Paylaş


BİR AY ADI...

İçinde bulunduğumuz aya neden aralık dediğimizi biliyor musunuz?


Ben bunu üniversitede öğrenmiştim. Mülkiyeli hocamız rahmetli Cemal Mıhçıoğlu, öz Türkçe kullanımı konusunda kendisiyle yarışırdı. Yazışmalarında yabancı sözcük oranını yüzde birin altına indirmekle övünür, sınavlarda yabancı sözcüklere Türkçe karşılık bulmamızı isterdi. İşte o öğretmişti ay adlarının ne zaman, nasıl değiştiğini...

15 Ocak 1945'te çıkmıştı "Bazı Ay Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun"... Yasa önerisinin altında Erzincan mebusu şair Behçet Kemal Çağlar'ın imzası vardı. Bir encümenin hazırladığı yasayla 4 ayın adı değiştiriliyordu:

"Teşrinievvel"e, bundan böyle "ekim yapılan ay" anlamında "ekim" denecekti. "Teşrinisani", "kısımlara bölen, taksim eden" anlamında "kasım" olacaktı. Ocakların tüttüğü en soğuk kış ayının adı, "Kanunusani"den "ocak"a çevrilecekti.

Mıhçıoğlu Hoca, bu değişiklikleri anlatırken kendini tutamaz, "Ne olurdu elleri değmişken diğer ay adlarını da sadeleştirselerdi" derdi. Onlara ilişkin kendi önerileri vardı:

Arapça ve Farsçada da kullanılan "şubat", "şebat" kökeninden gelen Süryanice bir sözcüktü. 16. yüzyıla ait sözlüklerde "Türkler ona 'gücük' der" deniliyordu. "Gücük", yani kısa, bodur ay... Hoca'nın tavsiyesi buydu.

"Mart", Latincede savaş tanrısına adını veren Mars'tan geliyordu. Çünkü martta buzlar erir ve savaşa çıkmak için yollar açılırdı. 15. yüzyıla ait Farsça bir yapıtta "Yilin ayı der buna rustayiler (kırda yaşayanlar) / Adını mart koymuş İsa'yiler (İsa'ya inananlar)" deniyordu. "Yilin" ya da "Yelin", "dişi hayvanların meme torbası"ydı. Anadolu'da memesine süt yürüyen doğuracak hayvanlar için "yelinliyor" deyimi kullanılırdı. Mıhçıoğlu, kuzuların meme emdiği bu aya "Yelin" adını öneriyordu.

"Nisan" da Süryaniceydi. Anadolu'da "abril" ya da "abrel" derlerdi. Latince "aperire" (açmak) eyleminin türevi "aprilis"ten türemişti. Kastedilen "Çiçeklerin açtığı ay" ise, Diyarbakır'da kullanılan "Açaray" daha iyi değil miydi?

"Mayıs", Latince "maius"tan (büyük) geliyordu. Mıhçıoğlu'nun önerisi ise Elazığ yöresinden "gülayı" ya da "gülay"a dönüştürülmesiydi.

Yine Süryanice bir sözcük olan "kheziran"dan gelen "haziran" için, Anadolu'nun gerçek bir bozkır görünümü almaya başladığı ay olması nedeniyle "bozaran" adı öneriliyordu.

"Temmuz", Süryanice "tamuz"dan geliyordu. Kars, Erzurum yöresinde ise "biçimay" deniyordu. Hoca, "biçim"i öneriyordu.

"Ağustos" Roma İmparatoru Augustus Sezar'ın adını taşıyan aydı. Tahılın çuvallara doldurulup kaldırıldığı zamana rastladığı için "derim" karşılığını hak ediyordu.

"Eylül" de Süryanice idi. Çoğu tarım ürününün toplandığı bu aya Ordu'da "verimay" denirdi. Cemal Hoca "verim"i öneriyordu.

Ocak, gücük, yelin, açaray, gülay, bozaran, biçim, derim, verim, ekim, kasım, aralık...
İşte pastoral "Mıhçıoğlu takvimi"nin ayları bunlardı.

"Kanunuevvel"e gelince... Halk dilinde ona, iki bayramı, iki mevsimi, iki yılı birbirinden ayıran ay anlamında "aralık" deniyordu. 1945 yılbaşında resmi olarak da bu adı alacak ve 60 yıl sonra Türkiye'de iki dönemi birbirinden ayıran tarihi bir Aralık'a dönüşecekti.


20.12.2004

/ Sn Banu Çelim tarafından iletilmiştir
20 Aralık 2004

Anahtar Kelimeler


ay

,

ad

,

isim

,

tarım

,

anadolu

,

süryani

,









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy