen ekolojik ürünler günümüzde gittikçe artan oranlarda işlenerek ihraç ediliyor. Örneğin pamuk ilk yıllarda hammadde olarak ihraç edilirken önce iplik daha sonra tekstil ürünleri olarak ihraç edilmeye başladı. Kuru ve kurutulmuş ürünlerin bir kısmı işletmelerde işlenip tüketici ambalajı boyutunda paketlenerek ihraç ediliyor. Ayrıca kuru meyve kokteylleri hazırlanarak ürün çeşitlemesine de gidiliyor. Bunların dışında salça, meyve konsantresi, gülsuyu, gülyağı gibi ürünler de örnek verilebilir. Ancak işlenmiş ürünlerin miktarının genel üretim toplamı içindeki payının daha da arttırılması gerekiyor.


/ BUĞDAY Sayı: 9









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy