YAMA

Yama sözcüğü negatiflerden arınma anlamına gelmektedir. İnsan gelişmek için bütün negatif fikirlerden, sözlerden ve hareketlerden arınmalıdır. Bunun için insan herşeyden önce Ahimsa prensibini uygulamalıdır. Ahimsa sözcüğü 'şiddetsizlik' anlamına gelmektedir. Birey düşüncelerinde, sözlerinde ve hareketlerinde her turlu şiddetden kaçınmalıdır, çünkü şiddet

insanin zekasını negatif yönde etkileyerek gelişmesini engellemektedir.

Bu prensibe dayanarak insan beslenmesinde de şiddet kullanmamalıdır, yani beslenmesi için zararsız hayvanları öldürerek onların cesetlerini yememelidir. Hayvanların cesetlerinin beslenmede kullanılması vücudu, sinir sistemini ve zihni negatif yönde etkileyerek insanda şiddet ve korku hislerini üretmektedir. Hayvanlar öldürüldüğü zaman büyük bir acı çekmekte ve korku hissetmektedirler. Bu acı ve korku öldürülen hayvanın cesedini etkilemektedir. Öldürülmüş hayvanın cesedini yedikçe insan bu acı ve korku hissini içine alır ve aynı acı ve korkuya kapılır. Böylelikle hayvan cesetleriyle beslenme insanın sinir sistemini çöktürmektedir. Bunun dışında, insanlar binlerce zararsız hayvanları öldürerek bunun bedelini ödemek zorundadırlar. Evrensel Karma (etki-tepki) kanununa göre öldüren öldürülecektir. İnsanlar zararsız hayvanları öldürüyor, doğa da insanları öldürüyor. Binlerce zararsız hayvanları öldürerek insanlar çok güçlü bir negatif enerji alanı üretmektedirler. Bu negatif enerji alanı doğanın dengelerini bozarak felaketlere neden olur. Örneğin deprem, volkan, sel, kuraklık v.b. Cesetlerle beslenen insanlarda artan korku ve şiddet, savaşlara da neden olur. Bu savaşlarda zararsız hayvanları öldüren insanlar bu katliamın bedelini ödeyerek bu sefer birbirilerini öldürmektedirler.

İkinci prensip Satya olarak adlandırılır. Satya sözcüğü 'dürüstlük' anlamına gelir. Mutlak Gerçeğe ulaşmak için birey gerçekleri olduğu gibi yansıtmalıdır. Düşüncede, sözde ve hareketle dürüst olmadan insan maddi enerjinin ürettiği illuzionlardan hiç bir zaman kurtulamaz. Böylece sekiz basamaklı bütünleşme yolunda ilerlemek için insanın dürüst olması şart. Satya prensibini uygulamak için birey her şeyden önce kendisiyle dürüst olmalıdır. Yanlış bir şey yaptıkça insan en azından kendisine bunun yanlış olduğunu itiraf etmelidir. İnsan bu şeyin yanlış olduğunu içinde kabul ederse bu onu gelecekçe ayni şeyi yapmaktan kurtarır. İnsan kendisini kandırmamalıdır ve kendisiyle dürüst olmalıdır. Böylece zamanla insan Satya prensibini tam şekilde uygulayabilir.

Üçüncü prensip Asteya ?hırsızlıktan çekinme? anlamına gelir. Evrenin belli düzeyi ve dengesi vardır. Eğer insan kendine ait olmayan şeyleri alırsa bu dengeyi bozmuş olur. Bu insanın bedensel, duygusal, zihinsel ve ruhsal dengelerini de bozar ve gelişmesini engeller. Bunun dışında, evrensel Karma kanununa göre insan ayni şekilde ve miktarda kayıp etmeye maruz kalmak zorundadır. Bu da gelişme yolunda bir çok engeller oluşturmaktadır. Eğer kendine ait olmayan şeyi insan alıp pozitif yönde kullanırsa o da o şeyi ayni miktarda kayıp eder. Ama eğer insan kendine ait olmayan şeyi alıp negatif yönde kullanırsa onda verdiği zarara göre bu şeyin 10 veya 50 veya 100 mislini kayıp etmek zorunda olacak. Bazen insan bunu hayatıyla ödemek zorunda olar. Böylelikle insan zekasını kullanarak kendisine zarar vermemesi için Asteya prensibini uygulayarak kendine ait olmayan şeyleri almaktan vaz geçer.

Dördüncü prensibe Brahmacarya denir. Brahmacarya sözcüğü ?cinsel enerji kontrolü? anlamına gelir. Cinsel enerji vücuttaki çok güçlü enerji kaynağıdır. Eğer bu enerji kontrol edilmezse zihinsel ve ruhsal gelişme imkansızdır. Cinsel enerji kontrol edilerek vücuttaki gizli potansiyellerin yüze çıkmasını sağlar. Yoga'da cinsel enerji sağa sola boşuna tüketilmeden beynin genelde kullanılmayan yüzde seksen kapasitesinin aktifleştirip kullanılmasına yöneltilir. Böylece insanin, beynin kullanılmayan bölgelerdeki, uyumuş yetenekleri yüze çıkar.

Brahmacarya prensibine göre birey cinsel enerjisini kontrol etmeyi öğrenmelidir. Cinsel enerji vücutça en güçlü enerji kaynağı olduğu için insan bu enerji kaynağını kontrolsüz tüketmemelidir. Yoga'da bu enerji beynin ve zekanın gelişmesi için kullanılmaktadır. Brahmacarya prensibine göre birey ya bekar kalarak hiç bir cinsel ilişkide bulunmamalıdır, ya da gönlüne göre bir eş bulup onunla ciddi ve devamlı ilişkide olmalıdır. Böylelikle insan cinsel enerjisini kontrol etmeyi öğrenir ve bu enerjisini boşuna harcamaz.

Brahmacarya prensibi bazı dinlerde uç şeklinde uygulanmaktadır. Uç uygulamaların biri insanların cinsel dürtüsünü bastırarak kendilerini manastırlarda kapatmasıdır. Neticede bu insanların bir kısmı homoseksüel veya lezbiyen olmaktadır, öbürleri ise çocuklara tecavüzde bulunmaktadır. Başka bir uç uygulama ise çok eşlilik önerisidir. Çok eşlilik cinsel enerjinin kontrolüne değil tamamen tüketilmesine götürür. Veda edebiyatında uyuşturucuya, içkiye ve kadınlara düşkün olan cahil insanlar için Tantra uygulanması önerilir. 64 Tantra kitabı mevcuttur. Tantra sözcüğü 'yöntem' demektir. Daha geniş felsefi anlamda Tantra iki sözcüğe bölüne bilir: Tan ve Tra. Tan sözcüğü genişletmek anlamına gelen Tanoti sözcüğünün köküdür. Tra sözcüğü ise özgürleştirmek anlamına gelen Trayate sözcüğünün köküdür. Böylece Tantra sözcüğü zihnin kapsamını genişlendirerek insanı özgürleştiren bir yöntem anlamına gelmektedir.

Tantra uyuşturucuya, içkiye ve kadınlara düşkün olan insanları bu kötü alışkanlıklardan kurtarmak için kullanılan bir kadim yöntemdir. Bazı kişiler Tantra sözcüğüne Yoga sözcüğü ekleyerek bir Tantra-Yoga tekniklerinin mevcut olduğunu derler. Bu tam bir uydurma. Yoga'nın Tantra ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu kişiler Tantra-Yogayı utanmadan Seks Yogası adlandırmaktadırlar ve bu konuda kitaplar bile yazmaktadırlar. Bu cahil kişiler bu kitaplarda Yoga adı altında insanlara bir rituel şeklinde grup seks yapmayı da önerirler. Bütün bunların Yoga'yla hiç bir ilgisi yok.

Yoga'da Brahmacarya prensibini uygulayarak insan en doğru, doğal ve dengeli yolla cinsel enerjisini kontrol edebilmektedir. Cinsel dürtünün bastırılması en yanlış uygulamalardan biridir çünkü cinsel ilişki evrensel, duygusal ve enerjik ihtiyaçlardan doğar. Her şeyden önce evrende yeni bedenlere ihtiyaç var. Beden öldükten sonra ruhun yeni bedene ihtiyacı var, bunun için de cinsel ilişkiler olmalıdır ki yeni bedenler doğsun ve bedenlerini kayıp etmiş ruhlar yeni bedenler alsın. Bu nedenle cinsel dürtü insanoğlunun genlerinden gelmektedir ve suni yolla bastırılması imkansızdır. Ayrıca cinsel ilişki bir duygusal ihtiyaçtır. İnsanın sevmeye, sevilmeye ve sevişmeye duygusal bir ihtiyacı var. Bu ihtiyaç insanın ruhundan gelmektedir çünkü aşk ruhun ebedi eylemidir. Nihayet, cinsel ilişki bir enerjetik ihtiyaçtır. Ruhun cinsi yoktur ve ilk haftalarda kadının karnındaki ceninin de cinsi belli olmuyor. Sonradan cinsin biri dominant olur, diğeri ise bastırılır. Böylece vücut ya erkek ya da dişi olur. Erkek bedeninde dişi enerjisi bastırılmıştır. Dişi bedeninde ise erkek enerjisi bastırılmıştır. Böylelikle dengeyi tutturmak için erkeğin dişi enerjisine, dişinin ise erkek enerjisine ihtiyacı vardır. Buna göre insanlar hep diğer yarılarının peşindedirler. Erkek ve dişi birbirini sevip, sarılıp ve seviştikçe erkek ve dişi enerjilerini paylaşmaktadırlar. Erkek dişiye erkek enerjisini, dişi ise erkeğe dişi enerjisini vermektedir. Böylece eşler cinsel enerji dengesini tutturur. Bunun için insan seviştikten sonra çok rahat, tatmin ve dingin olur. İnsan bu rahatlığı, tatminliği ve dinginliği korumayı öğrenmelidir. İşte Yoga bunu öğretmektedir. Yoga vasiyetiyle insan evrensel, duygusal ve enerjetik ihtiyaçlarını karşılayarak cinsel enerjisini kontrol edebilir ve rahat, tatmin ve dingin kalabilir.

Beşinci prensip olan Apavigraha sözcüğü ?açgözlülükten çekinme? anlamına gelir. Eğer insan maddi eşyaların peşinden koşturursa hiç bir zaman gereken dengeleri kuramaz. Maddi eşyaların çokluğu insana ne doyum, ne de mutluluk verir. İnsan maddi eşyaları daima düşünürse, onların peşinden giderse ve onlara sahip olmayı amaçlarsa bu onun maddi eşya isteğini hiç bir zaman doyurmaz. Bu yolla bu istek yalnız artar ve insan ne kadar çok maddi şeylere sahip olursa bu istek daha da artar bununla da tatminsizlik artar bu da insanin huzurunu kaçırır, bu da onu daha da mutsuz eder.

Maddi eşya isteğinin daima artmasının başka bir tehlikeli tarafı da var. Eğer insanın maddi eşya istekleri artarsa ama istediği maddi eşyaları elde etmek için maddi imkanlara sahip değilse bu istekler onu her türlü cinayete, kanunsuzluğa( yasadışılığa) ve suça sürükler. Bunun için birey maddi isteklerini kontrol altına alarak, yalnız ihtiyacı olan şeylerle geçinmeyi oğrenmelidir. Organize dinlerde Yama prensiplerine ahlak kuralları denir ve eğer insan onları uygulamazsa onun cehenneme gideceğini veya tanrı tarafından cezalandırılacağını söyleyerek dindarları korkuturlar ve bu ahlak kurallarının uygulanmasına zorlarlar. Oysa Yoga'da birey korkudan değil, bilinçten bu prensipleri uygulamaya başlar. Yoga yolunda olan insan bu prensipler üzerinde yoğunlaşarak onların uygulanmamasının nasıl onu negatif yönde etkilediğini, rahatsız ve mutsuz ettiğini görür. Böylece insan kendi tecrübesine dayanarak bilinç ve zeka yoluyla bu prensipleri uygulamaya başlar. Dindar insan bu prensipleri ahlak kuralları şeklinde sadece inancına dayanarak uyguladıkça bu kurallardan her an sapma ihtimali vardır. Eğer insan bu prensipleri tecrübesine ve zekasına dayanarak uygularsa, onda bu prensiplerden sapma ihtimali minimuma iner. Bilinçli insan bu prensiplerden sapsa da, anında zekasıyla bu sapma nedenlerini çözer ve bunun bir daha olmasını da engeller.

Zeka yolu inanç yolundan her zaman daha üstündür. İnanç yolu insani cehalete ve fanatizme sürükleyebilir. Zeka yolu ise insanı her zaman yükseltir.

Sitemize Reklam Verin
Sitemize reklam vermek için
0 212 275 66 00
numaralı telefonumuzdan bize ulaşabilirsiniz.
MAİL LİSTEMİZE KAYIT OLUN