Paylaş


ŞİFALI TAŞLAR

ŞİFALI TAŞLAR

Bitkiler, hayvanlar ve insanlar seçme şansına sahiptir. 'Oysa' taşlar tamamen kendi bulundukları ortamda sunulana bağımlıdır; içinde bulunduğu ortam ne verirse öyle olur. 'Şifa etkisini anlayabilmek için yatağına bakmak gerekir. Bir taşın oluşum yolu, bize yaptığı etkiyi ve içimizde neden olduğu geliş' niteleri yansıtır.

TAŞLAR dıştan içe doğru büyürler. "Tohum" denen bir çekirdek yapı, taşın etrafında atom üstü ne atom, yapıtaşı üstüne yapıtaşı, tabaka tabaka belli bir geometrik kural ve düzenlilik içinde birikerek oluşurlar. Böylece mineral, zamanla bu tür kendine özgü büyümesini tamamlar. Bu büyümenin süresi, saniyenin kesirlerinden yüzyıllara kadar uzayan bir zaman biçimini kapsayabilir ve oluşan mineralin büyüklüğü, bir toz tanesinden kocaman bir kayaya kadar değişebilir. Biçimi ve görünümü ile bulunma koşulları ideal ve karakteristik, ya da çarpıtılmış ve bütünüyle atipik olabilir. Bunların tümü de sonuç olarak çevreden kaynaklanmaktadır.Bir taş oluşumunda, bütünüyle çevresine bağlıdır. Bitkiler, hayvanlar ve insanların beslenmede, kendi büyümelerini sağlayacak gıdaları almada bir seçim yapma imkanları varken, taşlar bütünüyle kendi çevrelerinde, içinde bulundukları ortamda kendilerine sunulana bağlıdırlar. Bitkiler köklerinin civarında belli maddeleri alma ve bazılarını dışarıda bırakma, hatta diğer bazı tipleri de dışarı atma imkanına sahiptir. Demek ki gelişebilmek için her ne kadar toprakta bulunanlara bağımlıysalar da, bir ayrım ve seçim yapma imkanları vardır. İnsanın ise bundan başka, tadı tuzu olmayan maddeleri pişirme ve işleme yoluyla bir de gıdaları değiştirme ve dönüştürme imkanları vardır.

Aslan yatağından belli olur

Taşın durumu bitki, hayvan ve insanlardan farklıdır. O ancak ve ancak içinde bulunduğu ortam ne verirse öyle olur. Duruma göre hangi mineral maddeler bulunuyorsa hangi basınç ve hangi ısı ile hangi kimyasal ortam (asit ya da baz) verilirse öyle olur. Hatta o anda etki eden ışınların belli minerallerin oluşumunda etkileri vardır. Çevre koşullarındaki en ufak bir değişiklik, bir mineralin büyümesini durmasını, mineralin değişmesini hatta yeni bir türün oluşmasını sağlayabilir. Bu öyle ileri gidebilir ki, aynı mineral bulunduğu değişik yerlerde değişik özellikler gösterebilir. Tecrübeli bir mineralog ya da kıymetli taş uzmanı, bir mineralin incelenmesi sonucu onun gelişmesini olduğu gibi açıklayabilir ve hatta bulunabileceği yeri önceden bilebilir.Demek ki bir taş, tümüyle gelişiminin bir yansımasıdır. Özelliklerini ve şifalı etkilerini anlayabilmek, diğer taşlarla akrabalığı ya da uyuşma derecesini tahmin edebilmek için mineral, taş ve kayaların oluşum biçimlerini bilmek kaçınılmazdır. Bir taşın oluşum yolu, bize yaptığı etkide ve içimizde neden olduğu gelişmelerde tıpkı resimli bir kitap gibi yansımaktadır. Bu arada taşların ve kayaların bize genellikle sanki değişmezmiş ve ebediymiş gibi gelmelerine karşın aslında öyle olmadıklarını ve onlarında yaratılış, değişim ve dönüşüm süreçlerine tabi olduklarını ama bu süreçlerin büyük ve geniş zaman boyutlarında geçtiğinden gözleme olanağımız dışında kaldığını bilmeliyiz ve bu süreçler her an durmadan ayaklarımızın altında sürebilmektedir. Böylece her dakika, doğrudan yeryüzünün sıcak akıcı kayalar eriyiğinden (magma) yeni mineraller oluşmaktadır. Bu magma yüzeye çıkabildiği her yerde soğur, katılaşır. Bu magmatik çözeltilerden oluşan taşlar ve kristallere primer mineraller denir. Bunlar "ilk doğanlardır" yaşamımızda yeni başlangıçlara yol açar, öğrenme ve başlangıç güçlüklerin de yardımcı olur ya da tamamiyle yeni sorular ve görevlerin çözümüne katkıda bulunurlar. Tipik primer mineraller Amatist; Akvamarin, Dağ kristali, Citrin, Fluorit, Aytaşı, İsli kuvartz, Rosenkuvarz ve Topaz'dır.

İkinci doğanlar

Oluşmuş bulunan taşlar hava koşulları; don, sıcaklık, rüzgar ve suyun etkileriyle yeniden aşınırlar. Bu ararda çözünen maddelerden yeni mineraller oluşur. Böyle çevre etkileriyle yeni oluşmuş minerallere "ikinci doğanlar" ya da sekunder mineraller denir. Nasıl kendileri çevreyle karşılıklı etkileşim içinde olmuşlarsa, bize de çevremizdeki insanlarla ve içinde bulunduğumuz ortamla karşılıklı etkileşimimizi bildirirler. İkincil mineraller,geç -mişten gelen belirlenimleri ve damgalanmaları keşfetmemize ve onları çözmemize yardımcı olurlar ve şimdiki zamanki gerçek duruma karşı duyularımızı keskinleştirirler. Tipik ikincil mineraller Aragonit, Azurit, Calcit, Chrysokoil, Jaspis, Rnodochrosit, Malachit, Türkiş(firuze), çeşitli opaller ve bir bakıma Barnstein (Kehribar)'dır. Taşlar derinlerde de rahat durmaz. Üstlerindeki kitlenin basıncı ve yerin içindeki ısılar derinlemesine değişim ve dönüşüme neden olurlar. Mineralojide bu değişikliklere "metamorfoz" denir ve bu tür minerallere de metamorf, tertler mineraller ya da "üçüncü doğanlar" denir. Bunlar içimizde derinlemesine değişikliklere neden olur ve desteklerler. Özellikle de alışılagelmiş, bildik olanı terketmemiz, bilinmeyene sıçrama yapabilmemiz ve bunu göze alabilmemiz için bize iç destek ve gücü sağlar. Açıklık ve kendimizi yeniden yönlendirebilme yetene-ğimizi güçlendirir. Tipik üçüncül mineraller Elmas, Granit, Jade (yeşim), Lapislazuli, Rhod, Rubin (yakut), Saphir ve Smaragd (zümrüt)'tür.

Evrensel yasaya uyum

Kayaların içinde derinlerdeki ısı çok yüksek olursa, taşlar yeniden erirler. Böylece döngü kapanmış ve magmaya geri dönüş gerçekleşmiş olur. Demek ki taşlar ve kayalar da, başlangıç, varoluş ve yokolup gidiş gibi ezeli ve ebedi oluşumdan meydana gelen, büyük kozmik döngülerin ve gündelik olayların uyduğu o evrensel yasaya tabidirler. Tüm dinlerin tanrısal üçlü birlikten söz etmeleri (örneğin Brahma yaratıcı, Vishnu koruyucu ve Shiva yıkıcı) boşuna değildir ve asrtolojide de başlıca burçlar sürekli deveran ederler. Modern management kurslarında da başlama, değiştirme ve durdurma safhalarından söz edilir. Gündelik yaşamda sorular sorar; yeni bir şeye başladığımız için mi, yoksa başlamamız gerektiği için mi güçlükler ve sorunlarla karşılaşıyoruz (birincil), yoksa çev-remizle sürtüşme ve anlaşmazlıklarımız mı var? Onların etkilerinden veya alışkanlıklarımızdan kendimizi kurtaramıyor muyuz (ikincil), sorunlarla mı karşılaştık yoksa belli şeyleri oluruna bırakmak istemiyor muyuz, istemeden yitirmişiz de (üçüncül) onun için mi sorunlarla karşılaştık gibi... Şu sıralarda yaşamımızda hangi durumun güncel ve önemli olduğunu araştırmalıyız. Belki de aralarında tanıdık bir taş bulabiliriz. Bu taşlardan birini bir süre yanımızda taşıyarak sonuçları gözlemlemeliyiz. Taş asla yapmamız gerekenleri bizim yerimize yapmayacaktır elbette, ama bazı şeylerin aniden çok daha kolay ve rahatça gerçekleştirilebildiğini fark etmemiz mümkün. Denemeye ve karşılaştırmaya değer.

 

Taşlar gelişim süreçleri sırasında gösterdikleri değişim ve dönüşüme göre yaşamımızı etkilerler.

 

Taşlar da başlangıç, varoluş, yokoluş gibi ezeli ve ebedi oluşumdan meydana gelen, büyük kozmik döngülerin ve gündelik olayların uyduğu o evrensel yasaya tabidir.


Micheal GIENGER Çeviren: Tarhan ONUR

/ BUĞDAY DERGİSİ Sayı: Temmuz-Ağustos 2000

Anahtar Kelimeler


şifa

,

taş

,









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy