Paylaş


ENERJİ ve EKOLOJİ (2.bölüm)

Önce ve sonra eğitim...

"ENERJİ ve EKOLOJİ 1"de, açmaya çalıştığım, "ekolojik olmak, ya da olamamak" diye başlayan tartışmanın, sadece bir bakıştan ibaret kalmaması için, eğitim tabanlı bir eyleme ihtiyacı olduğunu söylemiştim. Yoksa, manifesto tavırlı bu söylemin, ";ayakları yere basmıyor"; suçlaması ile antika fikirler rafına kaldırılması önlenemezdi.. O yüzden şimdi, düşünsel ayakları birer birer ele alıp, sağlam zeminlere bastırmaya çalışacağım. Önce, neden bir "yapı"dan yola çıktığımızı açıklayayım dilerseniz..

Bu anlayışla kurgulanmış bir müfredatın yapı ile birlikte hayata geçmesi, daha uzun vadeli de olsa gerekli bir girişim olacaktır. Bunu yansıtmak mümkün değil.. Fakat bence tüm anlatılanları, dolaylı gibi gözüken, gerçekte en kestirme yoldan, "içinde yaşarken" öğreten bir okul projesi ise, daha kısa vadede gerçekleştirilebilecek ve mesajını inşa edildiği günden itibaren vermeye başlayan bir pencere açacaktır enerji ve ekolojiye...

İşte buna "önce eğitim", ya da "eğitim öncesi" demek istiyorum. Bir başka deyişle "ön eğitim".. Hatta mizahi yaklaşımla "çaktırmadan eğitim!"..

Sonrasını, okulun yapısal içeriğine uygun müfredata ulaştığımızda tamamlayacağız.. Bu okullardaki eğitimin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğine inandığımız, "hayatı insanca sürdürme" ya da "yaşam bilgisi dersi" nasıl bir içeriğe sahip olmalıdır konusunda birçok gönüllü ve uzman arkadaşımın katkıları ile bir çalışma sürdürmekteyiz.. Bu okullarda, bu müfredatla yetişen öğrencilerin elde ettikleri bilgileri ve edindikleri yaşam tarzını eğitim sonrasına taşımaları halinde "sonra eğitim" ya da "eğitim sonrası" dediğimiz süreç yaşanacaktır. Bu dönemin, bireysel ve toplumsal, köklü yaşamsal değişimlere neden olacağı kuşku götürmez..

Sanırım, ancak, içindeki eğitimin başarısı, yapılış amacını ve mimari marifetini geçtiğinde önem kazanacaktır bu yapı.. Yani, böyle bir yapının içinde eğitim görmekle, doğa ile bütünleşebilen, her doğal eylemi gözlemleyebilen, sonuçlarını ölçebilen ve hayatına katkısını irdeleyebilen öğrenciler yetiştirebildiğimiz gün aydınlanacak yüzlerimiz..

Bu okulda ekoloji; bir yemek reçetesi olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşecektir.. Enerji tabanına inebilmeyi ise yine ancak eğitim sistemimizin doğru analizler yapabilen ve sentez üretebilen gücüne emanet edeceğiz. Fakat bu mekanda, büyük ölçüde gözlemi teşvik eden yaşam ve yapı biçimi, bu analizi yapmak için temel şart olan; "doğru soruları sormayı" küçük zihinlerde teşvik edecektir..

Uygulamaya kendi enerjisini üretebilen ev yerine, ilköğretim okulundan başlamak onun için bana çok anlamlı geliyor. Böyle bir okul için gerekli olacağını düşündüğümüz eğitim kadrosunun nasıl yetişeceğine gelince.. İlköğretim seviyesinde, özel uzmanlık gerektiren konular olmamasına rağmen, buradaki farklı hayat görüşüne adapte olmayı kolaylaştıracak ön eğitimden geçmiş kişilerin daha başarılı olacakları su götürmez. Bizzat okulun kendisinin de bu eğitim sürecini destekleyeceğini, öğrencilerle öğretmenlerin, enerji ve ekoloji gözlüğü ile dünyaya bakmayı birlikte pekiştireceklerini düşünüyorum..

Ama sanırım kalıcı ve bilimsel olanı, "Enerji ve Ekoloji Meslek Lisesi" başlığında kurgulanmış yapılar içinde özel bir eğitim sağlanması ve burada en azından kısa bir dönem eğitim alan ya da bundan böyle staj yapması zorunlu olan öğretmenlerin gerekli bilgileri edinerek ise başlamalarıdır..

Bu teknik lisenin, burada sözünü ettiğimiz tarzda yapılacak yeni okullarda görev alacak öğretmenlerinin yetişmesine de katkısı olacağını düşünmek gerekir. Bu meslek liselerinin hangi yüksek eğitime öğrenci yetiştireceği de haklı bir sorudur. Lise seviyesindeki bilgilerin bile hayatımıza çok önemli katkıları olacağı, bence "çağın mesleği" haline gelecek olan "enerji ve ekoloji uzmanlığı" alanında gerekli teknik eleman açığını karşılayacağı beklenir. Fakat araştırmaya devam edip bir üst basamağa tırmanmak isteyen gençlerimizin de önlerini açmalıyız. Bazı üniversitelerimizde, bu işe gönül vermiş ve uzmanı olmuş, 40-50 yakın dostumuzun bireysel gayretleri ile "enerji" ana bilim dalları açılabilmiştir. Ama gönlümüzden geçen, bu konunun sadece makine fakültelerinin inhisarında kalmamasıdır. Ülkemizin acil ihtiyacı olduğuna inandığımız, "Enerji ve Ekoloji" fakültesi başlığında, konuyu geniş bir yelpazede araştıran ve uzman yetiştiren bölümlerin açılmasıdır. Giderek, böyle bir konuda dünyaya öncülük eden ülke olmamız, hak etmediğimiz bir hayal midir ?..

Ve Okul...

"İki katlı, 18 derslikli, kendi enerjisinin tamamını, yani ısıtma, havalandırma, sıcak kullanım suyu ve elektriğini kendisi üreten ahşap bir ilköğretim okulu." Sistem; prefabrik panel ahşap olduğundan, yapışı "en fazla üç ayda" bilebilen bir okul! Teknik donanımı ile birlikte altı ayda hizmete hazır.. Şantiye sorunu yaşamayan, dolayısı ile bölgesel iklim koşullarının yapı sürecini hiç etkilemediği bir teknoloji. Kesinlikle betonarmeden pahalı değil..Yıllara sarkan bir ihale-yapım süreci içermiyor. Ahşap olduğu için deprem riski taşımıyor. Dolayısı ile aynı zamanda, yakın çevresi için olası bir depremde sığınılacak güvenli mekanı oluşturuyor. Ve Bakanlık artık bu okulun enerji giderlerim bütçeye koymuyor.. Çünkü böyle bir gider yok!.. Hayali, cihan değer değil mi?.. 18 derslik ve iki kat, örnek olarak seçilmiştir. Planlama, her türlü varyasyona açık olacaktır. İlk uygulama için katkıda bulunacak uzman firmalar, örnek çalışma için kar ve işçilik ücreti talep etmeyecekler. Yani hayli düşük bir nakit ihtiyacı ile bu okulu ayağa kaldırabileceğiz.. Finansörlüğün tek bir kişiye değil, bir gruba mal edilmesi bize doğru geliyor. Çünkü ülkemizin geleceği için son derece hayati bilgiler içerecek bu okulun geniş bir kitle tarafından sahiplenilmesinden yarar umuyoruz.. Sözgelimi 50 şer 100'er dolar ile katılmış, orta halli mahalle sakinleri ya da bir meslek odası mensupları gibi.. Parayı toplayan mahallenin kendi ihtiyacı yoksa, bu okulu bir kardeş mahalle ya da köye yaptırması tabii ki olasıdır.

Bunun için Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bayındırlık Müdürlüğü ile temasa geçtim. Bu güne kadar yapılmış projeleri edindim. Maalesef çoğunun yeterli mimari düzeyde olmadığım ve pedagojik özellikler içermediğini gördüm.. O yüzden mimari açıdan da yeni bir yaklaşım sergilemeye çalışıyorum.

Eko-Okul Projesi..

Okulumuzun kurgusal özelliklerine geçmeden önce, "kardeş proje" olarak anmak istediğim bir girişimden söz etmek istiyorum. Burada anlatmaya çalıştığım şeyleri genel kapsamı ile çağrıştıran "Eko-Okullar Projesi", orijinal adı ile Eco-Schools, 23 Avrupa ülkesi ve Güney Afrika'dan yaklaşık 7000 okulda uygulanmakta imiş. Projenin koordinasyonunu, Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı yürütmekte. Türkiye'deki vakıf, uluslararası vakfın üyesi olarak bu projeyi 1995 yılında başlatmış. Bugün; Ankara, Antalya, Aydın, Bursa, Eskişehir, Giresun, İstanbul, İzmir ve Van illerimizden toplam 104 ilköğretim okulunda uygulama yapıldığı söyleniyor.

Fakat bizim ülkemizde, bu okulların hiçbirisi kendi enerjisini üretmeye yönelik düzeneğe sahip olmadığı gibi, nerede ise tamamı, ekoloji adına ne kadar yanlış varsa içeren, klasik anlayışla planlanmış betonarme binalardır. Yani bu okullar, yasayarak değil, sözel iletişimle zoraki eylem yaratmaya çalışarak, ";ilaveten"; ekoloji bilinci doğurmaya gayret gösteren klasik okullardır. Söz konuşu eğitime bina katkısı söz konuşu değildir. Enerji ve ekoloji adına müşterek özellikleri; sadece, seçilmiş ya da gönüllü pilot okul olmalarıdır.

Bu okullar üzücüdür ki, bir konunun ayrıştırılarak ancak dar bir çerçeve içinde öğretebileceğine inanma eksenlidir. Çalışmalar; çöp ve atık su, enerji, geri dönüşüm gibi temel çevre konularından biri ile başlatılmakta. Diğer konular daha sonra yine teker teker ele alınarak işlenmekte.. Yani bütünleyici ve yaşamsal öğretim yerine, klasik bilimin "bilgiyi bölme" yanlışına düşmekte.

Bu da bir yaklaşımdır ve iyi niyetinden kuşku duymak doğru olmaz. Ne var ki "işte ekolojik eğitim böyle olur!" tanımlamasını topluma inandırdığında, dışındaki gayretlerin önünü tıkayabilecek gizli bir tehlikeyi içermektedir. Yani, yapıyor gibi olmakla gerçekten "olmanın" ayrımını bulandıracak öğeler taşımaktadır. Söz konusu eko-okulların programında ilan edilen aşağıdaki beklentilerin altına imza atmamak mümkün değildir. Deniyor ki bu okullardaki öğrenciler:

- Bir grup üyesidir ve yeni bir kimlik geliştirir
- Grup çalışmasına alışır katılımcı bir yapı oluşturur,
- Sorunları tanıma, çözüm üretme, ve tartışma becerisi geliştirir,
- İnisiyatif kullanma, karar verme yeteneği gelişir,
- Plan yapma, rapor yazma becerisi gelişir,
- Tüketim alışkanlıkları değişir, savurganlık önlenir,
- Doğal kaynakları koruma bilinci gelişir.

Yine ayrıca deniyor ki :

- Proje okula da katkı sağlar
- Temizlik ve düzenini sürekli kılar,
- Su ve elektrik tasarrufu öğrenci eliyle sağlanır,
- Okul öğrencilerce sahiplenilir,
- Okul, bulunduğu bölgenin merkezi durumundadır,
- Yerel, ulusal, hatta uluslararası boyutta tanınır,
- İsterse vakfın iletişim ağı kanalıyla ulusal ve uluslararası düzeyde etkileşir.

Tümüne eyvallah.. Yani temel beklentilerde ayrılmıyoruz. Sadece yöntemde ve eğitimin kurgusunda farklar söz konusudur. Amacımız bu farkları kalıcı kılıp, yolları ayırmak değildir. Gönül ister ki 18 yıllık iyi niyetli birikimin yapısal gereksinimine katkıda bulunmamız mümkün olsun. Öncelikli niyetimiz bu güzel girişimin desteklenmesi ve birlikte hareket edilebilmesidir.

Ne var ki "Eko-Okullar Avrupa ölçeğinde tasarlanmış bir proje olup, çevre için yapılan bütünsel bir okul aktivitesini yüreklendirir ve onaylar" diyerek yola çıkılıp, talimatlarla oluşturulmaya çalışılan çevre sevgisi ve yapısal bütünlükten bihaber bir aktivitenin, "dostlar alışverişte görsün" eylemine dönüşme tehlikesi göz ardı edilemez. Nitekim, bu çalışmaya dahil olduğu söylenen okullarda yapılan basit bir söyleşi ve gözlem, bu niyetlerin sadece temennide kaldığını göstermektedir. Okulun kazanma hedefi olan yeşil bayrağı bile 10 Euro ödeyerek Hollanda'daki merkezden satın almak zorunda olması, bu vakfın perde arkasını merak ettirmektedir..

Gerçek ödül; kazanılan yeni bir yaşam tarzı olması gerekirken, çevre andını ezberlemek ön şartı ve bol yeşilli sözel başarıya bağlı olarak verilebilen 10 Euro'luk etikete dönüşmüştür. Bu hali ile, araba kullanmadan verilen bir ehliyet kadar yaşam dışı kalmaya mahkumdur. İçeriği boşaltılmış böylesi girişimlerin eksikleri, uygulayıcı ülkeler tarafından doldurulmalıdır. Aksi takdirde, bir şeyler zaten yapılıyormuş sanıp uyandırıp bilmeden ataleti teşvik edeceklerdir. Bu sakıncaları giderilmemiş girişimlerin, ülkeye sadece vakit kaybettireceği tehlikesine tekrar dikkati çekmek istiyorum.

Yaşamsal eğitim ve 4E..

Gelelim, doğayı yasayarak izlemenin, onunla bir olmanın, yani "inter-aktif" denilen etkileşimli öğrenmenin yapısal kurgusuna.. Bu eğitim sistemi; tüm yapısal planlaması enerji ve ekoloji ilkelerine göre yapılmış bir okulda uygulanmakla, diğer sistemlerden temel farkını ortaya koyar. Sadece yanlışı tespit eden, şikayet eden değil, paylaşımcı ve çözüm üreten bir anlayışın ürünüdür.

Enerji tabanından yola çıkıp, ekolojik bir çözümle, yaşamsal ekonomiyi yakalayan bu eğitim sistemine bir "4E PROJESİ" demek mümkündür. Böylece benzer amaçla yola çıkan çevre merkezleri ile paralelliği vurgulanmış ve zihinlerde kolay çağrışım yapan bir simge elde edilmiş olur..

1-Yapı sistemi:

Okulun yapısı ahşaptır. Çünkü ahşap, dünyadaki yegane dönüşümlü ve kendini yenileyebilen yapı malzemesidir. Ahşabı yapı sektöründe % 90 oranında kullanan, başta Amerika ve Kanada olmak üzere bütün ülkelerde ormanlar yok olmamakta, tersine bilinçli yaklaşım ve üretim sonucu büyümektedir.. Ahşap, statik değerleri yönünden beton ve çeliğin sınırlarını aşabilen güçtedir. Dünyada büyük açıklıklı toplantı salonlarının çatıları, yangın emniyeti ve statik avantajı yüzünden ahşaptan yapılmaktadır artık.

Ülkemiz için çok önemli bir faktör olan depreme karşı taşıdığı risk; sıfırdır. Yangın emniyeti çeliğe göre beş kat daha fazladır. Yangın sonrası, çelik yapı hurdaya dönmekte, betonarme bir yapı, yaşam riski yüzünden tekrar kullanılamamakta, ahşap yapı ise kolayca yenilenip fonksiyonunu sürdürebilmektedir.. Betonun bilimsel ömrü 60 yıl, çeliğin bakımı zor ve masrafları ağır iken. doğru planlanmış bir ahşap yapının ömrü 100-500 yıl arasındadır. Ülkemizde 7 ilimizde halen kullanılan 600-700 yaşındaki ahşap camilerin ve 100-300 yaşındaki ahşap konutların varlığı bunun en önemli kanıtlarıdır. Atamızın, dedemizin çok iyi bildiği fakat son 50 yıldır bize unutturulan bu teknoloji, çağdaş bir yapı tekniği olmasının yanında, aynı zamanda kültür mirasımızdır.

Yapının ahşap olması, daha işin başında diğer malzemelere göre çok büyük bir ısı koruma avantajı sağlamaktadır. 1 cm ahşap 160 cm betonun ısı iletkenlik değerine sahiptir.

2- İzolasyon karşılaştırmaları:

Okul duvarlarındaki ahşabın, izolasyon malzemelerinin ve iç kaplamanın sonucu elde edilen ısı değerinin karşılaştırılması için, okuldaki mekanlardan birinin dış duvarında, 60cm x 60cm bir ahşap karolaj içinde; beton, dolu tuğla, delikli tuğla, taş, ytong, metal, cam, cam tuğla, kerpiç, saman, kamış, perlitli plak gibi farklı duvarlar uygulanacak ve iç yüzlerine yapıştırılan derecelerden, dış-iç ısı farkları sürekli olarak izlenebilecektir. Ayrıca yapısal olmayan, salt izolasyon amaçlı; kamış, talaş, toprak, taş yünü, perlit, mantar, cam yünü, polistiren köpük ve poliüretanlar gibi malzemeler de yine standart taşıyıcı modüller üzerine uygulanarak karşılaştırma olanağı sağlanacaktır.

3- Isıtma Soğutma :

Okulun ısıtılmasında ve temizlik amaçlı kullanılacak sıcak su üretimi, farklı doğal kaynaklardan sağlanacaktır. Yüksek verimli güneş kollektörleri ilk kaynak olacaktır. Kış aylarındaki eksik miktar, bir ısı pompası sayesinde sağlanacaktır. Bina, kışın ve yazın güneşten maksimum verimi alma prensibi ile tasarlanacaktır. Böylece, mekan aydınlatmasında en tasarruflu çözümler bulunabilecektir. Diğer yandan güney ve doğuya bakan seralar oluşturulacaktır. Pasif güneş mimarisi denilen yöntemlerle okulun doğal olarak, hava sirkülasyonu ile ısıtılması mümkün olacaktır. Bu sırada oluşan hava hareketini vurgulayan grafikler, okulun nasıl ısındığını öğrencilere anlatacaktır.

Sıcak bölgelerdeki serinleme ihtiyacı, yine seralar arası hava sirkülasyonu, hava bacaları, güney cephesindeki güneş duvarları ile büyük ölçüde giderilecektir. Bunlar yetersiz kaldığında ise, akifer veya toprak, su gibi sabit ısı kaynakları doğrudan kullanılacak ya da ısı pompası aracılığı ile devreye sokulacaktır.

4- Rüzgar ve güneş ile elektrik :

Rüzgar 3m/sn yi geçtikten sonra verimli bir elektrik üretimine başlayan türbininin hareketi ve üretimi iç mekandan izlenebilecektir. Bu eylemi, mekanize eden ve anlaşılır kılan, üç-dört çocuğun birlikte çevirebilecekleri pedallı bir dinamo ile, oyun kıvamında enerji üretimi ünitesi, eğitimin tamamlayıcısı olarak okulda yer alabilecektir.

Rüzgardan arta kalan elektriği, fotovoltaik piller dediğimiz, güneş panelleri karşılayacaktır. Bu paneller, bitmiş bir yapıya sonradan takılarak değil, aynı zamanda yüzey temin eden yapısal eleman olarak kullanılacaktır. Okulda sadece enerjiyi verimli kullanan aletler çalışacaktır. Örneğin; az enerji harcayan buzdolabı, tasarruflu ve uzun ömürlü aydınlatma armatürleri gibi..

5- Havalandırma :

Havalandırma sorunları yüzünden yüksek tutulması istenen tavanların, küçük bedenler üzerindeki olumsuz psikolojik etkisi yansıtamaz. Akla gelen ilk çare olarak tavan yükseltmek yerine, kuzey ve güney seraları arasında doğacak hava akımı, yatay kanallar ve bacalarla takviye edilip, okulun havalandırılması doğal yöntemle sağlanacaktır.

6-Su temini ve kullanımı:

Son yılların bilinen bir CIA raporuna göre 21. yüzyılda çıkması muhtemel savaşların en büyük sebebi su kaynaklarının azalması ve paylaşılmasındaki sorunlar olacaktır. Halbuki su tüketimini azaltacak birçok düşük masraflı çözüm mevcuttur. Örneğin; sadece yağmur suyunun, kullanım suyu olarak basit bir ön filtreden geçirilmesi ile sağlanan su, günlük yaşamın birçok yerinde kullanılacak kaliteye sahiptir ve normal su tüketimini sanayi, konut, turistik tesislerde bu yolla %60-65 düşürebiliriz.

Aynı şekilde, tüm musluklara takılacak çok düşük maliyetli su tasarruf cihazları, hava karışımı ile suyun basıncını arttırmakta, buna karşılık su tüketimini %20-25 azaltmaktadır. Türk patentli özel arıtım tesisleriyle kaynak suyu kalitesinde içme suyunu, kuyu veya deniz suyundan elde etmek mümkündür. Ancak, çok az insan bu teknolojilerin varlığından ve ekonomik şekilde uygulanabilirliğinden haberdardır.

Okulun çatısındaki yağmur suyunu oluklarında toplayıp deposunda biriktirirken, iç mekandan görülen şeffaf seviye göstergesi, her yağmurdan sonra yükselen su miktarım hafızalara kazıyacaktır. Bu suyun filtre edilerek kullanım suyuna dönüşmesini sağlayan cihazın da gövdesi şeffaftır. Bu teknolojik süreç de izlenebilmektedir. Sera bölümünde ve açık alanda, okulda üretilen gübre ve arıtılan atık sularla organik tarım yapılacak. Kullanma suyu, yağmur suyunun birikmesinden, mevcut ise kuyu suyunun arıtılmasından elde edilecek. Şehir suyu, ancak bu kaynaklar yetersiz olduğunda kullanılacak. Denize yakın yerlerde, ters ozmoz ve ultrafiltrasyon sistemleri kaynak suyu kalitesinde içme ve kullanım suyu elde edilecektir.

7- Atık kontrolü ve değerlendirilmesi :

Okulun tüm katı atıkları sınıflandırılarak farklı renklerde kaplarda biriktirilecek. Çocuklar, çöp olarak atılan birçok şeyi yeniden değerlendirmeyi öğrenecekler. Örneğin yoğurt kapları, kutu kolalar, süt ve su şişeleri gibi nesneleri kullanarak işe yarar nesneler ve sanat ürünleri yapmayı deneyecekler. Bu konuda okullar arası yarışmalar düzenlenecek. Öğrenciler, okulda kullanılan atık suların arıtılarak bahçe sulamada kullanıldığım görecekler. Yemek atıklarım gübre olarak değerlendirecekler. Böylece bu okuldan gereksiz atık çıkmayacağı gösterilmiş olacak.

8- Yöresel bitkiler ve organik tarım :

Okulun bulunduğu yöreye has bitkiler ve ağaçlar okul bahçesinde yetiştirilmeye çalıştırılacaktır. Yöre bitkilerinin tıbbi özellikleri ders konuşu olarak incelenebilecektir.

Verimi arttırmak amacı ile toprağa her türlü kimyasalı katan insanoğlu, sonunda toprağın tamamen ölmesine neden olmaktadır Okul alanında, organik tarım koşullarının uygulandığı, ilaç ve suni gübre kullanılmadan ürün yetiştirilen bir örnek bahçe oluşturulacaktır. Bitkisel ve hayvansal atıklar, ağaç kabukları ve dökülen yapraklar ile kompost hazırlanarak sebze ve meyve yetiştirilmeye çalışılacaktır. EKODER bu konuda gönüllü olarak yardımcı olmaya hazır olduğunu bildirmiştir. Yörenin böcekleri, evcil ve vahşi hayvanları izlenerek, resimleri yaptırılarak çocukların doğa ile iletişim kurmaları ve yabancılık hissetmemeleri sağlanacaktır. Hayvansal ve bitkisel doku hakkında dokümanter film gösterilerine yöre halkı da davet edilecektir.

9- Erozyon ve gaz ölçümleri:

İçeriden görülebilen, eğimli bahçelerde, değişik kök yapışma sahip bitki örtüleri oluşturulup, yağmur ve rüzgar erozyonu yaşanarak izlenecektir. İç ve dış mekanlarda, bitkilerin bulunduğu bölgelerde ve kent yaşam alanlarında O2 ve CO2 yoğunluğunu ölçecek aletlere kavuşulduğunda bu değerler de izlemeye alınabilecektir..

İzlenen değerler, periyodik olarak görsel raporlar haline getirilirken, bu sayede, öğrencilerin ilgileri aktif tutulacağı gibi, farkında olmadan bilimsel inceleme ve bakış alışkanlıkları edinecekleri kuşkusuzdur.

10- Ölçüm, izleme ve iletişim :

Güneş ışınlarının yoğunluğu ile rengi koyulaşan cam bölüm, güneş ile elde edilen suyun sıcaklığı ve elde edilen elektrik miktarım dijital olarak sürekli gösteren büyük bir tabela ya da bilgisayar ekranı, sera bölümündeki toplanma mekanında bulunacaktır. İç mekan sıcaklığı, seranın dışı, içi, sınıflar, kuzey, güney cephelerinin sıcaklık farkları bu tabeladan sürekli izlenebilecektir.

Böylece öğrenciler, öğretmenlerin küçük bir açıklaması ile hayatın rakamsal seyrini bir bilgisayar ekranından izlemeyi öğreneceklerdir. Rüzgar, yağmur, kar, yer altı su seviyesi, örneğin 150 cm aşağıdaki toprağın çok az değişen sıcaklığı gibi her türlü hava ve toprak ölçümünü bu ekrana taşımak mümkündür artık..

Benzeri okullar arasında kurulacak internet ağı ile bu bilgiler bir merkezde toplanabilecek ve elde edilen sonuçlar ve aktiviteler her birim tarafından izlenebilecektir. Ayrıca yine aynı yolla, dünya üzerinde bu amaçla araştırma yapan ve bilgi üreten kurum ve kuruluşlarla iletişim sağlanacaktır.Sene sonlarında klasik okullarla da karşılaştırılmalar yapılarak aradaki enerji ve su tüketim farkları gözlemlenecektir.

11- Enerji ve Ekoloji bülteni:

Hava durumunu meteoroloji kolunun rutin eylemi olmaktan çıkarıp okulun temel mesajı haline getirilen bu eylem, doğal enerjilerin insana yansıma sürecini anlaşılır ve akılda kalır kılacaktır. Her okul, dönem sonlarında bu ölçüm sonuçlarım öğrenci ödevi olarak rapor haline getirece ve Milli Eğitim Müdürlüklerine teslim edecektir. Bu okullar yaygınlaştığında, Milli Eğitim görevlileri, toplanan raporları yıllık "enerji ve ekoloji bülteni" olarak yayınlayacaklardır.

Bu bültende, öğrencilerin okulda öğrenimleri sürerken izledikleri süreci yorumlayan anlatımlar ve deneyler yer alacaktır. Böylece bu eylemler teşvik edilecek ve benzer okullar arasında bilgi alışverişi sağlanacaktır.

12-Sosyal etkinlik ve hedef kitle:

Okulun, o bölgenin sosyal etkinlik merkezi olmasını sağlayacak organizasyonlar, okul idaresi ve bölge Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından organize edilebilir. Böylece hem bu yapının daha çok işlev kazanması, yani bir anlamda yatırımım hak etmesi sağlanır hem de daha önemlisi bu yeni konseptin bölgede oturanlar tarafından benimsenmesi gerçekleştirilerek bir halk eğitiminin sağlam temelleri atılır.

İşlenen ve yaşanan konularla ilgili açıklayıcı kurslar, yaşam konforunu etkilemeden daha az enerji tüketmeyi, her evde alınabilecek doğru önlemleri öğreten uygulamalı eğitimler, okul sonrası saatlerde programlanabilir. Bu amaçla kullanılacak salona diğer bölümlerden bağımsız işlev kazandırmak için, okul dışından ayrı bir giriş olanağı düşünülmüştür.

Bu yollarla, yöre halkı ile eğitim kuruluşu arasında, aynı dünyayı paylaştıklarım fark ettiren bilinçli bir toplumsal ilişki oluşmaya başlatılacak, halkın da kendisini bu faaliyetin içinde hissetmesi ve katılımı sağlanacaktır. Okul tüm özelliklerini yakın çevresi ile paylaşacak, konuyu öğrenen öğrencilerin önderliğinde önce velilerle sonra yakın çevre ile bilgi alışverişinde bulunacaktır. Halkımızın karakteristik özelliği olan "görerek ve uygulayarak öğrenme" süreci, yakın çevre ile süren iletişim sırasında kendiliğinden gerçekleşecektir.

Bu uygulamalı okulun hedef kitlesi 4-14 yaş grubu çocuklar ve onların velilerinden başlayan yakın çevresidir. Okulun yapışı, bugüne kadar sürdürülen müfredatı herhangi bir şekilde engelleyecek yapıda değildir. Aksine, fiziki olarak destekleyecek ve yeni bir anlayışa açılım sağlayabilecek özelliklere sahiptir. Ayrıca planlamada; inşaatı etaplara ayırma ya da bir bölümünü yapım dışı bırakabilme olanağı sağlanacaktır. Yani proje; eldeki olanakların en iyi kullanımına fırsat verecek biçimde seçenekler sunacaktır.

Beklenen ...

Doğal kaynaklarımızın olağanüstü zenginliği ile, dünyanın en önemli ülkelerinden biriyiz. Fakat kendi gücümüzü ancak, bu kaynakların kullanımım yasayarak öğreten böyle bir eğitim sisteminin içinde farkına varabileceğiz. Aksi takdirde, her zaman yaptığımız gibi, dışa bağımlı olmanın kaçınılmazlığına inanan karamsar bir toplum yaratmaya devam edeceğiz.

Bu konularda bilgilenme olanağını reddedersek, kendimize olduğu gibi insanlığa da hizmet fırsatını kaçıracağız. Dünya artık, bilginin en değerli meta olduğu günleri yaşıyor. Bilgilerin en değerlisi ise hayatta kalma bilgisidir. 21.yüzyılın hızlandırılmış yaşamı, bu öğretiyi her türlü değerin önüne çıkartacak, öncülük eden ülkeleri ödüllendirecek ve şükranla anacaktır. Bundan böyle ülkelerin refah düzeyini belirleyen; en fazla enerji tüketmek değil, enerjiyi en verimli kullanmaktır.

Elde etmesini öğrenmeden, satın almaşını çok iyi öğrendiğimiz enerji için, 16 milyar doları dış ödeme olarak her yıl 20 milyar doların üzerinde ödeme yapmaktadır Türkiye. Ülkemizin tek kalemde bundan büyük yıllık harcaması yoktur. Bu okullar, doğru bir planlama ve akıllıca yatırım ile bu ödemenin sıfıra doğru inebileceğinin ispatı olacaktır. Yeni yapıların doğru tasarlanması ve bitmiş yapılarda alınabilecek önlemlerle kısa sürede genel harcamayı önce yarıya sonra dörtte birine indirebilmek mümkündür.

Yaşamın çekirdeği enerji ve onun ürünü olan ekoloji, içinde bulunduğumuz çağın en önemli gündem maddesidir artık.. Çünkü, yaşam konforunu arttırmasına rağmen, kendine yetebilen ve yenilenebilen kaynak kullanımım öğrenen insanlık, savaşların temel nedenini de böylece ortadan kaldırmış olacaktır. Yani bu konuda elde edilecek başarılar, özlenen dünya barışının da güvencesi olacaktır.

Yukarıdaki hedefe yönelik çabaları; yapısal, sözel ve eylemsel bazda kurgulamaya yönelik bu okullarda yetişen çocuklarımızın elde edeceği çevre bilinci; önümüzdeki 20-30 yılda sanayi, turizm, konut ve diğer ticari sektörlerdeki yatırımlarda enerji ve ekoloji faktörünün en üst seviyede dikkate alınmasına neden olacaktır. Böylece kabuk değiştiren yapılaşma ve bu süreçte deneyimlenen yeni çevre kavramı, "birlikte var olma ve var etme" anlayışına ulaşacaktır.

İşte o gün, bu ne insanların ne de doğanın tek başına kurtuluşudur. Bu; evrensel doğrunun farkındalığı ve birlikteliğin zaferi olacaktır...


Ürünlü Köyü BURSA
cabatasarim@turk.net


30.07.2005

Y. Mimar Çelik ERENGEZGİN









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy