Paylaş


SAĞLIKTA YENİ UFUKLAR

İnsanı Bütünüyle İyileştirmek

Yazan: Dr. Christine Page

 

HASTALIKLARA YEPYENİ BİR BAKIŞ

 

Sağlıkta Yeni Ufuklar, tıbbi deneyimleri, insanın durumu ve koşullarıyla benzersiz bir kavrayış ile birleştiren ve insanın bütünüyle iyileştirilmesine dönük bir rehber kitaptır.

 

Dr. Christine Page bu kitapla, hastalıklarla ilgili anlayışımıza ve hastalıkların aslında sahip oldukları ama bizim farkında olmadığımız, ruhsal gelişimimize ait hedef ve işlevlerine ışık tutuyor.

 

Dr. Page, gözle görünmeyen anatomik yapımızla ilgili mükemmel tanıtımında çakraları ve onların hastalıklar, patoloji ve ruhun gelişimi ile olan ilişkisini araştırıyor. Bir doktor olarak tecrübelerine ve en büyük öğretmenleri olan sayısız hastasında yaptığı gözlemlere dayanarak beden, zihin ve ruh olmak üzere tüm seviyelerdeki bütünlüğümüze bir arada bakmamızı istiyor.

 

Bu kitap içinize bakmanız için tasarlanmıştır ve kadim ezoterik bilgilerle modern insanın bilgileri arasında bir bağ kurmayı amaçlamaktadır.

 

Kitabın Giriş Bölümünden...

Bana sıklıkla sorulan sorulardan biri şudur: “Ruhsal konularla ne zaman ilgilenmeye başladınız?”  

Cevabım, ruhsal dünyanın farkında olmadığım bir zamanı hatırlamadığımdır.

 

Annem ruhsal iyileştirme konusu ile ilgiliydi, onun “yan ilaç” dan bahsederken ve ezoterik öğretileri anlatırken dinlediğimi hatırlıyorum. Aslında annem, zaten içsel gerçeğimin bir parçası olan görüşlerimi pekiştirmekteydi.

 

Daha sonraki hayatımda ve özellikle de seçtiğim kariyerimde zihin, beden ve ruh arasındaki bu ilişkiyle bu erken tanışmanın ne kadar önemli olduğunu o zamanlar hayal bile edemezdim.

 

En erken çocukluk anım 14 aylık olduğum zamana aittir. En sevdiğim bebeklerimden birinin iki ahşap iskemle arasına düşerek ufacık parçalar halinde kırılmasını seyrettiğimi hatırlıyorum. Perişan olmuştum; parçaların hiçbir merasim yapılmadan çöp tenekesine atılmasını dehşetle izlemiştim. Ne kadar hayal ürünü olsa da, bu yaşamı tekrar bir bütün haline getirmenin artık mümkün olmadığını ve bu amaç doğrultusunda çok az şeyin yapıldığına inanamıyordum.

 

Bu olay, insanların sağlıklı ve bütün olabilmeleri için elimden geleni yaparak yardımcı olmak konusunda içsel arzumu tetiklemiş olmalıydı. Sağlık (health) ve şifa (healing) kelimeleri Germen kökenlidir, “bütünlük” ya da bütün yapmak (wholeness) anlamına gelir. Kısa zaman içinde bu şifanın yardım edenle, kendimle, başlaması gerektiğini anladım.

 

Kariyer seçimi yapma zamanım geldiği zaman, sevecen ancak objektif bir yaklaşımla insanlara yaşam yollarında yardımcı olabileceğim ümidiyle sağlıkla ilgili bir meslek seçtim.

 

Böylece, 18 yıl kadar önce tıp fakültesinin kapısından girerken hayalimi gerçekleştirebilmemin umuduyla doluydum. İlk günümde, sekiz sınıf arkadaşımla beraber masanın üzerinde yatan ölü bedenin çevresinde dururken insanlarla ilgili her şeyi öğrenmeye hazırdım.

 

Kısa bir süre sonra, bu bedende çok önemli bir şeyin, yaşamın kendisinin eksik olduğunu anladım.

 

Bu nedenle, koğuşlara girebileceğim günü sabırsızlıkla bekledim. Bizler, tıp öğrencileri olarak, hastalıklar üzerine bilgimizi genişletebilmemiz için zavallı, bu durumdan hiç şüphelenmeyen hastaları dürtükleme yetkimiz vardı. Hastadan gelen herhangi bir sözlü ifade istenmeyen bir müdahale olarak kabul edilirdi.

 

“Lütfen, sadece sorularımı cevaplayın.” Sosyal ya da duygusal sorunları konuşmak için zaman yoktu.

 

Hastanede çalıştığınız zaman genellikle hastaların dışarıda başka bir hayatları olduğunu ve çok daha önemlisi onların birer insan olduklarını hatırlamanın zor olduğunu kariyerim nedeniyle biliyorum.

 

Hastalarımı dinledikçe birçoğunun bozulmuş evlilikler, problemli çocuklar, hasta akrabalar, işini kaybetme gibi sorunları içeren stresli yaşamlar sürdürdüklerini ve aldığım tıp eğitimine rağmen bu problemlerle baş etmekte yetersiz olduğumu anlamaya başladım.

 

Bedensel ve zihinsel hastalıklar birbirinden tamamen farklı oluşumlar olarak görülüyor, zihinsel hastalar hastanelerin psikiyatri ya da psikoloji bölümlerine gönderiliyordu. İkisinin arasında kurulan herhangi bir bağlantı, psikosomatik hastalık başlığı altında değerlendiriliyordu (psişe-zihin, soma-beden).

 

Ancak bu terim, tüm testler hastanın rahatsızlığının nedeni açıklamakta başarısız olduğu zaman teşhis koymakta kullanılmaktaydı. Hastalar, doktorun muayenehanesinden tüm belirtilerin “kendi kafalarında” olduğu inancıyla çıkıyor, bu da daha fazla stres ve ümitsizliğe neden oluyordu. Tıp mesleğinin sağladığı şifa paketinde bunun bir eksiklik olduğu aşikârdı; neyse ki bu konu şimdilerde modern eğitim tarafından ele alınıyor.

 

O zaman sürecinde, ben de kendi sorunlarımı yaşıyordum. Istırap içinde olan kişilere yakın olmak duyarlılığımı parça parça ediyordu. Hastalarımın fiziksel ve duygusal ağrıları beni bunaltıyordu ve bilgi eksikliğim nedeniyle onlara yardım edecek durumda olmadığımı düşünüyordum.

 

Sonuç olarak, birkaç kere, ağrı ve kan gördüğüm zaman bayıldım. O zamanlar bu duruma bulduğum çözüm, kendimi belli belirsiz yetersiz hissettiğim zamanda bile duygularımı çılgın bir çalışmanın altına gömmekti.

 

Beyaz önlük giymek duyarlı ruhuma ilave bir korunma sağlıyordu. Önlüğün içinde anonim oluyor, mesafeli, duygusuz ve profesyonel görünüyordum. Ya da ben öyle inanıyordum.       

 

Geri dönüp baktığım zaman, tek başardığımın duygularımı gömmek olduğunu ve bu yaklaşımın birçok doktora zarar verdiğini görüyorum. Bu durum, doktorlar arasında yüksek intihar ve alkolizm oranlarının altında yatan en yaygın neden olarak görülmelidir.

 

Sadece “orada olmanın” ne kadar önemli olduğunu anlayarak kendime değer vermem ve tıp eğitimim önemli olmasına rağmen şifa sürecini hızlandıran faktörün şartsız ve karşılıksız şefkat olduğunu anlamam belli bir süre aldı.

 

Çalışmalarım sırasında, benzer bir teşhis konulmuş olmasına rağmen, hastaların farklı hastalıklara ve seçilen tedavilere farklı tepkiler verdiklerinin giderek daha fazla farkına varmaya başladım.

 

Bir hastanın hastaneyi tamamen iyileşerek terk mi edeceği, yoksa hiçbir belirti vermeden ani bir şekilde ölüp ölmeyeceğini “kesin” olarak söylemek mümkün değildi.

 

İstatistiksel tahminler yapmak üzere eğitilmiştim. “İnsanların %80i belirli bir hastalık nedeniyle iki yıl içinde ölür.” Geri kalan %20ye ne olduğunu bana kimse anlatmadı. Onların yaşamasına neden olan neydi? Neden farklıydılar?

 

Tüm hastalıkların mikroplara bağlı olmadığı sonucuna vardım. Kapalı bir toplulukta bir virüs ya da bakterinin varlığına rağmen, ya da zaman zaman hata ile bunlar bazı kişilere verilmiş olsalar dahi, konuyla ilgili sadece küçük bir oranda kişi hastalık belirtileri göstermiştir.

 

On dokuzuncu yüzyılda, büyük tıp araştırmacısı Claude Bernard şöyle diyordu: “Hastalıklar sürekli tepemizde dolaşırlar, tohumlarını rüzgârlar savurur, ancak toprak onları kabul etmeye hazır olmadığı sürece oraya yerleşmezler.” Mikrobiyolojinin babası Pasteur ölüm yatağında söylediği, “Bernard haklı. Mikrop hiçbir şeydir, toprak ise her şeydir” sözü ünlüdür.


4.04.2009










© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy