Paylaş


ZAYIFLAMADA DOĞRULAR VE YANLIŞLAR

 

(Dr. Hakan Eraltan tıp doktorudur, akupunktur ve moksibisyon geleneksel Çin Tıbbı uzmanıdır. Uzun yıllarını Çin’de geçirmiş, tıbbi masaj, manüel terapiler, hipno terapi uzmanıdır. Sağlıklı ve dengeli beslenmeden sorumlu hekimlik yapmaktadır.)

Festival’in isim babası ve bugün burada olmamızı sağlayan kişilerden biri olan Dr. Mehmet Gürsel’e FESTİVA’nın sorumlularından olan Leyla Browne’a ve onun şahsında, tüm FESTİVA çalışanlarına çok teşekkür ederim. Çünkü onların sayesinde şu an bu salondayız.

Sizlere zayıflamadaki doğrular ve yanlışlardan bahsedeceğim. Yıllardır Türkiye’mizde ve dünyanın bir çok ülkesinde yanlış uygulanan ve insanları bu doğal yöntemlerden maalesef bu yüzden soğutan bu ilginç konudan bahsedeceğim. Çok güncel ama, çok fazla yanlış uygulanan ve çok fazla da suiistimal edilen bir konu zayıflama.

Şimdi, bu doğal tedaviler, “zenjui, cenciu” diye geçer Çince’de, iğne ve ısı anlamına gelir. Zenjioloji, iğne ve ısının bilimidir aslında. Ama, bunu biraz Batı tıbbına göre açmamız lazım.

Zen, aslında herkesin diline doladığı bu zen, aslında akupunktur demektir. Akupunktur, bu işlerin hem anası, hem babasıdır açık açık konuşmak gerekirse.

Ciu yanı ısı, moksibasyon temel moksel çubuklarıyla yapılan ısıtıcı tedavi anlamına gelir ve burada mikrokosmoz dediğimiz hadise, bunu yaparken kişinin bedeni kavrama yetisi, yani kişiye mikrokosmoz olduğunu benimsetmek çok önemli. Biraz sonra bunları açacağız.

Şimdi bu bedeni kavrama tekniklerinde yoga, çigong, geleneksel Çin tıbbı visyulizasyonu, yani bu aslında trans çalışmaları ve hipnozun temelini teşkil eder, bunun üzerine kurulmuştur.

Tai chi, çok özel sistem. Moksibasyon da, klasik mokso çubuklarıyla yapılan ısıtma tekniği ve masaj, Çin’de çok sevilen ve yapılan.

Nöralterapi, Çin’de çıkışı injeksiyon terapidir. Onlar da propeini çok önce kullanmışlar ama, Batı’lı özellikle Almanya bunu çok ciddi şekilde geliştirmiş, Fransa’da keza öyle ve bunun bilimsel temelini açıklamış. Akupunktur notlarını ve bir takım trigen notları yapılan propein enjeksiyonlarıyla bedendeki bu mikrokosmik, berfokosmik denge, yani sempatik, parasempatik sistem dengesi kurulur ve vücut kendi hastalığını kendisi tamir eder, kısaca bunun ismi Batı’da nöralterapi.

Fitoterapi, yani bitkisel beslenme, bunlar hep moksonun içine giriyorlar.

Günümüz teknolojisi lazer, artık biz moksonun yanında lazer teknolojisini de koyuyoruz. Yani, lokal ısı vermesinin dışında, ki ısı çok fazla vermez, enerjiyi direkt lazer ışımasıyla bedene aktarıyorsunuz ve akupunktur noktasının potansiyelini arttırıyorsunuz. Biliyorsunuz, 90 milivolt civarında bir elektriksel potansiyeli var ve hastalıklarda bu potansiyel düşer. Lazer bu potansiyeli yükseltir, iğne yükseltir, masaj yükseltir, doğru çigong ve doğru tai chi uygulama potansiyeli yükseltir.

Yoga, birtakım tekniklerle, içe baskılarla, piozoelektrek elektrik dediğimiz basınçla üretilen elektriği arttırır ve beden yine kendini tamir etmeye başlar.

Tabi ki bugünkü konumuz sağlıklı, dengeli ve doğru beslenme. Bu kadar çok konu var ama, biz tabi bir harmanlayıp esas konumuza döneceğiz.

Bugünkü modern tıbbın kökeni aslında Güney Doğu ve Orta Asya tıbbıdır. Batıya göçlerle bu İran, Mısır, Arabistan ve Anadolu’ya bu şeklinde yönlenmiştir ve Anadolu, Doğu ve Batı tıbbın, özellikle Mezopotamya ve Anadolu, değişim noktasını oluşturmuştur.

Hipokrat, İbni Sina, yani diğer adıyla Hakim-i Tıp, Anadolu hekimleridir.

İbni Sina, benim gözlerim yaşardı, size küçük bir anı anlatacağım; Pekin Üniversitesi Müzesinde İbni Sina’nın portresini gördüm ben ve orada çok üzülmüştüm. Ben Cerrahpaşa mezunuyum; neden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde İbni Sina’nın resmi yoktu, orada vardı? Bu da tabi sorulması gereken bir şey; Hakimi Tıptır. Aslında hekim, hakimden gelir. Hakim, her şeye hakim olan insandır, hekimin üstündedir aslında. Yani eski bilimciler, tıp adamları, hani derler ya, tıp fakültesinden doktor çıkar ama, birçok şey de çıkar doktorun dışında. Eskiden bu böyleymiş, şu an bu doktorlar çok azaldı. Bunlar müzikle uğraşırlardı, heykel yaparlardı, astronomi bilirlerdi, matematik, fizik bilirlerdi. O yüzden hakimdiler, işin hakimi, hakim-i tıptılar. Biz de onlar gibi olmaya nacizane çalışıyoruz.

5000 yıldır uygulanan, vücudun enerji dengesini kuran bu akupunktur (temelde tüm sistemler bunu yaparlar) vücut kimya laboratuarını harekete geçiren, tüm tıkanıklıkları açan ve bağışıklık sistemini dinamize eden, risksiz, yan etkisiz, hızlı ve etkili çözümler sunan akupunktur ve doğal yöntemler işte bunlar.

Bioritm: Bioritmi ben çok seviyorum, çünkü Batı tıbbı bunu aynen almış ve biraz daha açıklayarak geliştirmeye çalışmış. Şimdi, sabah uyandınız.( 5 ile 7 arası dışkılamanız lazım ). Çünkü kalın bağırsağınızın en aktif çalıştığı saatlerdir. Bu saatte dışkılamazsanız, beden içinde toksini tutarsınız ve gün içinde o toksinler bedeninize tekrar geri girmeye başlarlar. O yüzden ne yaparsanız yapın 7, en geç 8 gibi dışkılamaya çalışın. Her sabah 10 dakika tuvalette oturun, mutlaka üçüncü, dördüncü gün gelecektir tuvaletiniz; bunu yapın.

Ondan sonra mide, tabi ki bağırsak boşalttı, midenin dolması lazım, 7-9 arası mideyi dolduracaksınız, kahvaltı edeceksiniz.

9-11 arası enzimleriniz çalışacak, bu sindirim olayı işleyecek, pankreaslar çalışacak ve besinleri sindireceksiniz. Bunları çok hızlı geçiyorum.

1 ile 3 arası, en çok üzerinde duracağım saat; karaciğer. Gece mutlaka bu saatte derin uykuda olmalısınız arkadaşlar. Çünkü, eğer karaciğer derin uykuda değil ise, vücut depresyonu hazırlar ve bir çok sıkıntısal şeyleri çıkartır. Gece ayakta kalan insanların çoğu depresiftir, karaciğer yüzünden. Karaciğer yağlanması başlamıştır, birçok problemler oluşmuştur, kolesterolleri yüksektir. Ne yapın ne edin 11’de yatağa girin en geç ve 1’de derin uykuda olmuş olun. Çünkü, o zaman güzel rüya görürsünüz. Sorun, rüya görmeyen veya kötü rüya gören insanın mutlaka karaciğerinde problem vardır .

Akciğer de, 3’le 5 arasıydı, onu kısaca bahsedeceğim. Astım olan hastalarda o saatlerde krizler arttığı gözlenmiş; çünkü polenlerin en çok yayıldığı saat olduğunu Batı’lılar tespit etmişler. İlkbaharda polenler o saatte aktif oluyor.

Yani her şeyin temelini Çin’li bulmuş zamanında, Batı da bunu çok güzel ispat etmiş.

Doğu Tıbbı, yin, yang, konuştuğumuz çok şey, beş element, tüm evrendeki mikro-makrokosmoz dengesi vesaire. Bu sempatik-parasempatik sistemin karşılığıdır, yani zıtlıklar dengesi.

Sempatik sistemde korkarız, göz bebeklerimiz büyür, kaslarımız kasılır, kan dolar; bu sempatik sistemin aktivasyonudur.

Parasempatik sistem; uykuda aktiftir, göz bebeklerimiz daha farklı bir şekilde çalışır. Tamamen gevşeriz, alfa frekansına geçer bedenimiz genelde sakin olan insanlarda ve birbirini dengeleyen bu zıtlık dengesi, yani güzelle çirkin, sıcakla soğuk, erkekle dişi gibi dünyanın temelini oluşturan denge. Biz bunu Batı tıbbında böyle açıklıyoruz.

Tabloya devam edelim.

Çin’de chi, Japonya’da ki, Hindistan’da prana denen hayat enerjisi. Bizim ispatımız, insan vücudunun ürettiği elektromanyetik alan EKG, yani elektrokardiyografi, elektroensolografi, elektromografi cihazları, bu elektrik alan sayesinde ölçülebilir ve gerçekten grafik olarak gösterilir. Bu vücudumuzdaki elektriğin ispatıdır.

Teşhis: Her iki tıpta da teşhis çok önemli bir unsurdur; ama Doğu tıbbı sebebe yönelik teşhis yapar. Hasta, hastalık başlamadan önce, kulak ve vücuttan yapılan bir ön teşhisle organ ve sistemlerdeki fonksiyonel, anatomik ve psikokimyasal tüm bu denge bozukluklarını saptarsınız. Bir insanı muayene ettiğiniz zaman, bu işin gerçekten uzmanıysanız ve bu işe hakimseniz, muhtemel olacak belki bir safra kesesi diskfonkiyonuna bağlı ilerde olabilecek bir safra kesesi taşını, kişinin karaciğerinde yağlanma benzeri bir problem olabildiğini. Bunların hiçbiri bir mucize değil. Bunu falcı gibi de değerlendiriyorlar ama, değil, hepsi bir bilimdir. Bunu kişiye çok rahatlıkla söyleyebilirsiniz ve şaşırtırsınız, bir süre sonra dediğiniz çıkar veya o an zaten vardır. Ama Batı tıbbı da bunu yapmayı çok ister, ama Batı tıbbının bunu yapacak imkanları yok. Batı tıbbı teşhisi çok güzel yapar, fizik muayenesini yapar, MR’ını, BRT’sini, ultrasonunu kullanır, her şeyi bulur, laboratuarını bulur; fakat sebebi bulunmadan semptoma yönelik tedavi yapar. Tek gerçek tedavi cerrahidir bu Batı tıbbında. Çünkü, alır çıkarır, işi bitirir. Ama normalde, bütün tıp tedavilerinin hepsi maalesef yalandır. Ben de bir Batı tıpçı olarak bunu artık açık ve net olarak ifade ediyorum. İlaçla tedavilerinin hepsi olaya geçici çözümlemeye yöneliktir, birkaç çok nadir şey dışında. Yani, işte bir şok durumu oldu, trikortizonu vereceksiniz hastayı ayıltmak için, bir alerjik şok oldu vesaire, adrenalin vereceksiniz; bunları kastetmiyorum, acil durumdur. Ama, acil durumlar dışında bir mide ülserini siz ilaçla tedavi edemezsiniz, bir migreni ilaçla tedavi edemezsiniz. Çünkü bunların primer tedavileri zaten akupunkturla olduğu ve diğer yöntemlerle olduğu ispatlanmıştır.

Bizim için tedavi, kalıcı tedavidir, yani geçici semptomatik iyileşme değildir.

Yöntem: Tabi ki Batı ve Doğu tıbbı sentezi artık yapılmak zorunda ve bizim yaptığımız tamamlayıcı tıp. Kitabımızda da gördüğünüz gibi, tamamlayıcı tıbbı biz bütünlüğün içinde incelemeye çalıştık. Doktor Hüseyin Beyle beraber 2002 yılında yazdığımız bir kitaptır. Hekimlere yönelik yazdık ama, üçte birini de halk anlayacak düzeyde yazıldı; rejim, masaj, tai chi, chi-gong gibi konularda, fitoterapi gibi konularda halkın diline göre yazıldı.

Burada tabi ki, bu festivalin de anlamı olan fizik, zihin, ruh bütünlüğü, tamamlayıcı tıbbın manası. Hastanın yaklaşım ve sorumluluğu, bu çok önemli, ki bu eski tıpta yoktu, her şeyden sorumlu hekimdi. Şimdi biz artık hastayı da sorumlu yaptık. Çünkü, hasta sizin dediğinizi yapmazsa zaten yanlış yapıyor.

Hekimin yaklaşım ve sorumluluğu: Hekimin analiz, içgüdü ve deneyimleme yetisi. Tıp fakültelerinde öğretilmeyen bir ders, bunu inşallah ilerde tıp fakültelerine sokacağız, uğraşıyoruz.

Empati kurma; bu da öğretilmiyor. Sadece psikologlar ve psikiyatrisler öğreniyor, diğer tıp doktorlar bunu öğrenmiyorlar.

Güçlü irade: Önce sizin iradeniz güçlü olacak hekim olarak, çünkü hasta sizin iradenizin üzerinde baskı kuramayacak, siz hastanın kölesi olmayacaksınız, ama hastanın iradesini güçlendirmek zorundasınız, zaman içinde; yoksa size hasta her dediğini yaptırır.

Akupunktur: Sadece kilo ve sigara bağımlılığı değil. Akupunktur derken burada zenjioloji diyorum, sadece iğneyi övdüğüm anlaşılmasın, sadece iğne hekimi değilim çünkü. Yani, chi gongu da hastaya öğretiyorum, tai chi de öğretiyorum, yoga da öğretiyorum, sağlıklı ve dengeli beslenmeyi de. Akupunktur bunların genel ismidir, başka isim bulunamadığı için akupunktur diyoruz. Yoksa sadece iğneden bahsetmiyorum.

Bel ve boyun kireçlenmelerde, astım, alerji, sinüzit, migren, depresyon, uyku problemleri (burada bazılarını saydım, 80 civarında hastalık var, bunların 18 tanesi primer; 18 primer hastalığının bir kısmını aldım) menopoz, hormon bozuklukları vesaire, bunların hepsini geçirir.

Kilo problemi geldi, bunlar da var hasta da; siz diyemezsiniz ki, ";ben sizi zayıflatacağım, her şey bitecek.” Hayır, önce bunları tedavi etmek zorundasınız. Çünkü, bel ve boyun fıtığı olan bir insanı siz nasıl zayıflatacaksınız? Hasta yürüyemez ki. Hasta yürüyemez, siz onu nasıl zayıflatacaksınız? Zayıflatamayacaksınız.

Astımı olan bir insan da aktivite yapamaz. Alerjisi olan bir insan zaten alerji ilaçları kullanacak, alerji ilaçları bedeni yavaşlatacak; bunu geçirmek zorundasınız, ilaçsız.

Migren keza öyle; başı ağrır, tatmin olamaz, kendini yemeye veya birilerine bağırmayla çağırmayla stresini geçirmeye çalışır.

Egzama keza öyle.

Dolaşımı bozuk olan insanı zayıflatamazsınız, lenfödem olur, başka sıkıntılar olur, yine kilo alır.

Yani olay, ";Evidence Space Medicine"; denen, Batı’nın çok sevdiği, kanıta dayalı tıp, yani akupunkturun ta kendisidir; siz önce sebebi bulacaksınız.

Doğrular, teşhis: Bir defa hekiminiz sizi sorgulayacak kardeşim. Hekim gelip “senin neyin var” demiyorsa bir hastaya, biz televizyonda bazı şovlarda görüyoruz, gazetelerde bazı demeçler veriliyor (isim vermeyeceğim, verdikçe çünkü tüylerim diken diken oluyor) bazı akupunktur hekimleri diyorlar ki, “biz sizin kulağınıza bakarız, size her şeyi söyleriz, tahlile falan ne gerek var efendim, size ben bir şey de sormam.” Tamam, söyleriz, doğru; ama mide ülseri ve mide kanseri ikisi de sinyal verir burada, onu nasıl ayıracaksınız analiz yapmadan? Veya migren, acaba enseden kaynaklanan migren mi, yoksa depresyona bağlı migren mi, hormona bağlı migren mi? Siz bunu analiz yapmadan, muayene etmeden nasıl yapacaksınız? Ayıramazsınız.

O yüzden böyle şarlatanca yaklaşımlara lütfen prim vermeyiniz. Eğer hekiminiz sizi muayene etmiyorsa ve hastalığınızın sebebini bulmuyorsa, o hekim hekim değildir. Fizik muayenenizi yapacaktır, normal biz de öğrendik; laboratuarı gerekirse isteyecek. Örneğin, ben kulaktan teşhis yapıyorum, hastanın belinde ciddi bir sıkıntı var. Hem kas seviyesi ötüyor cihazda, dedektörle, hem de kemik seviyeleri ötüyor. Bunda muhtemelen hem kireçlenme var, hem belki kısmen boyun ve bel fıtığı başlamış. İşte o zaman ayrı teşhisle film çektireceksiniz. Ama ne yaptırdığınızı biliyorsunuz hastaya. Boşu boşuna yirmi tane film çektirmiyorsunuz, bir tane boyun filmi çektiriyorsunuz veya bel filmi çektiriyorsunuz. Hastanın size güveni artıyor; çünkü sizin dediğiniz çıkıyor. Ama, çektirmeden de böyle şarlatanca “senin şu an bel fıtığın var” demiyorsunuz.

Sonuç: Hastalık sebebine yönelik teşhis. Hastalık yoktur, hasta vardır; bu çok önemli. Hasta, hastalıkların toplamının bir bütünüdür. Tıbbın temel ilkesi de budur.

Obezite: Esas konuya geldik ancak. Enerji dengesi sorunudur. Yani bunları bilmeden obezite’ye giremiyoruz, o yüzden mecburen biraz kafanızı şişirdim. Obezite sağlığın olumlu bir göstergesi değil, tersine olumsuz bir göstergesidir. Yani “çocuğum biraz kilolu oldu, ne güzel, sağlıklı” falan derler anneler, öyle değil. Vücut kitle endeksi, kilogram bölü metre kare... Bakın, zayıf 18,5’un altında ise, yani kilogramınızı boyunuzun metre kare olarak karesine bölüyorsunuz. Çok basit bir işlemdir, böyle sonuçlar çıkıyor. 18,5’tan küçük ise bu değer, zayıf oluyor. 18.5-24.9 arası normal oluyor, fazla kilolu 25-29.9 arası oluyor, yüksek 30-34.9 arası oluyor, çok yüksek 35-40 arası oluyor yaklaşık ve morbite, yani ölümcül, 40 üstüyse morbit diyor. Bunu hastaneye kaldırıyorlar, bunlar için ciddi bakım yapıyorlar.

Şimdi bunları hep söyleriz; böyle 24 tane şey var.

Yani siz obez olursanız böyle şeyler oluyor sizde. Diyabetiniz de olabiliyor. Biraz önce bir hanım sordu, arterosiklerozu ne yapıyorsunuz diye; soranlara cevap vereceğim.

Karaciğer yağlanmanız oluyor, apandisit olabiliyorsunuz. Çünkü immün sistem bozuluyor, oradan patlak veriyor. Safra taşı oluşuyor, karaciğer yanlış çalışıyor, safra kesesi yanlış çalışıyor, kronik nefrit olabiliyorsunuz. Beyin kanaması olabiliyorsunuz. İntihara meyliniz oluyor. Tüberküloz olabiliyorsunuz. İşte alviore hipovantilasyon; iyi nefes alamıyorsunuz, çünkü karın şiş diyafram çalışmıyor, o zaman nefes alamıyorsunuz. Böylece buna bağlı da, yani akciğer hastalığına bağlı kalp hastalığı geçiriyor.

Sonra devam ediyoruz, daha bitmedi bu işler, biraz daha var. Varisleriniz çıkıyor, çünkü bacaklar şiş, dolaşım bozuk. Buna dayanamayan eklemleriniz iflas ediyor, ostivatitler. Gut hastası oluyorsunuz. Ürikasit kristalleri birikiyor ayaklarınızda, parmak uçlarınızda.

Gebelik toksimisi oluyor.Endometrum, yani rahim içini döşeyen kasın, hanımlar rahim kanserine yakalanabiliyorlar.Düz tabanlık oluyor aşırı kilodan.Diz ve kalça arterozu. Deri problemleri, aşırı kilodan deriniz reaksiyon gösteriyor, pişik falan oluyorsunuz. Ondan sonra işte diğer riskli hadiseler oluyor.

Hekim bunlara dikkat edecek. Risk faktörleri, vücutta ağırlık hikayesi; acaba hasta ne kadar kilo almış, ne kadar kilo vermiş bunu sorgulayacak. Hasta kendini de sorgulayacak ve bunları yazacak. Daha önce yapılan tedavileri başarılı, başarısız olarak nitelendirecek ve hasta bunu yazacak. Hekimine giderken bunlar elinde hazır olacak.

İşte, tipik diyabeti; bunun hipertansiyonu varsa, bu tip sorunları varsa, safra kesesi sorunları, bunları hekimine söyleyecek, paylaşacak.

Diyet hikayesi alınacak; yanlış diyetler yapmışsa, ki biraz sonra değineceğiz.Alkol alımı varsa hekimine söyleyecek. Çünkü alkol alan insanı çok zor zayıflatırsınız, çok minimalize etmeniz lazım alkolü.Aktivite ve yaşam şekli; libidosu, cinsel isteği, hayat arzuları öğrenilecek. Çünkü libidosu düşük olan insanı da zayıflatmanız zordur. Çünkü hipoaktivitesi vardır onun.

Sosyal hikayesi alınacak; işte sigara içimi vesaire dahil, her türlü alışkanlıkları dahil. İlaç hikayesi alınacak. İşte kilo almayla ilgili ilaçlar kullanmış mı? Antidepresanlar kilo aldırır, bütün depresif ilaçlar kilo aldırır. Antikomizanlar kilo aldırır, lityum kilo aldırır, kortizon kilo aldırır, mide ilaçları kilo aldırır vesaire, bunların birçoğu kilo aldırır.

Evet, boy ağırlık. Hekim bunları yapacak sonra işte, onları sordu sonra bunları ölçecek.

Bu yeni bir bilgidir: Kadında bel 88 santimden büyükse, erkekte 102 santimden büyükse, belinizi hepiniz eve gidince ölçersiniz, yani bu risk faktörü oluyor, tehlikeli durumlara giriyorsunuz bunları geçmişse.

Vücut yağlı mı, santral ve periferik; biz buna elma tipi, armut tipi diyoruz. Santral erkekte oluyor, elma tipi göbek şişmanlığı. Periferik, armut tipi, bayanda olur aşağı taraf şişmanlık, bu önemli.

Kan basıncı; eskiden 140 cm/civanın üstündeyse problem olurdu.. Hayır, artık bu değişti, 130 oldu; bunu geçiyorsa problem. Kan şekerini de bize eskiden 120 öğretmişlerdi, şimdi biraz düştü; 110’u geçerse yine problem kan şekeriniz, bunlara dikkat edeceğiz.

Boyun çevresi; bufalo boynu falan oluyor, çok genişliyor, onlara dikkat edeceğiz.

Deri kalınlığı ölçümlerini yapacak hekim.

Kalp kapak hastalığı bulgusu var mı, ona bakacak, kalbi dinleyecek.

Akciğerde kalp yetersizliği bulgusu var mı, bunları güzel dinleyecek. Yani mutlaka stereskopu olacak, sizi dinleyecek hekiminiz.

Dışkı bakacak.

Fazla kilolularda, özellikle ergen çocuklarda ergenlik gelişimi yavaşlar. Yani, işte penis büyümesi durur, testisler büyümez, testisler içeride kalır vesaire; bunlara bir bakacak hekim mutlaka. Ergen çocuk gelmişse bakacak; yetişkinse de uygun bir dille onu incitmeden onunla konuşacak bunları.

Hiperlipidemi bulgusu; trigiseriti 150 migren/trigeseriti geçerse problem, ki obezlerin çoğunda böyle oluyor

Troid hastalığı bulgusu; obezlerin çoğunda troid problemi çıkıyor veya troid probleminden sonra obezlik çıkıyor; bunlar birbirini kısır döngüye sokabiliyor.

Tedavisi: Şimdi bakın, diyet tedavisi birinci sırada. Sonra davranış tedavisi, ilaç tedavisi, ilaç değil de formula diyet demek istedim orada; yani diyet takviyesi olan birtakım özel karışımlar. Ama asla tam olarak bir ilaç kastetmiyoruz.

Egzersiz tedavisi, ki biz en çok tai chi, chi gong ve yogayı tavsiye ediyoruz. Neden? Çünkü insanlar yoğun ve yorgun bir günün sonunda gidip de bir fitness salonunda jimnastik yapamazlar. Bu biraz absürt bir şey olur. Ama siz yorgun bir günün sonunda enerji alıp, tai chi.enerjiyi yerden çekip ondan sonra o enerji pasını evrenle paylaşıyorsunuz, ondan sonra tekrar karşınızdakine veriyorsunuz ve bu böyle bir ahenk içinde devam ediyor. Duruşları var, blokları var tai chi’nin ve itişleri var. Bunlar enerji... Bir süre sonra elleriniz ısınmaya başlıyor artık ve bu eller ve gözler birbirini takip ediyor ve hareketleri birbirine hep bağlıyarak yapmanız lazım. Eğer hareketleri bağlamazsanız enerjiyi kaçırırsınız, hareketi hep bağlayacaksınız yaparken. Yogada da öyle, yogada da hareketleri bağlayacaksınız. Aslında orada belli bir pozisyonda dururken, örneğin hepinize öğretebileceğimiz bir yoga sanısı var, herkes yapabilir onu.

Kuş hareketi diyorum ben buna, biraz öne geliyorsunuz, nefes alıyorsunuz ve toplanıyorsunuz. Tekrar öne geliyorsunuz, kaldırıyorsunuz ve toplanıyorsunuz. Yani, bunu uçak, helikopter gibi de düşünebilirsiniz . Biraz öne geliyorsunuz ve toplanıyorsunuz. Çok güzel bir meditatif harekettir.

Bir de tadasana vardır. Yukarı doğru kendinizi çekeceksiniz. Her gün beş dakika yapın, çok faydalı bir şey. Sanki bir kuklasınız ve birisi sizi bileklerinizden tutmuş ve yukarı çekiyor. Bedeniniz komple gerilmiş ama, elleriniz çok gevşek. Bileklerden yukarı çekiliyorsunuz ve bütün omurganızı açıyorsunuz ve böyle durabildiğiniz kadar duruyorsunuz. Bir süre sonra iki el ısınmaya başlıyor ve enerji geçişini çok güzel hissetmeye başlıyorsunuz, durabildiğiniz kadar. Bunu ayakta yapacaksınız.

Çok sevdiğim ve kolay bir asana daha var. Ayaklarınızı açıyorsunuz. Klasik tai chi duruşunda bel düzdür, Çinliler, tai chi yapanlar; biraz komik ama farklı yürürler. Çok faydalı bir yürüyüştür. Çünkü, bel lordunuzu düzelttiği için bel fıtığını önleyici bir pozisyondur. Lordunuz duruşunuza göre değişir. Örneğin farklı duruşta fıtık içine girer. Bu pozisyonda ayaklarınızı açıyorsunuz, burunları önde, eller kasıklarda ve ellerinizi bastırıyorsunuz ve nefes alıyorsunuz ve basıyorsunuz. Belle gövdeyi birbirinden ayırıyorsunuz, nefes içinizde hala ve bırakıyorsunuz ve basıyorsunuz. Benim bütün kemiklerim oynadı şu anda, tıkır tıkır seslerini duydum. Yani, bir buradan çekiyorsunuz bir buradan.

Böyle birkaç temel şeyi biz hastamıza öğretiyoruz, daha sonra onu profesyonel hocalara, (örneğin, Suha Ertekin’e) yolluyoruz. Çünkü o bir hayat tarzı olmak zorunda. Hayat tarzı olmazsa, bunu böyle günde iki defa yapmak değil. “Doktor Bey, daha kaç gün tai chi yapacağım?” Hayat boyu yapacaksın. Reçete gibi değil bunlar bir hayat tarzı. Ben her sabah saat 6’da kalkıyorum, bir yarım saat yapıyorum bunları. Çünkü olmazsa olmaz; yoksa biz hasta oluruz, biz demirden insan değiliz; demir bile paslanıyor.

Bunları bu sırayla yapıyorsunuz;

Aslında, bu gerçek sıra değil de, cerrahi tedaviyi biz atıyoruz; çünkü cerrahi tedavi morbitlerde oluyor, artık onun yağ vermesi çok zor oluyor. Siz diyorsunuz ki, sen bunu yapamayacaksın, olmuyor. Şimdi yeni bir yöntem var. Bu BCM formülleriyle artık cerrahi tedavi de çok azaldı; BCM’den kısaca bahsedeceğim.

Şimdi, diyet bu şekilde olmalı. Enerji gereksinimi, harcadığı ve aldığı dengelenmeli ve kilogram başına 22 kalori gibi olmalı. Bunu hesaplamak çok kolay. Diyelim ki buna 30 deseniz, 70 kiloluk bir insan, 2100 kalori civarında. Tabi biraz abartılı oldu, biraz daha düşük olacak 2002 olduğu için, yani işte 1700-1800’lerin altında olursa zayıflar, üstünde olursa şişmanlar; o baz alınır.

Eski ekol şuydu: Yüzde 55-60 karbonhidrat, yüzde 20-25 yağ, yüzde 10-15 protein. Şimdi değişti bu, Almanya’daki yeni sistemde bu yağ ve protein birbirini değiştirdi. Yani, yüzde 20-25 protein oldu, yüzde 15 yağ oldu. İki sene önceye kadar bu böyleydi, ama karbonhidrat aynen kaldı.

Yumurta gibi kaliteli proteinleri tercih edeceksiniz. Aman yumurtanın kızartmasını değil haşlamasını veya rafadanını tercih edeceksiniz.

Proteinden, zengin yiyecekler, bunlar çok bildiğiniz şeyler.

Su içmek çok önemli.

Şimdi bakın, su güzel bir şey ama, kimse bunu yapamıyor. Yani öğün, “çok öğün yapalım az yiyelim”; çok öğün yapıyor çok yiyor, yani o zaman beş öğünün bir anlamı kalmıyor. O yüzden biz artık bunları realite olarak, gerçek olarak görmüyoruz, biz üç öğüne geçiyoruz artık. Böyle bilinip insanlar kendisini aldatmasınlar.

Lif oranı yüksek olmalı. Ben şimdi gidip eczaneden lif alın demiyorum, çünkü onlar, midede birikebilen lifler var. Burada marka vermek istemiyorum, kimseyi incitmek istemiyorum ama, bu yapılan çalışmalarda piyasada satılan birtakım liflerin, midede birikip orada kaldığı ve bunu ameliyatla sonra çıkartmak zorunda kalıyorlar. O yüzden biz doğal lif diyoruz. Örneğin, limonun çekirdeğini çiğneyip yutmak gibi, üzümün çekirdeğini çiğneyip yutmak gibi, posaları yemek gibi. İşte o portakalın çıkan beyazlarını falan atmamak, onları yutmak gibi veya kabuklarının bir kısmını yemek gibi, bunlar yani, doğal lifler.

Şimdi, Türkiye’de yanlış yapılan şey, büyük kliniklerde bunlar böyle yapılıyor, insanlar Türkiye’de, Nazi Kamp’larına alınıyorlar gibi. O yüzden, çok düşük kalorili diyetler ve aç bıraktırmalar kötü oluyor. Ondan sonra Nazi Kamp’ından çıkmıştan daha kötü oluyor. Nazi kampında 1200 kalori veriyorlarmış, bunlar daha kötü.

Bu kilo fazlasıyla geri alınıyor, burada karaciğer yağlanması ve kalp bozukluğu oluyor falan; ondan sonra “biz gittik akupunktura, filanca kliniğe yattık bilmem ne olduk, yüzdük, koştuk, ormanlarda böyle debelendik, ama ondan sonra tekrar kilomuzu geri aldık” diyorlar. Böyle şeylerin olmaması lazım. Ondan sonra insanlar bizim tedavileri sevmiyorlar.

Bunu tavsiye ediyorduk biz: ama şimdi biz 1200’ün biraz üstüne çıktık. Daha önce, yani bu işleri bilmeden önce BCM’den önce biz bunu tavsiye ediyorduk.

";BCM";, sizi merak ettirdim, en sağlıklı diyet şekli buydu, ama şimdi biraz daha sağlıklısı var.

Şimdi biz diyoruz ki, bunların hepsini yiyeceksiniz ve zayıflayacaksınız. Ama bu nasıl olacak? Örneğin bal da var, üzüm de var. Şimdi beslenme piramidi. Yeni ekolde, biraz önce bahsettim, yüzde 60-65 karbonhidrat, yüzde 20-25 protein. Proteinleri ortada görüyorsunuz, balık vesaire var, peynirlerimiz var vesaire. Yağ yüzde 10-15. Yani yağı, sadece tat verecek kadar alıyorsunuz, zeytinyağ da olsa böyle tat verecek kadar; ama diğerleri temel gıda.

Şimdi hedefimiz ne BCM’de? BCM kısaltması; “Body Cell Marks”, yani vücut hücre kitlesini korumak, kası korumak, suyu korumak, ama yağı atmak. Bütün rejimler, ama bütün rejimler; bunu sağlıklı ve dengeli beslenmeden, bir hekim olarak da size söyleyebilirim, kası ve suyu da kaybettiriyor. Ne kadar dikkat ederseniz edin, eğer o piramide uygun tam beslenmiyorsanız, yüzde yüz ona uymuyorsanız mutlaka kastan ve sudan da kaybediyorsunuz. Ama böyle beslenirseniz, yani piramide uygun, sabah kahvaltısı yaptınız, 4-6 saat sonra öğlen yemeğini, 4-6 saat sonra akşam yemeği yediniz ve yatmadan 3 saat önce yediniz en son, sonra yattınız, arada bir şey yemediniz.

Peki, böyle beslenince nasıl bir mucize oluyor da insanlar zayıflıyor? Bakın, her şeyi yiyorsunuz, ben hiçbir şeyi kısıtlamadım daha, o bütün orada gördüğünüz şeyleri yiyorsunuz, ama böyle besleniyorsunuz. Şimdi, olay insülin salgısında. Şu kırmızı çizgi insülin salgısı. İnsülin salgısı çıkıyor, yediniz, tepede; beş saat sonra normal seviyesinin altına düşüyor, bir daha çıkıyor sonra, beş saat sonra, tekrar iniyor, düşüyor. Ama siz sık ve az yemediğiniz için, yani sık ve çok yediğiniz için ne oluyor? Çıkıyor, tekrar çıkıyor, Hep çıkıyor; insülin hep yukarıda. Ne oluyor? Vücut yağ tutuyor. İspatlanmış, insülin ne kadar yüksekse vücut da o kadar yağ tutuyor, o yüzden zayıflayamıyorsunuz. “Ya, doktorcuğum, ben günde yedi öğün yapıyorum, ama zayıflayamıyorum.” İşte bu yüzden zayıflayamıyor.

İşte BCM şunu yapıyor. Şimdi ben çok sorgucu bir hekimim ve hiçbir ürünün reklamını da yapmam. Yıllardır benim kliniğime gidip gelip bir sürü ürün satmaya çalıştılar, işte bütün o H.L gibi böyle şeyler veya bütün ürünler, isimlerini vermeyeceğiz dedik ama anlaşılıyor herhalde. Böyle karıştırılıyor çayla... Ama bunu  yapmadım; çünkü ben hep bilimsel temelde incelerim; eğer bilimsel veri almazsam o ürünü yapmam. Bir de önce kendimde denerim. O da, bilimsel temel bulursam kendimde denerim.

Şimdi, bu ne oldu? Biz bu kitabı yazarken ben geçen sene 13 kilo almıştım, veremiyoruz kiloları; çünkü kendime çok fazla tedavi de yaptıramıyorum, öyle bir vaktim de yok.

İnternette bir gün geziyorum, BCM diye bir şey karşıma çıktı, Almancası; Almancam da yok. Orada İngilizcesini buldum. Diyor ki, bu iddiası,  “kası korur, suyu korur, ama yağı atar.” Nasıl oluyor bu iş dedim. Yaklaşık yirmi tane mail attım o siteye. O siteyi yapanların hepsi doktor. Almanya’da beslenmeden sorumlu hekimler. Türkiye’nin bir ayıbını söyleyeceğim size. Biz tıp fakültesinde beslenme eğitimi almıyoruz maalesef, yani Türk doktorları beslenmeyi bilmiyorlar. Ben bu eğitimi özel Almanya’daki bir hekimden aldım. O yüzden de diyetisyenler ve hekimler hep birbirleriyle çatışıyorlar. Diyetisyen bir şey veriyor, diyetisyen doktor değildir ama rejim verme yetkisi vardır: Doktor, her şeye yetkisi vardır, ama doktor rejim verme bilmez; Türkiye böyle bir kaos. Çin’den gelen akupunktur uzmanları Türkiye’de çalışamaz, çünkü tıp doktoru değillerdir, ama akupunktur bilirler. Çin’den gelen tıp doktorları da akupunktur bilmez ama, Türkiye’de çalışırlar; böyle bir ülkedeyiz.

O yüzden tıp doktoru olup da akupunktur uzmanı olanları tercih edeceksiniz, yani Sağlık Bakanlığı diploması olanlara bakacaksınız. Yani, sizlere ben seçici olmanız için birtakım şifreler veriyorum.

Şimdi bu sabah kahvaltısını yaptınız. Niye BCM? Yüzde 60’lık hasta grubuna biz diyet yaptıramıyoruz. Maalesef acı bir şey bu ama yaptıramıyoruz. Neden yaptıramıyoruz? Çünkü adam çok yoğun çalışıyor, işte yemek yemeye vakti olmuyor. Atlıyor, öğlen yemeğini atlıyor, sabah kahvaltısını etmiyor, akşam da böyle bir oturuyor her şeyi silip süpürüyor. Sonra, “doktorcuğum, ben günde bir sefer yiyorum, ama niye kilo veremiyorum” oluyor. Çünkü kilosunu vermesi mümkün değil, çünkü metabolizma hızı üçte bir falan düşüyor akşamları.

İşte ben de böyle bir insandım mecburen. Son zamanlarda çok yoğun klinik çalışmam var, yurt dışında da kariyer yapıyorum ve öğlen yemeğini ister istemez hasta yoğunluğundan kaçırıyorum. Dedim ki, ben bunu alacağım. Çünkü, sorularıma çok tatmin edici cevaplar geldi internetten ve Türkiye’de de böyle bir hekimle tanıştım, Almanya’dan bizi ziyarete gelmiş, tesadüfen tanıştık, tesadüften öte kader bence. BCM’yi bildiğimi söyledim ona, o da şaşırdı, Türkiye’de nasıl böyle bir hekim BCM biliyor dedi. Ben araştırmayı seviyorum dedim, ama ben bu ürünü alamıyorum, çünkü ürünü göndermiyorlar. İnternetten sipariş verseniz, para gönderseniz ürün size gelmiyor. Neden? Çünkü bu ürünü kullanmak için öncelikle tıp doktoru olmak, sonra da bu diyet eğitimini almış olmak gerekiyor ve bu eğitimin belgesi olunca size bu ürün geliyor. Böyle de standardize bir şey. Benim bütün çabalarıma rağmen ürün bana gelmedi. Sonra, BCM’nin Almanya’daki eğitim sorumlusu doktor arkadaşıma rica ettim, iki kutu ürün geldi ve ben 25 gün boyunca o ürünü kullandım, 7 kilo verdim. Bıraktıktan sonra beş saatte bir beslenmeye devam ettim, tamamlamadım diyeti, fakat beş saatte bir beslendiğim için her hafta 300 gram vermeye devam ettim. Çünkü insülin salgım dengelenmişti ve 14 kilo civarında kilo kaybettim, yani o günden bu güne kadar 97’den 84, 83 gibi bir kiloya düştüm, 80’de bırakacağım. Yine bırakmayacağım, vücut zaten kendi kendine tutacak bunu, çünkü normal kilom 80.

Şimdi BCM şöyle bir mantıkla kullanılıyor: Sabah insanlara bu BCM kahvaltı ettiriyor. Diyor ki, sabah kahvaltısı bir tören gibi yapılmalı ve en çok yediğiniz öğün olmalı. Eskiler de bunu söylemiş, sabah kahvaltısı altın, öğle yemeği gümüş, akşam yemeği bakır demişler. Ondan sonra, öğlen yemeği yiyemediği için yoğunluktan, öğlen size sütle veya yoğurtla BCM’yi aldırıyor. BCM’nin içinde gerekli olan, nerölin, amino asit, her şey var, vücudun başka bir şeye ihtiyacı olmuyor. Bir de güzel tarafı, insülini yükseltmiyor. Siz yemek yeseniz, insülini bakın biraz yükseltiyor. Akşam da öyle. Ne oluyor? İnsülin sabit kalıyor, siz yağ yakmaya başlıyorsunuz. Bir de beden strese girmeden kilo veriyor, çünkü aç kalmıyor; artı, ihtiyacın oluyor, yine de kaslarınız yanmıyor.

Şimdi başlarken, iki gün yapılan detoksifikasyon var. Yani, siz ilk iki gün hiçbir şey yemiyorsunuz, ama bir tek BCM yiyorsunuz. Bedene ihtiyacı olan her şeyi alıyorsunuz, ama bütün toksinleriniz vücuttan atılıyor. Sabah kalktınız, suyunuzu içtiniz, tuvalete oturup büyük tuvaletinizi yaptınız, yüzünüzü yıkadınız, sonra bir yoğurtla dört kaşık koyup BCM’yi aldınız. Üç saat sonra tekrar, üç saat sonra tekrar, bunu beş defa yaptınız. Bu iki gün böyle sürdü. İkinci gün gözünüz böyle fal taşı gibi açılıyor, tabi şaka bu, yani acıkmıyorsunuz ama iki gün bunu yediğiniz için ağzınızın tadı değişiyor. Ama ciddi bir toksin atıldığı için de, metalik bir tat oluyor bazen, dışkınızın rengi değişiyor, idrarınızın rengi koyu çıkıyor, bütün vücuttan toksinler atılıyor ve yaklaşık 2,5 kg civarında ilk iki günde veriyorsunuz. Ama, asla kastan gitmiyor bakın, sudan da gitmiyor. Bunu yaparken çay, kahve serbest, bütün sular serbest, ama ilk iki gün yemek yok. Üçüncü günün sabahı oturuyorsunuz, bir kral sofrası yapıyorsunuz, ne varsa yiyorsunuz. Hiçbir şeyi kısıtlamıyorum; sucuk, domates, peynir, ekmek, her şeyi yiyebilirsiniz, hiçbir şey kısıtlanmıyor. Sabah kahvaltısını kral gibi yaptınız, beş saat sonra sütle BCM’ye başlıyorsunuz. Bu birinci faz tam bir ay gidiyor, ama ne oluyor artık? Sabah kahvaltısı sizin hayatınızın değişmez bir parçası oluyor. Çünkü sabah kahvaltısının tadı size çok güzel geliyor, çünkü sadece sabah kahvaltısı yiyorsunuz.

İkinci ay, bu yaklaşık iki hafta sürüyor ikinci faz, sabah kahvaltısı yapıyorsunuz, beş saat sonra öğle yemeği yiyorsunuz. Yine piramide uygun yapıyorsunuz bunları, sırf akşam BCM’yi alıyorsunuz. Bu ortalama iki hafta, bazen üç hafta sürüyor. Üçüncü ay hiçbir şey almıyorsunuz, artık BCM bitiyor, BCM’ye bağlı değilsiniz. Beden ayar yapıyor çünkü, kendi insülin salgısını düzenliyor ve sabah kahvaltısı yapan, öğle yemeği yiyen, akşam yemeği yiyen bir birey oluyorsunuz; ama bir ay doktorunuza kontrole gelmeye devam ediyorsunuz.

Bunları yaparken günde en az iki litre civarında suyunuzu mutlaka alıyorsunuz. Su almanın özelliğini de biraz sonra söyleyeceğim. Su asla yemeklerle alınmaz; yemekten yarım saat önce veya bir saat sonra içilir. Bunu birçok tıp doktoru da maalesef yanlış yapıyor.Su böyle işte, en az iki, maksimum üç litre.

Şimdi ne oluyor? Bu vücut hücre oranınız. Şu kırmızılar protein molekülleriniz, mavi olan su, sarılar da yağ hücreleri. Eğer bu BCM veya benzer, yani sağlıklı beslenerek BCM’siz de zayıflayabilirsiniz, ama bunu insanlar realitede yapamıyor genelde. Sağlıklı beslenince, bakınız suyunuz kaybolmuyor, kas da duruyor aynı, fakat yağ gitmiş oluyor. İşte ideal zayıflama böyle olmak zorunda. Kaslar erimeyecek, sudan kaybolmayacak; o zaman sağlık bozulmayacak.

Bana bir manken geldi, isim söylemeyeceğim, iki hafta önce. Kızcağız o kadar zarif, o kadar ince, ama her gün hasta oluyor. Çünkü bunlar doğru dürüst bir şey yemiyorlar. Yani, sabah kahvaltısı yapıp öğle yemeğini atıştırıyorlar aralarda. Kızı cihazla bir ölçtük, yani kas oranını. Bu özel bir cihaz, Türkiye’de şu an tek bir cihaz, o da İstanbul’da kliniğimde var. Ama ben böyle tek olmak istemiyorum, yanlış anlamayın. Diğer hekim arkadaşlarıma, Türkiye’nin dört bir tarafına 400 tane mail attım ve fakslarla başvurdum; maalesef bütün Türkiye’den altı kişi bana başvurdu. Demek ki Türk doktorları diyet öğrenmeyi istemiyorlar diye düşündüm, çünkü ücretsiz diyet eğitimi de verecektik onlara.

Ankara’dan şu anda dört beş doktor talip var, sizlere müjde vermek için söylüyorum. Bu dört beş doktora 21 Martta bir eğitim vereceğiz, artık Ankara’da da bu sistem başlayacak.

Bu sistem ölçümünde kişinin yağı, kası, suyu ölçülmüş oluyor ve ne kadar kastan kaybetti, ne kadar yağdan kaybetti, bunu görüyorsunuz ve buna göre diyetini ayarlıyorsunuz.

Otomatik yeme örneğiniz, yemek refleksleriniz. Yerken hiçbir şey düşünmeyiniz, televizyon seyretmeyiniz, lokmaları 25 defa, o 40-50 dedi, en az 25 olmalı çiğneme sayısı. Çünkü sindirim ağızda başlar. Yağ eriten enzimler, lipaz da ilk ağızda vardır, bir de ince bağırsakta var, arada yağ eriten enzim yoktur.

İğnelerin sterilizasyonu çok önemli. Hekimiz, benim tercihim, ben kişiye özel iğne açıyorum ve herkesin önünde iğnesini açıyorum, üzerine ismini yazıyorum, özel cam kutu dağıtıyorum, onları veya iğneyi açıp atarsınız. Ortak iğne kutularına rağbet etmemenizi öneririm, çünkü ne kadar iyi temizlenirse de sorun olur.

Selülitten biraz bahsedeyim. Selülit, vücuttaki yanlış yağ ve bağ dokusu toplanması, birikimidir. Yanlış diyetle genelde olur ve yanlış oturuş ve duruş bozukluklarıyla olur. Hormonal bozukluklar etkendir, özellikle bayanlarda etkendir.

 


26.07.2004

Dr Hakan Eraltan / Naturel Ankara Festivali, Şubat 2004









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy