UYGARLIĞIMIZIN BAŞLANGICI: KONUŞMAYI NASIL ÖĞRENDİK?

İnsanoğlu ne zaman konuşmaya başladı? Diğer primatlar niçin konuşamıyor? Robotlar nasıl konuşturulabilir? Bilincin ve zekanın en önemli unsuru olan dilin kökenini araştıran beyin araştırmacıları, paleoantropologlar ve genetikçiler ilginç bulgulara ulaştılar.

Dil aracılığıyla aktarılabilen bilgiler sınırsızdır. Bunun dışında hiçbir şey, beyindeki dallı budaklı mağara sisteminde oluşan ses dalgalarını üretmekten daha fazla keyif veremez insana. Yetişkinlik dönemine adım atana kadar her insanın dudağından 50 milyon kadar sözcük dökülür.

Sözcükler olmasaydı düşünceler beyinde kapalı kalırdı. Dil insanoğlunu, dünyaya hakim canlı durumuna yükselten taşıyıcı roket görevini gördü. Konuşma yetisinin en fazla 200.000 yıllık bir geçmişi bulunuyor.

Dil, bilimin en büyük araştırma alanlarından birisi. Geçmişe dönük olarak, konuşmayı nasıl öğrendiğimiz, dilin nasıl ortaya çıktığı, beynimizde bir dil yapısı ile doğup doğmadığımız ve benzeri onlarca soru, dil araştırmacılarının ana konuları arasında bulunuyor.

Bu konuları, en son araştırmalar ışığında ilginç ve meraklı bu yazı, ana hatlarıyla Spiegel'den derlendi.

Dil, konuşma çok önemli, çünkü insanın en önemli ayırt edici özelliği. Konuşması sayesinde bütün bir uygarlığı oluşturabildi, meraklarının peşinde koştu, sorguladı ve hep sorguladı...Bu açıdan konuşma, insan üzerine yapılan araştırmaların da ana konularından biridir.

Dili yorumlamak

Dili yorumlamaya kalktığımızda aslında binlerce sözcük kullanabiliriz. Fakat Amerikalı dilbilimci Steven Pinker, sözdizimi (sentaks) ve anlambilimi (semantik) iyice çekici hale getirmek istediğinde sayıları tercih ediyor.

Örneğin sıradan bir Alman vatandaşı gramer yardımıyla 10 bin özne ve 4 bin fiilden, dilediği gibi yararlanarak her biri beş sözcük içeren 6,4 milyon cümle türetebilir. "Diyelim ki bu cümlelerden birini kurabilmek için 5 saniye harcıyor, o zaman tüm cümleleri sıralamak bir milyon yılını alabilirdi" diyor Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) profesörü.

Dil aracılığıyla aktarılabilen bilgiler sınırsızdır. Bunun dışında hiçbir şey, beyindeki dallı budaklı mağara sisteminde oluşan ses dalgalarını üretmekten daha fazla keyif veremez insana.

Yetişkinlik dönemine adım atana kadar her insanın dudağından 50 milyon kadar sözcük dökülür.

Bilinç ve zekanın anahtarı

?Dil, bilincin ve zekanın en önemli aracıdır? diyor Alman dilbilimci Angela Friederici de. İnsanı insan yapan konuşma yetisidir. Sözcükler olmasaydı düşünceler beyinde kapalı kalırdı. Dil insanoğlunu, dünyaya hakim canlı durumuna yükselten tayacıyı roket görevini görmüştür. Amerikalı antropoloji profesörü Stanley Ambrose?ın ok ve yayın keşfi ve Uluslar arası Uzay İstasyonu?nun inşası arasında sadece 12.000 yıllık bir zaman diliminin bulunduğunu hatırlatması da bir yerde insanın, dilin kökeninin neden bu denli büyük bir merakla araştırdığını açıkça göstermekte.

İncil?de dilin açıklaması ?ilk başta sözcük vardı, ve sözcük Tanrı?daydı, sözcük Tanrı?nın kendisiydi? şeklinde yapılırken, Tevrat?ta Tanrı?nın insan ağzına , dil ve lisan yerleştirdiğinden söz edilir. Ne zaman ki insan büyüklük iddiasına girerek Babil Kulesini inşaa etmeye başlar, Tanrı işte o zaman gazaba gelir ve her ülkeye ayrı bir dil vererek ortalığı karıştırır.

Nasıl Gelişti?

İnsandaki konuşma yetisinin ne şekilde geliştiğine dayanan merak pek yeni değildir aslında. Fakat bilim, dille ilgili araştırmalar sırasında ilginç bir ikilemle karşılaşır. Bu ikilem Alman bilgin Wilhelm von Humboldt tarafından 1820 yılında şu şekilde açıklanır: "İnsan yalnızca dil sayesinde insan olmuştur ama, dili geliştirebilmek için de önce insan haline gelmiş olması gerekir".

Konuyla ilgili spekülasyonlar, dilin kökeniyle ilgili araştırmaların "Societe de Linguistique de Paris" gibi etkili bir kurum tarafından yasaklanmasına dek iyice yaygınlaşmıştı. Fakat sessizlik yine de uzun bir süre devam etti. Sonuçta atalarımızın ilk sözcükleri ne şekilde üretmeye başladıklarını kanıtlayabilecek araçlar bulunmuyordu. Hatta fosilleşmiş gri hücreler bile. Ve bunlar olmadan da konuşmanın gizi çözülemezdi.

Fakat modern doğa bilimleri zamanla taş devrindeki ilk konuşmalar hakkında ipuçları bulmaya başladı:

? Paleoantropologlar atalarımıza ait kemik buluntularına göre konuşma mekanizmasının evrimim çizebiliyorlar.

? Tıbbi görüntü teknikleri sayesinde dilin karmaşık sinir ağında ne şekilde oluştuğu izlenebilmekte.

? Dilin genetik esaslarım araştıran moleküler biyologlar büyük başarılar elde ederek geçtiğimiz yıl ilk kez konuşma yetisinin en fazla 200.000 yıllık bir geçmişi olduğunu söyleme cesaretinde bulundular.

Bununla birlikte dil bilmecesinin çözülmesindeki en etkili yol gösterici çocuklardır. Sonuçta yetişme sırasında, konuşmanın evrimsel süreci beyinde yeniden yaşanmakta.

Konuşma dahisi

Sekiz aylık Sophie bugüne değin tek bir kelime etmemesine rağmen, şimdiden küçük bir konuşma dahisi. Ses yalıtımlı bir kabin içinde babasının kucağında dil testinden geçirilen bebeğin konuşma yetisi, bir bilgisayar aracılığıyla görüntülenmekte.

Bebek yüzücü, bonesine benzer bir başlıktan çıkan sayısız kablolarla makineye bağlanmış ve gözleri kapalıyken mikrofondan yansıyan anlamsız "ba ba baa" sesleri sanki hipnotize edilmişçesine dakikalarca tekrarlanmakta. Yani bebek görünüşte hiçbir reaksiyon göstermiyor ama beyni müthiş işliyor. Bilgisayarın algıladığı elektriksel uyartılar ekranda zikzak dalgalar olarak yansımakta. "Bunlar bebeğin beyin etkinlikleri" diyor Alman dilbilim profesörü Jürgen Weissenborn. Ve bunlar heceden heceye değişmekte. Deney ilk anda anlamsız gelebilir. Fakat eğer bebek bu testte başarılı olmazsa iki yıl sonra izleyeceği bir kukla gösterisinde anlatılanları anlayamaz bile diyor Weissbom.

"Ba... ba..."

Konuşma sesleri, bebeğe ilk başta müzik ya da dere şırıltısı gibi bir ses akımı olarak ulaşır, işte konuşmadaki ilk adım bu ses akımım önce hecelere daha sonra da sözcüklere bölmekten ibaret.

Her dilin kendine özgü bir ses motifi vardır ki, bunlar hecelerin vurgulanmasıyla ortaya çıkar. Beyin akımlarının vurgusuz "ba" ve vurgulu "ba" sesi karşısında değişiyor olması Weissenbom'a göre bebeğin iki hece arasındaki vurgu sesini kavradığım göstermekte. Türkçe'de iki heceli kelimelerde ilk hece vurgulanırken Fransızca'da örneğin "Bernhard'da" olduğu gibi ikinci hece vurgulanmakta.

"insan konuşmayı sandığımızdan çok önce öğreniyor" diye açıklıyor dilbilimci. "Dilin ahengi bebeğe henüz ana karnındayken cenin suyuyla kulağına yansıyan anne sesiyle ulaşmakta"

Sophie'nin beyninde süregelen öğrenme aşamaları, atalarımızda yüz binlerce yıl içinde evrilmişti. Fakat öğrenme adımlarının aynı sırayı takip ettiğinden Weissenborn son derece emin.

Atalarımız da bebeğin anadilini adım adım benimsemesi gibi yavaş yavaş konuşan canlı durumuna gelmiştir.

İlk sesler bile önemli

Dünya genelinde en kapsamlı dil araştırma projesini yürüten Weissenborn, bir yılı aşkın bir süredir 250 bebek ve küçük çocukları çeşitli nörolojik aletlere bağlayarak dilin kökenine inmeye çalışıyor.

Dilin kökeni üzerine kapsamlı bir kuramın üretilmesi için henüz erken olsa da, elde edilen ilk bulgular son derece ilginç. Dilbilimci, konuşmanın çocuk beyninde mantıklı bir biçimde adım adım yerleşmesi üzerinde dururken, bebeğin çıkardığı ilk seslerin bile dil hakkında çok sayıda ipucu verdiğini gösterebiliyor. Sophie'nin bağırışlarını bilgisayarda görüntüleyerek analiz eden araştırmacı, saptamış olduğu karakteristik ritmin anadiliyle büyük bir benzerlik gösterdiğinden söz etmekte. Sophie bağırarak gelecekte çevresine uyum sağlamasına yol açacak en önemli koşulları yerine getirmekte.

İlk böyle başladı İşte bu süreç yüz binlerce yıl önce de böylesine ilkel bir şekilde başlamış olmalı. Atalanmız hayvansı bağırışlardan yavaş yavaş farklı sesler geliştirerek benzer ahenge sahip ilk sözcükleri üretmişlerdi. Ve Sophie nasıl ilk heceleri bir yıl içinde "anne" veya "top" gibi sözcükler olarak birleştirecekse, atalarımız da doğadaki nesneleri isimlendirmeye başlamışlardı.

Sophie'nin kelime hazinesinde kısa bir süre sonra büyük bir patlama yaşanacak. Sekiz aylık bir bebek yaklaşık olarak 60 kelime anlayabiliyor. Yuvaya başladığında ise artık binlerce kavram yerleşir belleğine. Tıpkı bundan 50.000 veya 100.000 yıl önceki ataları gibi, o da önce sözcükleri belli bir anlam dizisinde sıralayabilmeyi, daha sonra da grameri öğrenecek.

Niçin sadece insan

Peki ama konuşma yetisine neden sadece insan sahip olabildi? Şempanze veya gelişkin diğer bazı memeliler niçin konuşamıyor?

Oysa laboratuarda eğitilen maymunlarda ilkel bir konuşma yetisi saptandı. Georgia Devlet Üniversitesi Dil Araştırma Merkezindeki bonobo maymunu Kanzi, 250 kelimeyi sembolik olarak kavramış. 21 yaşındaki maymun, "muz", "ver" veya "iyi" gibi kavramları temsil eden bilgisayar tuşlarına basabiliyor.

Ayrıca geçtiğimiz yılın sonlarına doğru aynı araştırma merkezindeki araştırmacılar tarafından elde edilen bulgular da büyük sansasyon yaratmıştı.

Araştırmacılar çekirdek spintomografi sayesinde, maymunun sol beyin yarısında insandaki konuşma merkezine benzer özellikler saptadı. Amerikalı araştırmacılar Claudia Cantalupo ve William Hopkins'in tahminlerine göre, konuşmayla ilgili bu izler insan ve şempanzenin ortak atasında bile vardı.

İlk basamakta kaldılar

Fakat şempanze ve goriller buna rağmen konuşmanın ilk basamağını aşamıyorlar. Derek Bickerton maymunlarda gelişmeyen bu konuşma yetisin ?protodil? olarak adlandırmakta.

Ayrıca araştırmacılar bu durumun anatomik nedenlere bağlı olduğunu da buldular. İnsanın dilini çözen başlıca etken, beden yapısındaki köklü değişimdi. Fransız araştırmacı Michel Brunet?in kısa bir süre önce Çad?da bulmuş olduğu 6-7 milyon yıllık homid çenesine göre, insan ve şempanzenin ortak soyağacı bu tarihten önce dallanmış olması gerekir; bu da aynı zamanda konuşmaya uzanan önemli bir yol ayrımıydı, diyor Alman dilbilimci Peter Finke.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN