Paylaş


TOPRAK TEMİZ SUYA MUHTAÇ

TOPRAK TEMİZ SUYA MUHTAÇ

20 yıl Öncesine kadar Trakya, Türkiye'nin en gözde ve zengin bölgelerinden biriyken, birinci sınıf tarım arazilerinin üstüne, dumanları havayı, atık suları, nehirleri zehirleyen fabrikaların kurulması ve daha kötüsü en ileri teknolojilerin getirildiği fabrikaların hemen hepsinin en ilkel metodlarla çalıştırılmış olmasıyla Ergene Irmağı'nda artık su değil, zehir akıyor ve bu nehirden sulanan tarım alanları da kuruyor. Su kirliliği tarımsal üretimi doğrudan etkiliyor. Oysa tarımsal üretimin sürdürülebilirliği her şeyden önce toprak, su ve havanın kirlenmemesine bağlı.

Günümüzde, insanoğlunun çevresine dikkat etmemesinden kaynaklanan rahatsızlıklar gittikçe artıyor. 7 Nisan 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr. Hiroshi Nakajima'nın söylediği gibi; "Dünya, bedelini insan sağlığı ile ödeyeceği çevre krizlerine doru yönelmiş durumda". Dünyada, büyük doğal felaketlerin sayısı 60'lı yıllardan bu yana neredeyse üç katına çıktı. Son yıllarda önceki yıllara göre daha belirgin olarak iklimler değişiyor, depremler, sel felaketleri, kuraklıklar gibi felaketler birbirini izliyor. Dünya ekolojik felaketler ve iklim dengesizlikleri ile sarsılıyor. Sel, kuraklık ve yangınlarla geçen 1998 yılındaki maddi kayıplar, İkinci Dünya Savaşı'ndan bugüne kadar kaydedilen zararların en büyük meblağı olarak karşımıza çıkıyor. 1998 yılında tüm dünyada yaşanan doğal afetlerin, Türkiye milli gelirinin yaklaşık yüzde 60'ı kadar zarara neden olduğu hesaplanmış. Bu felaketler, "dünyada yaşama kılavuzu"na uymadığımız için ve bu uyumu sağlayan ekolojik sistem ve denge bozulması nedeniyle meydana geliyor. Kirliliğin durumu ekolojik sistemin bozulması, hava, su ve toprak kirlilikleri ile doğrudan bağlantılı. Hava kirletilirken, bu kirlenmeye bağlı olarak ısınıyor ve iklimler değişiyor. Küresel ısınma 20. yüzyılda dünyanın ısısını 0,6 derece artırırken, 21. yüzyılda ısının 3-3,5 derece daha artacağı hesaplanıyor. Temiz su kaynakları Yine Marmara ve Karadeniz; İskenderun, İzmit, Haliç, Çardaklı körfezleri; Ankara, Simav, Nilüfer, Sapanca çayları; Sapanca, İznik, Burdur, Eber, Ulubat, Mogan, Tuz gölleri; Büyük Menderes, Kızılırmak, Gediz, Ergene ve Sakarya nehirlerinde yoğun su kirliliği yaşanıyor. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği her şeyden önce toprak, su ve havanın kirlenmemesine bağlı. Toprak, hava ve su kirliliği, hangi tarımsal politika uygulanırsa uygulansın tarımsal üretimin, bırakın ilerlemesini bu düzeyini bile koruyamayarak, gerilemesine neden oluyor.

Tarım dışı kirleticiler

Tarım dışı kirleticiler enerji ve sanayi tesislerinin katı, sıvı, gaz atıkları ile evsel atıklar olarak özetlenebilir. Bu kirleticiler yalnız yakın çevresini kirletmekle kalmıyor, rüzgar, yağmur gibi hava hareketleri, toprak ve suyun geçirgenliği ile uzak çevreleri de kirletiyor ve bitki örtüsüne zarar veriyor. Bu kirlenmenin tarıma doğrudan etkisi, yoğunluğa ve uzaklığa bağlı olarak bitki örtüsünün ölümünden, bitkilerin büyümesi ve gelişmesinin durmasına kadar çeşitli derecelerde olabiliyor. Bu olumsuz etkiler bitkilerin minimum fizyolojik aktivite gösterdiği kış aylarında düşük, maksimum fizyolojik aktivite gösterdiği yaz aylarında yüksek oluyor. Örneğin 1982 yılında kurulan Yatağan Termik Santralı 3 bin hektardan fazla ormanlık alanı yok etti. Diğer taraftan uçucu küllerdeki ağır metal ve radyoaktif maddeler yağmurla yıkanarak yeraltı ve yüzey su kaynaklarına geçip bu suyu kullanan insan, bitki ve hayvanların çeşitli doku ve organlarında birikebiliyor. Fabrika ve santrallerin neden olduğu asit yağmurları, yüzlerce mil uzaklıktaki ormanları, gölleri ve araziyi tehdit ediyor. Bacalardan çıkan karbondioksit ve diğer gazlar "sera etkisi" yaratıyor. Sera etkisi belirgin olarak sıcaklık artışına neden olup, dünya iklimini değiştiriyor. Aerosol spreyler ve soğutmada kullanılan kloro floro karbonların ozon tabakasını tahrip etmesi sonucu, yeryüzündeki insan, hayvan ve bitki hayatı onarılması mümkün olmayan zararlar görüyor.

Sulama

Sulama yapılan arazide tarla içi geliştirme hizmetlerinin yapılmaması ve gereğinden fazla su verilmesi toprağın çoraklaşmasına, dolayısıyla verimsizleşmesine yol açarken, kimyasal gübre, tarımsal ilaç gibi etmenlerin çevreye verdiği zararı da artırıyor. Bu tür kirlenme esas olarak dünyada ve Türkiye'de en yaygın sulama şekli olan suyun araziye kanaletler halinde yastık ve tavlalarla akıtılmasından kaynaklanıyor (Türkiye'de sulanan arazinin yüzde 95'i yüzey sulaması yöntemi ile sulanıyor). Sulanan araziye gerekli sudan fazlasının verilmesi, tuzluluk oranının artması dolayısıyla verimsizleşme ile birlikte erozyonu da artırabiliyor. Aşırı sulama, organik maddelerin tahribine, toprağın kimyasal ve fiziksel verimliliğinin azalmasına yol açarak tarla içi ve civarındaki flora ve faunaya zarar verebiliyor. Toprak, su ve hava kirliliği, tüm canlıları etkilediği gibi, kirliliği oluşturan maddeler de besin yoluyla insan vücudunda her geçen gün artarak birikiyor. İçme sularında, yeraltı ve maden sularında yoğun miktarda kimyasal madde kalıntısı birikmesi insan vücudunda çeşitli olumsuzluklara yol açıyor. Bunlar arasında kanın oksijen taşıma kabiliyetini azaltması ve kansorejen etkisi bulunuyor. Fosforlu gübre üretiminde kullanılan florun üretim sırasında suya ve havaya verilmesinin hayvanlar üzerinde ölüme varan etkileri oluyor. Florun büyükbaş hayvanlardaki etkileri, diş ve kemiklerin yumuşamasıyla başlayıp, hayvanın iyice zayıflaması, sütten kesilme, deride sertleşme, tüylerde kuruma ve kemiklerin kırılmasıyla devam ediyor.

Türkiye gibi gelişmişlik açığını kapamaya çalışan ülkelerde, kontrol edilmez bir seviyede alt yapı eksikliği kaçınılmaz. Kırsal kesimden şehre akın eden gecekondu göçü altyapısızdır, hızla artan endüstri kurumlarının temelinde yatan ilk hedef, ekonomik katkı olacağından atık tasfiyesi ve diğer altyapı tedbirleri baştan eksik geliyor. Plansız büyüyen şehirler, sayısı durmadan artan araçlar, sahilleri dolduran ruhsatsız ve altyapısız yerleşim, dere ve denizlere boşaltılan kanalizasyon ve sanayi atıkları, gıdalara kontrolsüz katılan katkı maddeleri, gıdalara çevreden karışan insektisitler ve hatta bilerek karıştırılan hormonlar, hatalı gıda depo etmekten kaynaklanan aflotoksin problemi ve hala etkisi devam eden radyoaktif kirlenme bu sorunlardan yalnızca göze çarpanları.

Şehircilik uygulamalarındaki yanlış, altyapısız ve plansız gelişmelerin bir uzantısı da içme suyunun kirlenmesi. Şehir içme suyu boruları kanalizasyon borularına taşıyabileceğinin üzerinde yüklendiğinden, ek yerlerinden devamlı sızdırıyorlar. Su boruları ise, sık sık su kesilmesi sonucu oluşan menfi basınç nedeniyle, boru ek yerlerinden emiş yapıyor ve dolayısıyla kanalizasyon atıklarını da emiyor. Böylece içme suyu borusuna karışan kanalizasyon atığı, suya çeşitli patojen mikropları kazandırdığından yapılan araştırmalar, toplumdaki mide-bağırsak enfeksiyon hastalıklarınında her geçen gün arttığını gösteriyor. Gelimiş ülkelerin pek çoğunda hava ve su kirliliğinin önüne geçmek için çeşitli uygulamalar yapılıyor, sanayi ve tarımsal alandaki üretimin temiz ve sağlıklı yapılması için toplumsal bilinç oluşturuluyor. Tarımsal ilaçların yarattığı çevre kirliliği ve besin zinciri tüm canlılara ulaşabilen tehlike. Araştırmacıları alternatif üretim tarzı arayışlarına itiyor. Bu anlamda ekolojik tarım uygulamaları önemli bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle doğayla uyumlu ekolojik üretim ile ilgili esasların gelistirilmesi için şimdiden çaba gösterilmesi gerekiyor. "Doğayı koruma yolunda çaba göstermek bir fantezi değildir, öyleyse ekolojik üretim de bir fantezi değil".


Yeşim EROYMAK ESKİCİ / BUĞDAY DERGİSİ Sayı: 11 / 2001









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy