Paylaş


EKO TARIMA ALTERNATİF ÇÖZÜM

Tüketicilerin % 98'inin ekolojik ürünler hakkında bilgisi yok. Bunun en önemli nedeni,ekolojik ürünlerin yeterince tanınmaması ve pazar payının düşük olması. Üreticiler ise, daha fazla emek harcayarak üretecekleri ekolojik ürünlerin pazar payı konusunda endişe taşıyor.

 GÜNÜMÜZDE gelişme, ilerleme gibi yön ifade eden kavramlar, artık onlara başlangıçta yüklediğimiz anlamları ve durumları nitelemiyor. İnsanoğlunun ve onun yarattığı ortak medeniyetin yön duygusu kayboldu. Çünkü etik açıdan ve yön olarak doğruyu göstermeye, ölçmeye yarayan bir üst inanç sistemi yerine insanoğlu, kendi yarattığı, ihtiyaçlarına göre değişen doğrulardan oluşan yapay inanç ve değerler sistemleri kurdu. Bu şekilde gerçekle bağını kopardı ve kendine sanal yaşamlar sürdüğü sanal dünyalar yarattı. Ekonomik büyüme, bilim, teknoloji gibi "gelişme" adına oluşturduğu ve tapındığı kavramlarla, sonuçları tarafından kuşatıldı.

Böylece dünya üzerindeki tüm canlı varlıkların farkında olmaktan kaçamayacakları ölçüde, doğanın ve doğal yaşam sistemlerinin dengesi bozuldu. Artık "global ekolojik tehlikeler" diye adlandırdığımız ozon deliğinin büyümesi, sera etkisinin güçlenmesi, asit yağmurları, tropikal ormanların yok olması gibi sayısız felaket, kitaplardan ve bilimsel çalışmalardan fırlayıp günlük hayatımıza girdi. İklimler değişti; soluyacak havamız, içecek suyumuz, yiyecek zehirsiz gıdamız kalmadı. Dünyamızı, içinde canlı-cansız her şeyle birlikte kaybetme noktasına geldik.

Bu durumun eko-sistemde yarattığı korkunç tahribat ve bozulan dengeler, inorganik girdi ve anlayışlarla kurulmuş, kanserli hücreler gibi merkezle bağını koparmış, bünyeye zarar veren kontrolsüz bir çoğalma gösteren yaşam alanları şeklinde kendini gösterdi. Ruh, akıl ve beden başta olmak üzere tüm yaşam kirlendi.

 

Bir bütün olarak doğa

En basit ifadeyle ekoloji; "canlı organizmaların birbirleri ve çevreleriyle olan ilişkilerini, çevre düzenlerini ve varoluşun çevre koşullarını inceler". Ekolojiyi temel olarak algıladığımız zaman kendinizi n bir birey olarak ne kadar önemli olduğunuzun ve çevrenizi nasıl etkilediğinizin de farkına varırsınız.

Ekoloji, bir dizi felsefe, doğal ve toplumsal bilimi bir araya getirerek doğayı bir bütün olarak inceleyen geniş bir konudur. İşlediği ana tema, bütün canlıların birbirlerine olan bağımlılığıdır.

Canlı yaşamının sağlıklı ve iyi bir şekilde devamlılığı doğal dengeye bağlıdır. Dengelerin zaman zaman bozulması bu ekolojik dizgenin bozulmasına neden olur. Tüm canlı öğeler yaşam buldukları çevre ile uyum gösterirler. İşte eko sistemde, bu canlı gruplarının hepsini içine alan sürekli ve dengeli bir madde ve enerji döngüsü vardır. İlgili canlı gruplarından herhangi birinin zarar görmesi, madde ve enerji döngüsündeki bağları kırarak ekolojik dengeyi bozar. Çevre sorunlan denilince akla öncelikle çevre kirliliği gelmektedir. Çevre kirliliği; çevrenin fiziksel, kimyasal ve biyolojik etmenler ile doğal durumunda oluşan bozulmalardan kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak çevre kirliliğinin yarattığı sağlık sorunları insan geleceğini tehdit ederken, canlı ve cansız sistemde neden olduğu ekonomik kayıplar da çok fazladır. 

Yakın bir zamana kadar tarımsal çalışmaların gereği olarak bitki hastalıklarıyla mücadele amacıyla uygulanan pestisidler ve verimin artırılması için toprağa verilen kimyasal gübreler dahil olmak üzere tarımsal çalışmalar sonucu meydana gelen katı ve sıvı atıkların neden olduğu toprak kirliliği; toprağın önemli bazı özellikleriyle kendi kendini koruma mekanizmasına sahip olduğu bilgisiyle çevre sorunu olarak değerlendirilmiyor, doğal dengenin bozulmasına olan etkileri, yarattığı çevre kirliliği ve besin zincirleriyle tüm canlılara ulaşabilen hayati tehlike, diğer kirlilikler kadar dikkati çekmiyordu. Oysa tarımsal kirlilik sonucu toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinde istenmeyen bir takım değişimler meydana gelmektedir. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarla, toprağın 5-10 metre derinine kadar süzülüp gelen sularda da kirlilik belirlenmesinden sonra, toprağın temizleme özelliğinin de sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Böylece çevre kirliliğinin toprak ortamına dolayısıyla taban sularına kadar yaygınlaşmasıyla toprak kirliliği önemli bir çevre sorunu olarak dikkati çekmiştir.

Çevreye zarar vermeden gerçekleştirilen üretim ve tüketimi yaşantımızda uygulayabilmek şeklinde tanımlanabilecek olan ekolojik yaşamın esası, ülkelere göre ekolojik ya da organik ya da biyolojik olarak adlandırılabilen tarıma dayanmaktadır. Bu anlamda; "çevre korumasına yönelik, tarımsal çevre kirliliğini önleyebilecek, insanlar üzerinde kimyasalların olumsuz etkilerini ortadan kaldırabilecek alternatif tarım yöntemi" şeklinde tanımlanabilecek olan ekolojik tarımın dayandığı temel ilke, doğa ile uyumlu şekilde üretim yapmaktır. Bu yönüyle ekolojik yaşamın da esasını oluşturmaktadır. Ekolojik tarım, toprağı canlı varlık olarak kabul eder ve onu her üretim aşamasında korumaya çalışır. Sentetik kimyasalların, doğaya yabancı maddelerin gübre ya da ilaç olarak kullanımı yasaktır. Ekolojik tarım, bir işletmede olabildiğince bitkisel üretimle hayvansal üretimi birlikte yapmaya çalışır. Bu şekilde ekolojik madde dönüşümünü kısmen de olsa kapalı bir döngü sistem içinde sürdürmeye çalışarak çiftlik hayvanlarından elde edilen gübreyi yine işletmede kullanmış olur. Çağımızda çevrenin hızla kirlenmesine karşılık, çevreyi ve insan sağlığını korumaya yönelik, daha sağlıklı yaşayabilmek ve sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için alınabilecek önlemlerin basında gelen ekolojik tarıma, üreticilerin, firmaların ve tüketicilerin bilinçli olarak yönlenebilmelerinin genel bir değerlendirmesini yapabilmek amacıyla 1999 yılı içinde bir araştırma yapıldı.

İzmir İli ve çevresinde faaliyet gösteren çiftçiler, firmalar ve tüketicilerin katıldığı araştırma sonuçlarına göre; Üreticilerin tamamı kendi arazilerinde üretim yapıyorlar. Üreticilerin yüzde 3'ü yalnızca ekolojik üretim Yaparken, yüzde 5'i hem ekolojik hem de konvansiyonel üretim yapıyor. Geri kalanı da yalnızca konvansiyonel üretim yapıyor. Üreticilerin yüzde 92'si ekolojik üretim hakkındaki gazete haberleri, televizyon ve radyo programları ile seminerleri yeterli bulmazken, yalnızca yüzde 8'i yeterli olduğunu söylüyor.

"Son yıllarda yoğun olarak kullanılan kimyasal gübrelerin ülke tanınma katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna,

* Üreticilerin yüzde 60'ı "verimde belirgin artışlar sağladı ve kazancımız artı" derken, yüzde 20'si "ürünlerimizin eski tadı ve kokuşu kalmadı", yüzde 15'i "kimyasal gübreyi ilk kullanmaya başladığımız yıllara göre verim yıldan yıla düştü" ve yüzde 5'i de "topraklarımız çoraklaşmaya başladı" diyor.

* "Ekolojik tarımın geleceği nasıl olacak?" sorusunu, üreticilerin yüzde 50'si "üreticilerin parasal olarak desteklenmeleri durumunda daha çok yaygınlaşabilir; yüzde 40'ı "günden güne artan çevresel sorunlar ve insanların gelecekte daha sağlıklı ürünler tüketebilme düşüncesi nedeniyle ekolojik tarımda gelişmeler olacaktır"; yüzde 10'uda "uygulaması zor olduğu ve verimi düşürdüğü için fazla gelişme şansı yoktur" şeklinde yanıtlıyor. Üreticiler, daha fazla emek harcayarak üretecekleri ekolojik ürünlerin Pazar payı konusunda endişe taşıyorlar. Araştırmaya katılan firmaların hepsi anlaşmalı oldukları çiftçilerle ekolojik üretim yapıyorlar. Bu firmalar çeşitli aşamalarda karşılaştıkları sorunları kendileri çözmeye çalışıyorlar. Bu konudaki deneyimlerini diğer firmalarla olan ticari rekabet doğrultusunda dışarıya aktarmıyorlar. Ekolojik ürünleri işleyerek yurt dışına pazarlarken sadece yüzde 2'si işledikleri ürünlerin yaklaşık yüzde 1'ini yurt içi piyasasına sunan firmalar, buna neden olarak, yurt içi piyasasında ekolojik ürünlere yeterli talep olmadığını gösteriyorlar. Ankete katılan firmaların tamamı çiftçilere ekolojik üretim hakkında danışmanlık hizmetleri veriyor.

Tüketici boyutunda bakıldığında yine araştırmanın kesin olmayan sonuçlarına göre ankete katılan tüketicilerin yüzde 98'inin ekolojik ürünler hakkında bilgileri yok. Sadece yüzde 2'sini ekolojik ürün kavramından haberli. "Ekolojik ürünlere talep" konusunda sorulan soruyu ise ankete katılan tüketicilerden yüzde 78'i "satış fiyatının konvansiyonel ürünlerle aynı ya da yakın olması halinde alabileceği", yüzde 8'i "ekolojik ürünleri daha yüksek fiyata da alabileceği", yüzde 14'ü ise "ekolojik ya da konvansiyonel ürün almanın kendisi için fark etmediği" şeklinde yanıtlıyor.

Genel bir değerlendirme yapıldığında üreticiler ve tüketicilerin "ekolojik ürün kavramı" hakkında henüz yeterli bilgiye sahip olmadıkları ortaya çıkıyor. Ekolojik ürünlerin gerektiğince tanınmaması, pazar payının düşük olmasında etken olabilmektedir. Ülke bazında düzenli olarak yayınlanacak gazete ve dergi haberleri, yapılacak radyo ve televizyon programları, düzenlenecek seminerler vs. ile bireylerin bu konuda bilinçlenmesi sağlanabilir. Üniversitelerin ziraat fakültelerinde lisans ve yüksek lisans aşamalannda ders programlarında ekolojik tarımla ilgili derslere yer verilmesi ile konuya ilgi duyan ve ileride bu konuda çalışmak isteyen, konuyu bilen ziraat mühendislerinin yetişmeleri sağlanabilir. Tarım Bakanlığı'nın düzenlediği çiftçi eğitim seminerlerinde ekolojik tarım, alternatif bir yöntem olarak ele alınıp uygulama esasları hakkında bilgilendirme ile çiftçilerin konuya ilgileri artırılabilir.

Araştırmada ortaya konan önemli konulardan birisi de "ekolojik ürünlere olan talep"tir. Bu konuda en önemli nokta, ekolojik ürünlerin piyasa değerleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekolojik yolla elde edilmiş tarım ürünleri konvansiyonel yolla elde edilmiş ürünlere göre daha pahalıdır. Burada maksimum üretim yerine, ürün kalitesinin hedeflenmiş olması, hastalık ve zararlılar nedeniyle üründe azalma meydana gelmesi önemli rol oynamaktadır.

Bunun yanında ekolojik tarımın, tohumdan son ürüne kadar, her basamağı kontrole açıktır. Bu kontroller, ekolojik ürünlerin maliyetini artıran etkenlerdendir.Ancak ekolojik ürünlerin daha pahalı satılması, üretici kazancının, birim alan bazında geleneksel tarıma göre daha yüksek olmasını sağlar.

Günümüzde tarım, bir tarafta serbest pazarda uluslararası rekabet, diğer tarafta da artan çevre bilinci ile karşı karşıya gelmektedir. O halde tarımsal üretimde verim ve üretimde kaliteyi artırmak için kullanılan girdilerin hepsi, değişen koşullarda "ekonomik üretim" ve "doğal dengeleri bozmayan üretim" bazında değerlendirilmelidir. Tarımsal altyapı, kurumlar arası ilişkiler ve bilinç düzeyi ülkemizin çoğu bölgelerinde ekolojik ve ekonomik değerlendirmelerle çiftçi gelirini en üst seviyeye çıkarmaya yönelik "ortak çalışma organizasyonu" yapmaya çok elverişlidir. Bu alanda eksik olan, ortak çalışmaların alışılagelmiş kişisel ve kurumsal ilişkiler ötesinde, kaliteli bir çalışma sistemine ve yöntemine oturtulmasıdır. Farklı bakış açılarına sahip grupların, hatta çelişen çıkarların oluşturacağı çok yönlülük, teknik ve ekonomik tercihlerin daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır. Bu arada "katma değer" yaratarak karlılığı artırabilecek girişimler veya "ortak davranış biçimleri" için de verimli bir ortam hazırlanabilecektir. Örneğin çiftçilerin, "toplum bahçesi" sayılabilecek çevre bakımı ve düzenlenmesinden pay alması gibi yeni kavramlar geliştirilirken, bütün dünyada ağırlığı gittikçe artan "ekolojik tarım" konusu bölgelere özgü bir şekilde gündeme getirilebilecektir.


Araştırma YEŞİM ESKİCİ / BUĞDAY Sayı: 9









© 2017 WebNaturel Doğal ve Sağlıklı Yaşam
Efes TECHNOLOGy